Çocuğunuz organını aldığınız kişiden olabilir

KEMAL ÖZER

Allah’ın yaratma biçimi olan fıtratla oynarsanız, insanı kobay faresine çevirirseniz olacak bundan başkası değildir. Allah muhafaza! Kim bilir belki bu daha iyi günlerimizdir! Kimin anne, kimin baba; kim kimin çocuğu, kim kimin ebeveyni olduğunun bilinmediği karanlık bir çağ bizi bekliyor belki de!... İşin garibi, bu gelişme ülkemizde hiçbir gazetede manşet bile olamadı...

‘Organ nakli’ ve ‘beyin ölümü’ meselesi hakkında çok şey yazıp çizdik. Benzer pek çok tehlikeye dikkat çektik. Ama böylesi ile ilk kez karşılaşıyoruz.

Vatikan’ın haftalık resmi yayın organı L’Osservatore Romano’nun 3 Eylül 2008 tarihli nüshasında Biyoetik uzmanı Lucetta Scaraffia tarafından neşredilen başmakalede, “Ölümün yeni tanımı, reel bir bilimsel ilerlemeden ziyade ‘artan organ bağışı zarureti’ dolayısıyla ortaya çıktı. Vatikan Şehir Devleti’nde, beyin ölümü onaylanması gerçekleşmez. Beyin ölümü tanımından asıl faydayı, organ bekleyen insanlardan ziyade sağlık endüstrisi sağlıyor. Hastaların muhtemel bir beyin ölümü durumunda bağış yapmayı önceden kabul etmeleri, bilimsel istismar sonucu kadavra olarak kullanılmaları bu sorunlar arasındadır. Beynin artık çalışmaması durumunda insan hayatının sona erdiği ve buna mukabil organların sun-î solunum sayesinde hayatta kalmayı sürdürdüğü fikri, insanın varlığını sadece beyin faaliyetlerine bağladığı için Katolik doktrininin insan tanımıyla karşıt bir görünüm arz ediyor” denilmişti.

Bu yayın üzerine bazıları ‘bu Vatikan’ın resmi görüşü değil’ diye itiraz etmişse de, Vatikan sözcüleri ‘burada uygun olmayan metinler neşredilmez’ benzeri bir cümleyle itirazları boşa düşürmüştü.

Biyoetik uzmanı Lucetta, ''Hastaların muhtemel bir beyin ölümü durumunda bağış yapmayı önceden kabul etmeleri, bilimsel istismar sonucu kadavra olarak kullanılmaları bu sorunlar arasındadır'' diye konuştu...

CİNAYETTİR, CİNAYET!

Bir konuda Vatikan’la aynı düşünüp, Müslüman doktor ve bazı ilahiyatçılardan farklı bir neticeye ulaşacağıma inanmazdım. Sayelerinde bu da oldu.

Yaklaşık 15 yıldır konu hakkındaki gelişmeleri izleyen, bu hususta onlarca makale yazmış, haber yapmış, hatta çok yakında genişletilmiş nüshası Ketebe yayınlarından çıkacak olan “Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler” isimli eseri kaleme almış kişi olarak diyorum ki, ilahiyatçılar ve tıpçıların tümü itiraz etse bile “beyin ölümü” diye bir şey yoktur. Bu teşhis, insanlıkla dalga geçmektir. Neticesi de CİNAYETTİR!

Sadece 3 ay sonra Long’a ait kan DNA’sı, vericinin DNA’sına dönüşür.

‘MİDEMİ TIP TEPTİ BENİM’

İçine düştüğümüz durumu, yüzlerce sayfa metin kaleme almaya mahal bırakmayacak şekilde özetliyor Ömer Hayyam ve Neyzen Tevfik birkaç mısrâ ile.

Ömer Hayyam:

Bir elde kadeh, bir elde Kuran;

Bir helâldir işimiz, bir haram.

Şu yarım yamalak dünyada

Ne tam kâfiriz, ne tam Müslüman!

1933’de Neyzen Tevfik’de:

Bir hazâkatzedeyim midemi tıp tepti benim

Kırk katır tepse yıkılmazdı şu âciz bedenim

Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere

Bir mezar oldu cihan, sanki etibbâ haşere

Hastane sanarak yok yere girdim çıktım

İbret aldım oralardan ve canımdan bıktım

Avnî’min himmeti erdi yine imdadımıza

Hâtime çekti bir el nâle vü feryadımıza

Kalmamıştır aciz bedenimde bir şey

Yaşasın sine-i millete Hasan Vasıf Bey

2013'de vizyona giren 'Kaçış Planı' filmi dünya genelinde ses getirmişti...


Başrollerini Sylvester Stallone, Arnold Schwarzenegger ve Jim Caviezel’in oynadığı 2013 Amerikan yapımı ‘Kaçış Planı’ filmindeki şu cümle, tıp mesleğinin içler acısı hâlini özetliyor: “Doktorlar, hakkında çok az şey bildikleri hastalıkları tedavi etmek için; daha az bildikleri ilaçları, haklarında hiçbir şey bilmedikleri insanlara reçete eden insanlardır.”

Mevdudi merhum fıtratla savaşmayı, ‘Allah’ın yarattığını değiştirmek’ sözünden kast olunan mânânın ‘bir şeyin, Yaratanın rızası hilafına yaratılış gayesinden çıkarılıp, İlahî hikmete kafa tutarcasına ayrı bir yönde kullanılarak onu heder etmek’ olarak görmekte.

Sperm ve yumurta vermek, nesebin de değişmesine neden oluyor.

ÇOCUĞUNUZ ORGANINI ALDIĞINIZ KİŞİDEN OLABİLİR

Ürkütücü keşfin haberi, geçenlerde ABD'den geldi. Amerika Birleşik Devletleri'nde kemik iliği nakli yapılan kişinin sadece kanında değil, göğsü ve kılları hariç tüm bedeninde donörün (vericinin) DNA’sı tespit edildi.

Daha beteri...

Alıcının sperminden alınan DNA da donöre (organ vericisine) ait çıktı.

Anlayacağınız durum vahim. Yani organ vermek sadece organ vermekten ibaret değilmiş.

Tıpkı sperm ve yumurta vermek gibi, nesebin de değişmesine neden oluyormuş.

Buna facia denmezse ne denir? Felaket mi, afet mi?

O hâlde devam edelim ve tane tane anlatalım.

Kimin anne, kimin baba; kim kimin çocuğu, kim kimin ebeveyni olduğunun bilinmediği karanlık bir çağ bizi bekliyor belki de!...

İLK KÂBUS 2004’DE YAŞANIR

Adli tıp uzmanı Brittner Chilton’ın belirttiğine göre, ilk hâdise 2004 yılında Alaska’da yaşanır.

İşlenen suçun delili toplanır. Ancak ters giden bir şey vardır.

Suç mahallinde bulunan DNA örneğinin sahibi o sırada hapistedir. Dedektifler şoktadır. Hapishane ile temasa geçilir, DNA’sı bulunan zanlı tutukludur. Adam hapisten hiç çıkmamıştır.

Mahkûmun durumu incelendiğinde, kendisine kemik iliği nakli yapıldığı öğrenilir. Donöre ulaşılır, testler yeniden başlar. Neticede organ veren kişinin DNA’sı alıcıya geçmiştir. Yani bir DNA ve iki kişi vardır ortada. Gerçek suçlu bulunmuştur bulunmasına da, ortada tarifsiz bir gariplik vardır!

Alıcının çocuğu olursa baba kim olacaktır? Verici mi, yoksa alıcı mı?

Doğan çocuklar kime anne yahut baba diyecek?

MEĞER BU TEK ÖRNEK DEĞİLMİŞ

2004, 2005, 2008 ve 2014... Şu anda erişebildiğimiz örnek sayısı tam dört adet.

Şimdilik diğer örnekler yerinde dursun, son hâdisenin hikâyesine bakalım. Dosyamızda da okuyacağınız gibi ABD’nin Nevada eyaletinde Washoe County Şerifi bürosunda görevli Chris Long’a 2014 yılında Alman bir vericiden kemik iliği nakledilir.

Adli tıp bölümünde çalışan mesai arkadaşları, bu operasyonun Long’un DNA’sını nasıl etkileyeceğini merak ederler.

Long’un da izniyle düzenli olarak DNA örnekleri alınmaya başlar.

Sıkı durun işler iyice sarpa saracak.

Bilindiği üzere başkalarının spermlerini bankalardan alıp gebe kalanlar var...

Sadece 3 ay sonra Long’a ait kan DNA’sı, vericinin DNA’sına dönüşür.

Değişim bununla biter mi? Hayır!

Nakledilen ilik, Long’un bütün genetik yapısını değiştirmektedir.

Dördüncü yılın sonunda saç ve göğüs kılları hariç alıcının tüm DNA’sı değişmiştir.

Bitti mi? Hayır!

Sonunda en korkulan da olmuş; Long’un spermleri de vericinin DNA’sına dönüşmüştür.

Bu gelişmeyle işler iyice çıkmaza girmiştir.

Kimin anne, kimin baba; kim kimin çocuğu, kim kimin ebeveyni olduğunun bilinmediği karanlık bir çağ bizi bekliyor belki de!...

ÇOCUKLAR KİMİN, VERİCİNİN Mİ, ALICININ MI?

İki çocuk sahibi Long yapılan bir ameliyat sonucu artık çocuk sahibi olamayacaktır ama mesele sadece Long değildir. Sperm değiştiğine göre nakil sonrası doğacak çocuklar kimin çocuğu olacaktır? Alıcının mı, yoksa iliği verenin mi?

Doğan çocuklar kime anne yahut baba diyecek?

Alıcıya mı, donöre mi?

Hadi buyurun, işin içinden çıkın da görelim!

Allah’ın yaratma biçimi olan fıtratla oynarsanız, insanı kobay faresine çevirirseniz olacak bundan başkası değildir. Allah muhafaza! Kim bilir belki bu daha iyi günlerimizdir!

Kimin anne, kimin baba; kim kimin çocuğu, kim kimin ebeveyni olduğunun bilinmediği karanlık bir çağ bizi bekliyor belki de!...

İşin garibi, bu gelişme ülkemizde hiçbir gazetede manşet bile olamadı...

Faruk Beşer Hocamız gibi istisnaları saymazsak; ne Tıp, ne de İlahiyat camiası meseleyi dert edinmiş durumda.

Başkalarının spermlerini bankalardan alıp gebe kalanlar...

Bedeni bozulmasın diye çocuğunu taşıyıcı anneye doğurtanlar...

Rahim ve yumurtalık nakli yaptıranlar…

Sahi, nereye gidiyoruz?