DSÖ ve BM skandallarından bıktık: Afrika 5’ten büyük!

MAMADOU ABDOUL - AKADEMİSYEN / ORTA AFRİKA CUMHURİYETİ
Abone Ol

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus geçen Salı günü, Ağustos 2018 ile Haziran 2020 arasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde gerçekleşen yetmiş civarındaki “taciz” ve “cinsel istismar” olayından dolayı mağdurlardan özür diledi.

Peki, bu özür yeterli miydi? AB üyeleri, ABD, Kanada, Japonya, Avustralya ve Brezilya da dâhil olmak üzere toplam 53 ülke soruşturmanın yavaş yürümesinden ve şeffaf olmamasından şikâyetçi. Dahası, ortalıkta DSÖ’nün cinsel saldırı ve taciz vakalarından haberdar olduğu ve meselenin üzerini kapatmaya çalıştığı rivayetleri dolanıyor.

İş vaadiyle kandırmışlar

Mayıs ayı ortasında yayınlanan bir soruşturmaya göre 22 Kongolu kadın, tecavüz ve istenmeyen gebelikleri içeren şikâyetlerle DSÖ görevlilerini cinsel istismarla suçladı. Müfettişlerin soruşturması benzer iddiaları ortaya çıkardı. Savunmasız kadınlar çalışanlar tarafından sömürülmüş. Hâdiselerin, Ebola krizi (2013-2016) sırasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki Butembo kasabasında meydana geldiği iddia ediliyor.

Geçen yıl da ülkenin kuzeydoğusunda yer alan Beni şehrinde 51 kadın hakkında benzer vakalar bildirilmişti. DSÖ çalışanı kadınlar da bu iğrenç fiillerden kendisini kurtaramıyor. Nitekim lojistik komisyonunda çalışan Nadira isimli kadın, Şubat 2019’da maaşını alamayınca idareye başvuruyor. Aldığı cevap, işinde bir yere gelmek istiyorsa birilerini tatmin etmesi gerektiği şeklinde oluyor.

DSÖ çalışanlarının sık başvurduğu yöntemlerden birisi de iş vaadiyle kadınları birlikte olmaya ikna etmek. Ekonomik sefaletin pençesindeki bir toplumda iş teklifi bir umut kapısı. Hukuk mezunu Madeleine isimli genç kız, DSÖ çalışanı bir güvenlik görevlisi tarafından kandırılıp mağdur edilenlerden. Bu mağdurlardan işe girebilenler çok az sayıda ve onlar da çoğu kez geçici olarak işe alınmış.

Bir kuru özürle yetinmek

DSÖ’nün rezaletini görmezden gelip suçu tamamen Kongo hükümetine atmaya çalışanlar da var. Kanada’da çalışan eski DSÖ temsilcisi bir doktor olan Kalula Kalambay bunlardan biri. Kalambay’a göre Kongo hükümeti kendi vatandaşlarını korumaktan aciz kaldığı için bu tür skandallar meydana geliyor. İşin ilginci, Doktor Kalambay aslen bir Kongo vatandaşı.

Yine kurum içinden “DSÖ içerisinde cinsel istismar ve taciz konusunda ceza verme kültürü mevcut değil. Olacak şey belli, mesele soğumaya bırakılır ve konuşanlar cezalandırılır” şeklinde duyumlar yükseliyor.

DSÖ’nün başındaki Doktor Tedros, konuya ilişkin rapora erken yayınlandığı gerekçesiyle tepki gösterdi. Fakat kurumu içerden bilenlere bakılırsa Tedros izin vermeden bunun gerçekleşmesi kesinlikle mümkün değil. Yani ortada sıkıntılı bir durum söz konusu. Yine kurum içinden “DSÖ içerisinde cinsel istismar ve taciz konusunda ceza verme kültürü mevcut değil. Olacak şey belli, mesele soğumaya bırakılır ve konuşanlar cezalandırılır” şeklinde duyumlar yükseliyor.

Ne derseniz deyin, neticede Doktor Tedros’un ağzı iyi laf yapıyor. Skandala ilişkin şu sözler ona ait: “Size hizmet etmesi ve koruması gerekenler tarafından size yapılanlar için üzgünüm. Bu asla başınıza gelmemeliydi. Bu affedilemez.”

En tepedekiler temize çıktı

DSÖ Afrika Ofis Müdürü Doktor Matshidiso Moeti ile DSÖ Başkanı Doktor Tedros hakkında tek olumsuz kelime mevcut değil. Her ikisi de skandalın mağdurlarından özür dilemekle paçayı kurtarmış oluyor.

Skandala ilişkin hazırlanan raporda birkaç DSÖ yetkilisi Kongo hükümetinden gelen uyarılara cevap vermediği için itham ediliyor. Dr Tedros, bunlara ilişkin nihai karar verilene dek görevlerinin askıya alındığını duyurdu. Fakat raporda DSÖ Afrika Ofis Müdürü Doktor Matshidiso Moeti ile DSÖ Başkanı Doktor Tedros hakkında tek olumsuz kelime mevcut değil. Her ikisi de skandalın mağdurlarından özür dilemekle paçayı kurtarmış oluyor. Oysa burada tekil bir hatadan bahis geçmiyor. Bir hatalar silsilesi söz konusu. En tepeden itibaren gereken tedbirler zamanında alınsaydı, bu rezil skandala imza atanlar bu kadar pervasız davranmayacaklardı. Pek çok mağduriyetin önü alınmış olacaktı.

DSÖ Afrika'ya saygı duymuyor

Başında bir Afrikalının bulunuyor olması DSÖ’nün Afrika’yı önemsediği anlamına gelmiyor. BM kurumlarında görülen ihmal en çok da Afrika söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor. Uluslararası kurumlardan sadece ilgili alanlarda başarılı olmaları değil aynı zamanda insan haklarına saygılı olmaları beklenir. Personel istihdamı için belli kriterlerin şart koşulması, görev süresince kalite ölçümü ve puanlama yapılması, iletişim başarısı ve hizmet memnuniyetinin öncelenmesi, görevi ihmal veya suiistimal durumlarında ağır yaptırımların uygulanması önemlidir. Bunlara dikkat edildiği takdirde mağduriyetler minimum seviyeye inmiş olacaktır.

BM Askerleri' de skandal üretiyor

BM kurumlarının Afrika kıtasındaki skandalları sadece DSÖ’ye has da değil. Kıtada barışın korunması için görevlendirilen askerlerin de benzer skandallara imza attıkları biliniyor. Kıtada UNAMID (Darfur›daki Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği Ortak Misyonu), MONUSCO (Birleşmiş Milletler Kongo İstikrar Misyonu), UNMISS (Birleşmiş Milletler Güney Sudan Misyonu) ve daha birçok barış misyonu mevcut.

Bu misyonların içinde bilhassa MONUSCO yani BM Kongo İstikrar Misyonu dikkat çekiyor. 1999 yılından bu yana, tam 15 milyar dolar harcanmasına rağmen Kongo’daki silahlı grupları etkisizleştirip ülkeyi bir türlü düze çıkarmayı beceremeyen sözde barış misyonu, BM misyonları içerisinde mahkemeye intikal eden 2000 istismar davasından 700’ünü işleyen karanlık yapısıyla biliniyor.

Çocuklara yardım için gelenler bile

BM skandalları kıtada öylesine pervasızca işleniyor ki, resmi açılımı Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu olarak bilinen UNICEF bünyesinde bile bunlara rastlanabiliyor. Peki, Afrikalılar kime güvenecek? BM yerine başka bir uluslararası kurumun çıkıp gelmesini mi bekleyecekler? Böyle bir şeyin yakın zamanda gerçekleşme ihtimali mevcut mu?

BM skandalları kıtada öylesine pervasızca işleniyor ki, resmi açılımı Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu olarak bilinen UNICEF bünyesinde bile bunlara rastlanabiliyor. Peki, Afrikalılar kime güvenecek?

Afrika’ya ve Afrika insanına saygı duymayan, kıtadaki hemen hiçbir sorunu layıkıyla çözemeyen, adı kıtada skandallarla anılan bir uluslararası düzeni ifşa ediyoruz. Afrika’nın kaderi, hiçbir Afrika ülkesinin söz sahibi olmadığı, dahası, kıtayı yüzyıllar boyunca sömürenlerin başı çektiği bir düzene bırakılamaz. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dilinden düşürmediği “Dünya 5’ten büyüktür” sloganı, Afrika versiyonunu üretti bile. AFRİKA 5’TEN BÜYÜKTÜR!