Beşinci yılında 15 Temmuz mücadelesi

SELÇUK TÜRKYILMAZ
Abone Ol

Bir partinin yirmi yıl iktidarda kalması yıpratıcı olabilirdi. Fakat Erdoğan hâlâ milletin ortak kanaatlerini temsil etmektedir. Bu da onun hareketinin aslında toplumla bağını koparmadığını ve hâlâ yeni fikirleri ortaya çıkarma ve temsil etme kabiliyetine sahip olduğunu gösterir. Yerlilik ve millîlik kavramlarının 15 Temmuz’dan sonra yeni bir düşünme ve davranış biçimi olarak benimsenmesi bunun kanıtıdır.

15 Temmuz’un üzerinden beş yıl geçti. Anket çalışmalarına göre Türkiye’de FETÖ hakkında ortak bir kanaat oluşmuştur. Bu kanaat, seçkinler zümresinin aksi yöndeki beyanlarına ve kripto FETÖ’cülerin yoğun çalışmalarına rağmen oluşmuştur.

Ortak kanaatin oluşmasında 17-25 Aralık’tan sonra FETÖ ile mücadelenin açıktan yapılmasının büyük payı olduğunu söyleyebiliriz. 17-25 Aralık hukuk darbesinden sonra mücadelenin açıktan yapılması bir zorunluluktu fakat tarafını belirgin hâle getiren insan sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadardı. ‘Erdoğan’ın uzlaşmaz tutumu’ sayesinde mücadele gittikçe açık alana taşındı ve zamanla taraflar netleşmeye başladı.

Ortak kanaatin oluşmasında 17-25 Aralık’tan sonra FETÖ ile mücadelenin açıktan yapılmasının büyük payı olduğunu söyleyebiliriz.


FETÖ ile açık alandaki mücadelenin ilk zamanlarında ortaya çıkan kavramların dahi değişmesi sürecin dinamikliğine işaret eder. Hükûmetin mücadelesi, AK Parti’nin kavgası, Erdoğan’ın yalnızlığı gibi tanımlar geride kaldı ve 15 Temmuz’da olduğu gibi milletin mücadelesi öne çıktı. Bu da anket çalışmalarının işaret ettiği ortak kanaatin oluşum safhalarını görmemizi zorunlu kılmaktadır.

Emperyalistlerin kuklaları ‘seçkinleri’ de deşifre etti

Yaklaşık on yıllık bir zamana tekabül eden mücadele döneminde ortaya çıkan yerlilik ve millîlik kavramlarını ortak kanaate işaret etmesi bakımından ele almak gerekir. Günümüzde özellikle İslamcılık gibi ideolojik akımların gerilemesinden bahsediliyor. 15 Temmuz ve sonrasında meydana gelen hâdiseler ideolojik anlayışları da değişime zorladı.

Türkiye’nin aynı anda emperyalist devletlerle de mücadele içinde olduğu bir dönemde FETÖ gibi bağımlı yapıların içeriden diz çöktürme anlayışı ile hareket etmesi tarafların netleşmesi açısından önemlidir. İçerideki yapılar mutlak bir galibiyete odaklanmıştı. Emperyalist devletler adına hareket ettikleri ve vekâlet savaşının bir parçası oldukları anlaşıldıkça yerlilik ve millîlik kavramları yeni bir tutumu gösterdi.

Bağımlı yapıların uluslararası müdahalenin bir parçası olarak hareket ettiği anlaşıldıkça ortak kanaatler yaygınlık kazandı. Bu da ortak siyasî tutumun şekillenmesini kolaylaştırdı. Emperyalist devletlerin güdümündeki yapıların bağımlılık ilişkisine girdikleri görüldükçe seçkinler zümresinin haricî bağlantıları da açığa çıktı.

‘Açıktan savaşmak’ teröristlere kaybettirdi

Bir partinin yirmi yıl iktidarda kalması yıpratıcı olabilirdi. Fakat Erdoğan hâlâ milletin ortak kanaatlerini temsil etmektedir. Bu da onun hareketinin aslında toplumla bağını koparmadığını ve hâlâ yeni fikirleri ortaya çıkarma ve temsil etme kabiliyetine sahip olduğunu gösterir. Yerlilik ve millîlik kavramlarının 15 Temmuz’dan sonra yeni bir düşünme ve davranış biçimi olarak benimsenmesi bunun kanıtıdır.

  • 17-25 Aralık’tan sonra FETÖ ile mücadelenin açık alana taşınması diğer terör örgütleri için de doğrudan sonuçlar doğurdu. PKK, DAEŞ ve FETÖ’nün terör örgütleri olarak birlikte anılması elbette yeni bir duruma işaret etmektedir. Saydığımız bu örgütlerin belirli düzeylerde ilişki içerisinde olduğu görüldü.

Hendek terörü zamanında ve 15 Temmuz’dan sonra FETÖ ve PKK arasındaki derin ilişkiler ortaya döküldü. Çünkü her iki yapı vekâlet savaşının bir gereği olarak Türkiye’ye karşı savaştıklarını göstermek zorunda kaldılar. Türkiye’nin aynı anda üç ayrı yapıyla mücadele etmek zorunda kalması FETÖ ile mücadelenin açık alana taşınmasının sonucuydu. Diğer örgütler de tercihlerini açık alana taşımak zorunda kaldılar. Bunun sonucunda da kaybetmeye başladılar.

Gezi kalkışması, perdeleri kaldırdı

Türkiye’nin terör örgütleriyle mücadelesinin aynı zamanda emperyalist devletlerle mücadele etmek anlamına geldiğini yaşayarak görmüş olduk. Terör örgütlerinin emperyalist devletler tarafından desteklendiği bir fikir olarak benimseniyordu fakat aradaki bağların somut olarak fark edilmesi mümkün olmuyordu. Hatta Batılı değerler perde olarak kullanıldığı için kavram kargaşası yaşanıyordu. Gezi Parkı Kalkışmasında perdeye de ihtiyaç kalmadı.

  • Aynı yılda Mısır’da meşru bir şekilde iktidara gelen Mursî hükûmeti darbeyle iktidardan düşürüldükten sonra emperyalist devletler yeni iktidar ile ilişki kurmak için adeta birbiriyle yarıştı. Bu, 19. yüzyıl emperyalizmine dönüş anlamına geliyordu. Batılı değerleri perde olarak kullanmaktan vazgeçmiş oldular. Dolayısıyla terör örgütlerine destek konusunda da perde kullanmayı bir kenara bıraktılar.

Türkiye, Afrin’e müdahale ettiği zaman terör örgütleri ile emperyalist devletler arasındaki ilişkiler inkâr edilemeyecek kadar açığa çıktı. Böylelikle terör örgütleri hem gücünü hem de itibarını kaybetti. Türkiye, doğrudan emperyalist devletlerle savaşabileceğini göstermiş oldu. Bunun büyük sonuçlar doğurduğunu ve doğuracağını görmemiz gerekir.

Herkes bir tercih yapmak zorunda kalacak

Geride kalan beş yılın genel bir değerlendirmesini yapmak sürecin bundan sonraki aşamaları için de oldukça önemlidir. Kamuoyu araştırma şirketlerinin bulguları FETÖ hakkında bir kanaat oluştuğunu gösteriyor. Bu aynı zamanda FETÖ’ye karşı verilen mücadeleye destek anlamına gelir. Aynı kanaatin ve desteğin diğer terör örgütleriyle mücadele için geçerli olacağını söyleyebiliriz. Fakat sivil toplum başlığı altında toplanan kurumların farklı bir gündeme sahip olduğunu tespit etmek zor değil.


Farklı gündemlere sahip olmakla bu döneme mahsus muğlaklık ve belirsizlik arasında ilişki kurabiliriz. Birtakım örgütlü yapılar özellikle FETÖ’cülerin kurtarılması ve yeniden güçlenmesiyle alakalı olarak özel bir gündeme sahiptir.

Farklı gündemlere sahip olmakla bu döneme mahsus muğlaklık ve belirsizlik arasında ilişki kurabiliriz. Birtakım örgütlü yapılar özellikle FETÖ’cülerin kurtarılması ve yeniden güçlenmesiyle alakalı olarak özel bir gündeme sahiptir. Ortak kanaatler seçkinler zümresinin olumsuz tavrına rağmen oluşmaktadır. Bunu da yeni bir çatışma modeli olarak görebiliriz.

Türkiye’nin içeride ve dışarıda emperyalist devletlere karşı sert mücadelesi 15 Temmuz’da olduğu gibi bütün kesimleri tercih yapmaya zorlayacaktır.