Bin Zayed artık hesap vermeli

ADEM BİLAL
Abone Ol

Meryem el Beluşi’nin sol gözü artık görmüyor. Yediği dayaklar yüzünden ayakta durmakta zorlanıyor. Fakat bütün bunlara rağmen en temel hakkı olan tıbbi destekten mahrum bırakılıyor. Bin Zayed sadece maddi işkenceyle de yetinmiyor. Müslüman bir kıza yapılacak en rezil muameleyi yapıp duş alma yerinin tam karşısına kamera yerleştirecek kadar alçalmış vaziyette.

Geçtiğimiz hafta, Londra merkezli Stoke White hukuk bürosu, Veliaht Prens Bin Zayed ile karanlık işlerini gören Filistinli sağ kolu Muhammed bin Dahlan başta olmak üzere BAE yöneticileri hakkında suç duyurunda bulundu ve haklarında soruşturma açılmasını talep etti. Talep, İngiltere'de Londra Polis Teşkilatı Savaş Suçları Birimine, ABD'de Adalet Bakanlığı Savaş Suçları Bölümüne, Türkiye'de ise İstanbul Başsavcılığına yapıldı.

D10’un komünist yapay zekayla yeni soğuk savaşı
Gerçek Hayat

Suç duyurusunun temelini, BAE kontrolündeki paralı askerlerin Yemen’de işlediği cinayetler ve yapılan işkenceler oluşturuyor. BAE, Yemen’de bilhassa Islah Partisi’nin önde gelen isimlerine karşı düzenlediği suikast eylemleriyle de biliniyor.

BAE’nin Maşası Dahlan

Şikâyetçilerden Abdullah Süleyman Abdullah Devbaleh, Yemen’in başkenti Sanaa’dan bir gazeteci. Husiler şehri ele geçirip çalıştığı haber kanalını kapatınca güneydeki Aden şehrine kaçmış. Burada Islah Partisi ile koordineli olarak çalışırken 2015 yılında BAE’nin emriyle Amerikan paralı askerlerinin gerçekleştirdiği bombalı saldırıdan kılpayı kurtulmuş. Devbaleh’e göre saldırı emrini veren Veliaht Prens Bin Zayed, organize eden isim ise Muhammed Dahlan.

Şikâyetçilerden Adil Salim Nasır Mufceh ise BAE’nin Yemen’deki işkence merkezlerinden birinde kalmış. Diğer mahkûmlar ile birlikte gayrı insânî pek çok muameleye mâruz bırakılmış.

Diğer şikâyetçi Salah Muslim Salim Batis’in de kardeşi BAE’nin emriyle infaz edilmiş. Kendisi de tehditlere maruz kaldığı için ülkeden kaçmak durumunda kalmış.

Bin Zayed'in Suikast Timi

Bin Zayed’in suikast timi Gilmore, Dahlan, ve Golan

"BuzzFeed News" internet sitesi 16 Ekim 2018'de Aram Roston imzalı bir dosya yayınladı. “Amerikan Paralı Askerleri” başlıklı dosyanın spotu “Bir Ortadoğu monarşisi, siyasi rakiplerini öldürmek için eski Amerikan askerlerini kiraladı. Savaşın gelecekteki şekli bu olabilir” şeklinde atılmıştı.

Dosya şu cümlelerle başlıyordu:

  • “Elinde bir kaleşnikof, ağzında bir lolipop ile eski Amerikan yeşil berelisi zırhlı cipin arkasına zıpladı ve Aden şehrinin karanlık sokaklarında kayboldu. Görevdeki iki diğer komando ise eski donanma özel kuvvetler mensubuydu. Hepsi de özel eğitimli savaşçılar olarak ülkelerini korumak için yıllarını vermişlerdi. Fakat şimdi başkaları hesabına çalışıyorlardı. İran körfezindeki küçük çöl monarşisi BAE tarafından kiralanmış özel bir Amerikan şirketine... 2015 yılının 29 Aralık gecesi, görevleri bir suikastı yerine getirmekti.”

Bir sonraki paragraf ise kimi hedef aldıklarını gözler önüne seriyordu.

Ensaf Ali Mayu

“O gece hedefleri, İslamcı Islah Partisi’nin lideri Ensaf Ali Mayu oldu. BAE’ye göre Islah Partisi Müslüman Kardeşler’in Yemen şubesiydi, dolayısıyla bir terör örgütüydü. Bir üyesi Nobel Barış Ödülü alan Islah Partisi çoğu uzmana göre bir terör grubu sayılamazdı. Meşru bir siyasi parti olarak Islah, BAE’yi şiddet yoluyla tehdit etmiyordu. Fakat BAE’nin Yemen üzerindeki hırslarını açıkça dile getiriyordu.”

BAE Albayı İsrailli Yahudi

Ve şu kısma dikkat...

“Amerikan askerlerini kiralayıp suikastı gerçekleştiren şirketin adı Spear Operations Group. Delaware merkezli şirketin kurucusu Pittsburg dışında yaşayan bir Macar Yahudisi, aynı zamanda İsrail vatandaşı olan Abraham Golan. Mayu suikastini yöneten de o... Golan, BuzzFeed’e şöyle dedi:

  • - Yemen’de bir suikast programı belirlenmişti. Bu işi ben yürütüyordum. Bunu gerçekleştirdik. Bu program BAE tarafından onaylanmıştı.”

Mayu suikastı başarısız olmuş, bu yüzden suikastçı ekibin Dahlan ile arası bozulmuştu. Ama Golan’a göre yine de başarılı sayılırdı. Çünkü Mayu, uzunca bir müddet ortalıkta görünmemişti. Dosyada yer alan en ilginç cümle ise Golan’ın ekibinden Gilmore’a ait:

  • “Evet, suikast yaptığımız isimlerin içinde siyasi nedenlerin dışında Veliaht Bin Zayed’in şahsen kin duyduğu birilerinin olması da mümkün. Elimizden geldiğince şahsi bir hesaplaşmanın tarafı olmaktan kaçınsak da böyle bir ihtimal söz konusu.”

Bu arada Bin Zayed’in her iki suikastçıya kendi ordusu içerisinde resmi unvanlar verdiğini de aktarmış olalım. İsrailli Yahudi suikastçı Abraham Golan albay rütbesi almış, sağ kolu Gilmore ise yarbay.

Sudanlı Gençler De Dava Açtı

Sudanlı gençler BAE'yi protesto ediyor

Bin Zayed’e dava açanlar sadece Yemenliler değil, Sudanlı gençler de Bin Zayed’den şikâyetçi. Yemen’de İsrailli suikastçılar ile iş tutan Bin Zayed, Libya’da çeteci Hafter’in yanında yer alıyor. Meşru Trablus hükümetine karşı Hafter’e ciddi silah yardımında bulunan BAE liderinin desteği bununla sınırlı değil. İşin içinde Hafter için asker devşirmek de var. Peki, bu askerler nereden devşiriliyor? Daha ziyade Sudan’dan.

Türkiye ile işbirliğini sıkılaştırıp Sevakin adasını 99 yıllığına Türkiye’ye kiralayan Sudan lideri Ömer Beşir’i devirmekle işe girişen BAE, ülke içerisindeki nüfuzunu Sudanlı gençleri kandırıp Hafter için ölüme göndermek için kullanıyor. Bunun için izlediği yöntem ise hiç dürüst değil, tam kendisine yaraşır biçimde kalleşçe.

500 Dolara Asker Devşiriyorlar

Bakın, BAE Sudanlı gençleri nasıl avlıyor?

Sudan çok fakir bir ülke olduğu ve bilhassa son yıllarda birçok badireden geçtiği için gençler işsiz ve gelecekten umutsuz. Bu durumu istismar eden BAE yönetimi, ülkede şirketler kuruyor. Bu şirketler üzerinden gençler için iş ilanları veriyor. İlanlar mesela şu şekilde oluyor, “Petrol tesislerinde görev yapacak güvenlik görevlisi alınacaktır.” Yapılacak iş güvenlik görevi, maaş da Sudan için hayli iyi bir rakam sayılan 500 dolar olunca gençler iş için kuyruğa giriyor.

  • İşe alınan gençler BAE’ye görülüyor ve ilk önce pasaportlarına el konuyor. Daha sonra kendilerine Güney Afrika’daki bir petrol tesisine nakledilecekleri söylenip Libya’ya sevk ediliyorlar. Libya’daki askeri bir kampta yoğun şekilde geçen üç aylık askeri eğitim sonrası çeteci Hafter’in ekibine dâhil oluyorlar. Daha Libya’ya iner inmez Bin Zayed’in yalanı ortaya çıkıyor ama ölüm tehditleri arasında kimsenin gıkı bile çıkmıyor. Sadece bir fırsatını bulup aileleriyle irtibata geçenler, ailelerinin hükümet nezdinde yaptığı baskılar neticesi bu ölüm çemberinden kurtulabiliyor.

Bu Bir İnsan Kaçakçılığı

Avukat Süleyman el Ciddi

Hafter’in çetesine adam kazandırma işini yapan BAE şirketi Black Shield’e 2 Mart 2020’de dava açan avukat Süleyman el Ciddi’nin 412 müvekkili bulunuyor. Hepsi de Bin Zayed’in yalanlarına kanıp iş aramaya çıkmış Sudanlı gençler. Avukat el Ciddi’nin davaya ilişkin sözleri şöyle:

"Black Shield şirketi, insan kaçakçılığı yapmıştır. Sorumlular mutlaka cezalandırılmalıdır. Müvekkillerim güvenlik görevlisi olarak işe alındıklarını düşünerek BAE'ye gitmiş ancak savaşçı olarak Libya'ya gönderilmiştir. Mağdurlara herhangi bir tazminat da ödenmemiş değildir."

Henüz BAE'de bulunuyorken Hafter çetesine katılmayı reddeden Sudanlı Mahmud Ahmed Abdu’nun başından geçenler özenle not alınmayı hak ediyor. 31 Ocak’ta AA muhabirine konuşan Abdu, BAE’de bir şirketin güvenlik görevlisi olarak çalışacakları vaadiyle kendisi dâhil 400 civarındaki Sudanlı gencin 2019 Kasımında bir seyahat acentasına götürülerek sözleşme yapıldığını, haksız yere 15 bin Sudan lirası ödediklerini, BAE’ye gittikten sonra da askeri bir kampa alındıklarını ifade ediyor.

Sudanlı Subayın Orada İşi Ne?

İnsan hakları ihlalleri şehirlerde niçin artıyor?
Gerçek Hayat

Kampta kendilerini Sudanlı bir subayın karşıladığını söyleyen Abdu, burada kalaşnikof, roketatar, havan topu ve çeşitli bomba eğitimleri aldıktan sonra Black Shield şirketinin müdür yardımcısı ile görüştüklerini ve bu kişinin tuğgeneral rütbesinde bir BAE ordu mensubu olduğunu aktarıyor. Bu şahsın kendilerine bir dış görevden bahsettiğini, “Bu görev Yemen’de mi” sorusuna hayır cevabı verdiğini fakat “Libya’da mı” sorusuna cevap vermediğini belirten Abdu, hem kandırılıp Libya’ya giden arkadaşlarından duydukları hem de medyada çıkan haberler nedeniyle ülkelerine geri dönme kararı verdiklerini ilave ediyor.

İşkence Yapmayı İyi Bilirler

BAE Albayı İsrailli Yahudi Golan’ın ekibinden Gilmore’un sözünü nakletmiştik, hatırlarsanız.

  • “Evet, suikast yaptığımız isimlerin içinde siyasi nedenlerin dışında Veliaht Bin Zayed’in şahsen kin duyduğu birilerinin olması da mümkün” diyordu.

Bu söz, öylesine söylenmiş değil. Bin Zayed ve yakın çevresi hakkında son derece önemli ipuçları içeriyor. İnsan öldürmekten ve bilhassa işkence yapmaktan haz duyan sapık ruhlu varlıklar olduklarına dair pek çok kanıt var önümüzde.

İsa Bin Zayed sadizm ve gücün kötüye kullanımı deyince akla gelen ilk isim. ABC News tarafından ele geçirilen videoda İsa’nın Afgan bir tahıl tacirine kendisini aldattığı iddiasıyla yaptığı işkenceler yer alıyor.

Bin Zayed’den başlayalım. İlk örnek, Arap asıllı ABD’li işadamı Halid Hasan. Hasan, 1984 yılının Ocak ayında Bin Zayed’in talimatıyla kaçırıldı ve ertesi yılın Kasım ayına dek tam 22 ay boyunca penceresi bulunmayan küçücük bir hücrede rehin tutuldu. Bu süre zarfında sürekli işkence gördü. Hatta bu işkencelere bizzat Bin Zayed’in diğer aile üyeleriyle birlikte eşlik ettiğini söyledi. Canını zor kurtarıp soluğu ABD’de aldı. Burada Bin Zayed aleyhine açtığı dava yıllar sürdü. 2013 yılında konuyu sonsuza dek kapamak ve sesini kesmek şartıyla kendisine 10 milyon dolar ödeme yapıldı.

Suriye'ye Bağış Yapan Genç Kız

Meryem el Beluşin

Bin Zayed’in takıntılı kişiliğine diğer bir örnek ise Meryem el Beluşi. 2015 yılında henüz 21 yaşındayken Teknoloji Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Beluşi tutuklanıyor. Suçu ne peki? 2013 yılında Suriyeli muhtaçlar için 2300 dirhemlik bir bağış yapmış. 4300 TL civarındaki bağış, Bin Zayed’in gözünü döndürmeye yetiyor. Kızcağız apar topar tutuklanıyor. Suçu, terörizmi finanse etmek. Vesbe cezaevine tıkılan Meryem, tam beş yıldır inanılmaz kötü şartlar altında orada.

  • Geçenlerde her şeyi göze alarak gizlice ses kaydını dışarı çıkarmayı başaran Meryem’in Mart ayında intihara teşebbüs ettiğini belirtelim. Ses kaydının en dikkat çeken bölümlerinde biri, kendisine işkence yapan Ummu Hamid isimli kadın gardiyanın söyledikleri. Meryem, gördüğü işkenceden canı yanınca Ummu Hamid’e kendisini insânî kuruluşlara ve ülkenin idarecisi Bin Zayed’e şikâyet edeceğini söylüyor. Bunun üzerine kadın gardiyan kahkaha atmaya başlıyor. Ve diyor ki: “Seni buraya tıkan, sana bu işkenceleri yaptıran kim? Bizzat Bin Zayed’in emriyle sana bu eziyetleri yapıyorum.”

Meryem el Beluşi’nin sol gözü artık görmüyor. Yediği dayaklar yüzünden ayakta durmakta zorlanıyor. Fakat bütün bunlara rağmen en temel hakkı olan tıbbi destekten mahrum bırakılıyor. Bin Zayed sadece maddi işkenceyle de yetinmiyor. Müslüman bir kıza yapılacak en rezil muameleyi yapıp duş alma yerinin tam karşısına kamera yerleştirecek kadar alçalmış vaziyette.

Kardeşi De Ruh Hastası

İsa Bin Zayedn

Bin Zayed bu konularda yalnız değil. Ailenin diğer üyeleri kendisiyle yarışıyor. Joshua Keating imzasıyla 24 Temmuz 2009’da yayınlanan Foreign Policy makalesinin başlığı “Dünyanın en kötü oğulları.” Verilen ilk örnek, Veliaht Bin Zayed’in kardeşi İsa. Bakın, kendisi hakkında neler yazıyor?

İsa Bin Zayed’in işkence videosu

“Resmi bir görevi henüz yok, ancak ülkenin önde gelen emlak zenginlerinden. El Hâkime kulesini ölen babası adına dikti. Şu günlerde bir çöl gecesi çekilen video görüntüleri sayesinde, İsa Bin Zayed sadizm ve gücün kötüye kullanımı deyince akla gelen ilk isim. ABC News tarafından ele geçirilen videoda İsa’nın Afgan bir tahıl tacirine kendisini aldattığı iddiasıyla yaptığı işkenceler yer alıyor. Görüntülerde İsa otomatik bir silahla adamın etrafına kurşun yağdırıyor, ağzına kum dolduruyor. Hatta elektrik veren bir sopayı kullanarak adamın erkeklik şerefiyle oynuyor, yakma teşebbüsünde bulunuyor, kanayan yaralarına tuz basıyor.”

Mehmet Ali Öztürk'ü Unutmayalım

Mehmet Ali Öztürk

Suriye konusundaki hassasiyeti ve yaptığı hayırsever faaliyetleriyle bilinen bakliyat taciri Mehmet Ali Öztürk, Dubai’deki gıda fuarına katılmak için 18 Şubat 2018’de ülkeye giriş yapıyor. Bin Zayed’in talimatıyla 20 Şubat günü kaldığı otele baskın yapılarak gözaltına alınan Öztürk, o günden beri BAE’de tutuklu. BAE dahilinde işlediği bir suç bulunmayan Öztürk’ün tutuklu kalmasında hukuken hiçbir gerekçe mevcut değil. Meryem el Beluşi örneğinde olduğu gibi uyduruk bir terörü destekleme iddiasıyla müebbed hapis cezası verilmiş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye aleyhine ağzından tek kelime alamayan Bin Zayed, Öztürk’e de bildiği en iyi şeyi yapıyor, işkence uyguluyor. Bir müddet zincire vurulmuş vaziyette hücreye kapatılan Mehmet Ali Öztürk şu anda tıpkı Meryem el Beluşi gibi Vesbe cezaevinde tutuluyor.

Uluslararası hukukun mahkumlara tanıdığı en tabii haklardan mahrum bırakılan Öztürk, yargılama süresince ne avukatı ile, ne ülkede bulunan Türk konsolosu ile görüştürüldü. Elçilik tercümanı yerine Türkçesi son derece yetersiz başka bir tercümana mecbur bırakıldı. Kendisiyle yapılan son görüşmede ise koronavirüs nedeniyle cezaevinde şartların son derece kötüleştiğini, mahkumlar olarak adeta ölüme mahkum edildiklerini söylüyor.