Bin Zayed Mescid-i Aksâ’ya gelebilir mi?

YVONNE RİDLEY
Abone Ol

Normalleşme anlaşmasıyla karşılıklı turistik seferlerin başlayacağını ifade eden BAE yönetimi, kendi vatandaşlarının Mescid-i Aksâ’yı ziyaret edebileceklerini açıkladı. Fakat Kudüs müftüsünün fetvasıyla bu ziyaretlerin İslâmî açıdan durumu tartışmalı bir hâle gelmiş oldu. Filistin toplumunun bu ziyaretlere vereceği tepkiyi tahmin etmek ise güç değil. Mesela Bin Zayed Mescid-i Aksâ’ya gelebilir mi?

Filistinliler ayakta kalma mücadelesi veriyor. İsrail de onları yeryüzünden silmek için elinden geleni ardına koymuyor. Netanyahu’nun Batı Şeria’yı ilhak planı kimseye sır değil. Bu bağlamda, Kudüs Müftüsü’nün BAE vatandaşlarına Mescid-i Aksâ ziyaretini yasaklayan fetvası hiç kimseyi şaşırtmamalı. Tel Aviv ve Abu Dabi ne umuyor? Arap ülkelerinin kendilerine zulmedenlerle normalleşmesine Filistinlilerin yutkunarak bakmasını mı?

Arap dünyası isterse tamamen onları terk etsin, Filistinlilerin Siyonizme direnişi bitecek mi sanıyorsunuz? Pes mi edecekler sizce? Her zaman demişimdir, Filistin coğrafi olarak Cezayir yahut Türkiye’ye biraz daha yakın olsa çoktan özgür olmuştu. Ne Türkiye’nin, ne de Cezayir’in direniş damarı etraftaki komşularda yok. BAE örneğinde vaziyet görülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Diplomatik ilişkileri askıya almak veyahut büyükelçiyi geri çekme gibi bir adımımız olabilir. Çünkü biz Filistin halkının yanındayız. Filistin'i hiçbir zaman yedirmedik, yedirtmeyeceğiz" diyerek BAE’nin İsrail ile normalleşme anlaşması imzalamasına verdi veriştirdi.

Bulaşıcı hastalık gibi

Arap dünyasında İsrail ile normalleşmenin ilk adımlarını 1979 yılında Mısır, 1994 yılında ise Ürdün atmıştı. BAE üçüncü ülke oldu ama peşinden Bahreyn’i de getirdi. Sırada muhtemelen başkaları da var. Dolayısıyla BAE’nin İsrail ile normalleşmesi Mısır ile Ürdün örneklerinden çok farklı. Bulaşıcı bir hastalık gibi.

  • Arap dünyası maalesef Amerika ile İsrail’e boyun eğmeyi artık kanıksamış bir yönetici kitlesiyle çevrili. Bu ilişkide kim kimin yularını tutuyor, uzun yıllar önce bıraktım izlemeyi. Bildik bir hikâye bu. Uyuşturucu satıcısıyla bağımlı müşterisi, fahişeyle pezevengi neyse o. Biri olmadan diğeri bir hiç.

Kudüs Müftüsü Muhammed Hüseyin’in İsrail ile normalleşenlere Mescid-i Aksâ’yı yasaklayan tavizsiz fetvası bu bağlamda hayli mânidâr. BAE’yi, daha doğrusu Bin Zayed’i hedef aldığı ortada. Zira müftü, Kudüs ziyareti yapmak isteyenlerin Filistin veya Ürdün üzerinden gelmesi gerektiğini söylüyor. Tel Aviv’in Ben Gurion havaalanı üzerinden değil.

İsrail ile normalleşme yanlılarının Kudüs’ü siyonistlere bağışlayan “Yüzyılın Anlaşması”na destek verdiğini, dolayısıyla Kudüs’e ihanet ettiğini belirten müftü, böylelerinin Mescid-i Aksâ’da namaz kılmalarının kabul edilemeyeceğini ifade etti. Şu sözler ona ait:

“Mukaddes Mescid-i Aksâ sadece Müslümanlar içindir. Uzaktan veya yakından hiç kimsenin onu kirletmesine izin verilemez.”

Bin Zayed’in mumu söndü

Trump, normalleşme anlaşması karşılığında Batı Şeria ilhakının askıya alındığını açıklasa da daha sonra Netanyahu bunun aksine bir beyanda bulunmuş, Batı Şeria üzerindeki kontrollerinden vazgeçmeyeceklerini vurgulamıştı.

Bu açıklama, “Batı Şeria’nın ilhakını ben engelledim” şeklinde kendine pay çıkaran BAE Veliaht Prensi Bin Zayed’in yalandan böbürlenmesini de boşa çıkarmış oldu.

Normalleşme anlaşmasıyla birlikte karşılıklı turistik seferlerin başlayacağını ifade eden BAE yönetimi, kendi vatandaşlarının Mescid-i Aksâ’yı ziyaret edebileceklerini açıkladı. Fakat Kudüs müftüsünün fetvasıyla bu ziyaretlerin İslâmî açıdan durumu tartışmalı bir hâle gelmiş oldu. Filistin toplumunun bu ziyaretlere vereceği tepkiyi tahmin etmek ise güç değil. Mesela Bin Zayed Mescid-i Aksâ’ya gelebilir mi? Belki de bu yüzden, Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk yakın bir gelecekte İsrail ile normalleşmeyi düşünmediklerini söylemek zorunda kaldı.

Sırada Sudan mı var ?

Hamduk’un sözüne en ilginç yorum ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’dan geldi. Pompeo, Hamduk hükümetinin bir geçiş dönemini ifade ettiğini, bu nedenle İsrail ile normalleşme kararı verecek yetkiye sahip olmadığını söylemek suretiyle vaziyeti kurtarmaya çalıştı. Geçen yıl iktidara gelen geçiş hükümeti, 2022’de yapılması planlanan seçimlere dek görevde kalacak.

Washington'un zorba veletleri, Sudan’ı teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarma işini İsrail ile normalleşmeye bağladılar, buna şüphe yok. Fakat Sudan’ın iç dengeleri böyle bir kararı ne derece kaldırabilir, asıl mesele bu. Nitekim Netanyahu, Şubat ayında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el Burhan ile normalleşme işini konuştuğunu söylemiş, fakat Sudan hükümetinden İsrail’e böyle bir söz verilmediği açıklaması gelmişti.

Sudan hükümeti içerde pek rahat değil. Zira ülkedeki protesto hareketine öncülük eden Özgürlük ve Değişim Güçleri, mevcut hükümetin İsrail ile ilişkileri normalleştirme yetkisi olmadığını düşünüyor. Filistinlilerin kendi topraklarında egemenlik hakkı olduğunu, hür ve şerefli bir hayatı hak ettiklerini önemle vurguluyor.

İşgal bitmeden asla!

Washington yanlış yapıyor. Arap devletlerinin titrek yöneticilerine ucûbe bir metni dayamak yerine daha önce denenmemiş tek şey yapılmalı, Filistinlilerle gerçek bir barışın peşine düşülmeliydi. Yeryüzünün en çok haksızlığa uğrayan insanlarına toprakları iade edilmeli, vahşi işgal son bulmalıydı. Fakat er ya da geç anlayacaklar. Bir barış yapılacaksa, bu ancak Filistinlilere meşru haklarını iade etmekle mümkün olacak.