Dünyayla ilişkiler bozulduğunda STK’lar tamir eder

SEVDA DURSUN
Abone Ol

MÜSİAD bugüne kadar özellikle ticaretteki kanunlardan tutun, iş yapma modellerine, kurum-sallaşmaya kadar birçok yeni kurallar koymuş, iş hayatını dünyaya açmıştır. 1990'lı yıllarda insanımızın pasaportu bile yoktu. Şu anda tazelenme sürecimiz işliyor.

Ahir zaman mücadelesinin iktisadi mücadele olduğu inancıyla yola çıkan bir grup Müslüman iş adamı, 1990 yılında MÜSİAD’ı kurmuştu. Aradan geçen 29 yıl boyunca birçok yeniliğe imza atan MÜSİAD, şimdi tazelenme sürecini yaşıyor. MÜSİAD Başkanı Abdurrahman Kaan ile tazelenme sürecini ve öncülük yaptıkları projeleri konuştuk. Tazelenme sürecine dünyadaki konjonktürel değişim ve ülkemizde hükümet sistemindeki değişimle birlikte, bunlara uyumlu projeleri hayata geçirme gerekliliğinin sebep olduğunu söyleyen Kaan, güneş katmanlı yapı modelinden, kır kentlere kadar birçok alandaki projelerini dile getirdi. Çin treninin ülkemize giriş yapmasının avantajlarından, gıdalardaki tağşişe kadar konuştuğumuz söyleşide Kaan, devletler arası ilişkiler bozulduğunda da güçlü sivil toplum kuruluşlarının onarıcı vazife gördüğünü söylüyor.

MÜSİAD hangi amaçlarla kurulmuştu? Kuruluştaki hedeflerinin ne kadarını gerçekleştirdi?

Çok geniş kadim hedeflerimiz var. Neticede iş adamıyız ama aynı zamanda milli bir misyona da sahibiz. Ağırlıklı olarak değerlerimiz itibariyle inançlarımızla hareket eden bir topluluğuz hatta birliğiz. Buradaki değerlerimize karşı yapılabilecek her türlü karşı atağın karşısında mücadele ediyoruz. Aynı zamanda tüccarız, sanayiciyiz. Yani MÜSİAD Türkiye’nin aynası, Türkiye’nin kendisidir.

MÜSİAD devamlı kendini tazeleyen, geliştiren, tabana yayılan, aynı zamanda Türkiye’de ve dünya genelinde de etkin bir sivil toplum kuruluşu haline gelmiş durumda. Başlangıçta pilot proje olarak başlamış, ama devamı itibarıyla, bunu bir parkur olarak baz alırsak, parkuru en önde götüren Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu bir sermaye platformudur. Neden artık platform kelimesini kullanıyoruz? Çünkü belirli bir sermaye kesimine ya da bölgeye değil; Türkiye’nin her katmanından iş adamına kapımız açıktır.

BURADAN YETİŞEN İNSANLAR SİYASETİN EN TEPESİNDE

MÜSİAD’ın Türk ekonomisine ve siyasetine katkılarından bahsedecek olursak, öne çıkartacağınız örnekler neler olur?

Sivil Toplum Kuruluşlarının başlıca amacı; ülke sınırları içerisindeki toplum ve ekonomiye ait sorunlara dikkat çekerek bu sorunların çözümü için çaba harcamak, uluslararası alanda ise ülkenin tanıtımına ve olumlu imajına katkıda bulunmaktır. Her siyasi hareketin bir ticari hareketi de vardır. Özellikle 28 Şubat dönemini düşünürseniz, bu süreçlerin içinde ayakta kalmış sivil toplum kuruluşuyuz.

Buradan yetişen insanlar, siyasetin en tepesinden, birçok dairedeki genel müdürlere kadar bugün Türkiye’ye hizmet ediyor.

MÜSİAD bugüne kadar özellikle ticaretteki kanunlardan tutun, iş yapma modellerine, kurumsallaşmaya kadar birçok yeni kurallar koymuş, iş hayatını dünyaya açmıştır. 1990’lı yıllarda insanımızın pasaportu bile yoktu. Şu anda tazelenme sürecimiz işliyor. Bunun haricinde faizsiz iş yapma modellerini, çok ortaklıkları, ihalelere girerken bile birçok ortaklık modelini, ticari ahlak konusunu ilk ortaya koyan MÜSİAD camiasıdır.

TAZELENME SÜRECİ

Tazelenme dediğiniz süreçte neler var, neden ihtiyaç duydunuz tazelenmeye?

Yeni dünya düzeninde STK’lar (bilhassa MÜSİAD gibi geniş bir alana yayılmış yoğunlukla ekonomik alanda varlık gösteren STK’lar) ve meslek örgütleri yeni bir işlev ve görev seti ile başbaşa kalmış durumda.

Tazelenme sürecine ihtiyaç duymamızın sebebi, dünyadaki konjonktürel değişim, özellikle de ülkemizdeki hükümet sistemindeki değişimle birlikte bunlara uyumlu projeleri hayata geçirmek gerekliliğini ön gördük. Bunu yaparken aynı zamanda bir sivil toplum kuruluşu olarak herkesin uyum içinde çalışabileceği, literatürde de ilk defa tasarlanan yeni bir yapı modeli ortaya koyduk. Bunun da ismine katmanlı olarak şekillendirdiğimiz için ‘MÜSİAD güneş katmanlı yapı modeli’ dedik. Ortada bir enerji merkezi var, onun etrafında ona yardımcı mekanizma ve devam itibarıyla genel sekreterlik, genel sekreter yardımcıları ve en dışında da üst kurullar ve komiteler var.

‘KENEVİR PROJESİNİ İLK BİZ GETİRDİK’

Ne yapacak bunlar?

Planlama olmadan yani vizyon hedefleriniz, stratejik hedefleriniz ve taktik planlamalarınız olmadan yola çıkamazsınız. Kervanlar yolda dizilmiyor artık. Biz ana yapımızı aslında iki temel bileşene ayırdık: Planlama ve icra. Hedeflerimize uygun dizayn edilen 6 ana üst kurulun altında 41 tane komite oluşturduk.

KOMİTE çalışmalarımıza örnek vermek gerekirse; Türkiye’de yerli millî üretimin önünü açmak için yabancı yatırım da dâhil olmak üzere, onların da yerlileştirilmesine yönelik çalışmalar yapacağız.

Mesela kenevir projesi bunlardan bir tanesidir. Türkiye’ye ilk olarak biz getirdik bunu.

Çok ortaklı yapılar geliştirme komitemiz var. İnsanlara borca dayalı değil, ortaklığa dayalı iş yapın diyoruz. Yatırımın içinde şehir teknolojileri, şehir ekonomileri komitesi kurduk. Şehir ekonomileri komitesi şehirleri markalaştırmak için çalışıyor. Yeni turizm kaynakları geliştirme, deniz, kum ve güneşin haricinde yeni bir başlık atıyoruz; yayla turizmi, inanç turizmi, termal, sağlık turizm ve bu şekilde dünyada markalaşmış şehirlerimiz de var.

Bunlar işin yatırım kısmı. 29 yılını tamamlamış bir STK’nın 30. yılında tüm dünyadaki değişime uyumlu olarak tazelenmesi diyebiliriz. Bunların içinde sadece ekonomi yok. Aynı zamanda siyasetin alanına giren şeyler de var. Mesela kırsaldan şehre taşınmış bir toplumu yeniden kırsala döndürme projemiz var. Rekabette yenilik planlama, seracılık, bitki besleme gibi projelerimiz de var.

ŞEHİR KONFORUNU KIRDA ALACAK

İstanbul’un aşırı büyüdüğü, pek çok şehrin ise yatırım gitmediği için iş imkanı elde edemediği, bu nedenle göç vermeyi sürdürdüğü süreçleri yaşamaya devam ediyoruz. Kıra dönüş projeleriniz bu yaraya merhem olabilecek mi?

Geçen sene 60 bin kişi İstanbul’u terk etti. Marmara bölgesi deprem bölgesi olduğundan dolayı daha fazla risk taşıyor. Biz kıra dönüş projesini, insanımıza üretim anlayışını tekrar kazandırmak için istiyoruz. Çünkü bir ülkede paranın gücünü ülkenin üretim gücü belirler. Bunu yapmak için ‘kır kentler’ diye bir proje ortaya koyduk. Türkiye’nin yüzde 84 nüfusu şehirde yaşıyor. Kıra biraz şehir konforunu getirmekle ilgili projemiz de var. Teşvik edelim, ama aynı zamanda şehirdeki konforunu da kırda alsın.

Genç nüfus artık kırdaki üretimde bulunmuyor. Mesela çiftlik yöneten kişilerin ortalama yaşı 55. Bunu teşvik açısından, Hollanda, Almanya ve İsviçre’deki modelleri inceledik ama bizim arazi yapımız ve insanımız farklı olduğu için, bu modelleri Türkiye’ye göre geliştirdik. Çünkü biz göçebe bir milletiz ve herkes kendi özel alanını ister. Özellikle kadınları kırda tutup, ona teşvik verecek, bazı vergi hizmet noktalarındaki maliyetleri düşürecek yeni bir sistem öngörüyoruz. Öte yandan mesela AVM ihtiyacı artık vazgeçilmez. Kırda da nüfusa göre belli noktalara AVM açmayı planlıyoruz. Bütün bunlarla ilgili olarak Tarım Bakanlığı ile bir işbirliği sözleşmesi yaptık. Şu anda onun üzerine çalışıyoruz.

FAİZE BULAŞMAMA YÖNTEMLERİ

Biraz da ekonomiden bahsedecek olursak, faizli kredilerin artık insanları ve şirketleri tükettiği bir noktaya geldik. Birçok insan artık faizli kredi kullanma taraftarı değil. Bu anlamda işlerini büyütmek ve darboğazdan çıkmak için nasıl bir yol izlenmeli?

Başkan olarak ilk göreve geldiğimiz gün itibariyle Sayın Cumhurbaşkanımızın önünde yaptığım konuşmada faizin yükünü azaltacak veya tamamen kaldıracak projeler üzerine çalışacağımı söylemiştim. Bu süreçte yaklaşık sekiz tane proje ortaya koyduk. Faizsiz projelerin ilki “Karz-ı Hasen” fonumuzdur. Karz-ı Hasen fonu özellikle faize bulaşmamak için MÜSİAD üyelerini kapsayan, onlardan küçük bir idatla toparladığımız paraları bir bütçe içinde toplayıp, daha sonra üyelerin menfaati doğrultusunda istekte bulunanlara karşılıksız olarak borç verilmesi hususu.

İlk yaptığımız çalışmalardan biri de İslâmî (adını insânî koyduk) finans zirvesiydi. Orada toplumun tamamının ne pozisyonda olduğunu gördük. Dünyadaki tüm sistemleri inceledik. Faiz üç dinde de haram olduğu halde, ticarî emellerin insanları dinlerinden uzaklaştırdığını gördük.

İnsanî finans zirvesinden sonra baktık ki ortada bir şey yok, biz bu işe soyunalım dedik ve proje geliştirdik.

Model olarak 5 etap ortaya çıkardık:

- Sermayenin millileşmesi

- Sermayenin olgunlaştırılması ve ıslahı

- Sermayenin sekronizasyonu

- Kutuplaşmanın giderilmesi

- Sermayenin akreditasyonu

Bunlar piyasanın ihtiyaçlarına yönelik, ertelenmeyen, çözüm odaklı, proje odaklı ve aynı zamanda siyasete de yön veren çalışmalar.

  • DOLAPLAR KAPANIRSA KATKI MADDESİ DÜŞER
  • Üyeleriniz arasında birçok gıda üreticisi de var. Ancak gıda ürünlerine yönelik Türkiye’de şikayetler bitmek bilmiyor. En son ıspanak ve nardan zehirlenmelere şahit olduk. Bunun nedeni ahlaki mi, hukuki yetersizlikler mi, denetim eksiklikleri mi, endüstrinin getirdiği sorunlar mı?
  • Nüfus artıyor, fakat kırda üretimdeki planlama yeterli değil. Gıdadaki tağşişin ana unsuru perakende sektöründeki rekabettir. Gıdadaki tağşiş soğuk ürünlerde yani etli sütlü ürünlerde var genellikle. Biz insanız, canlıyız, kendimizi korumak için sıcakta farklı, soğukta farklı giyiniyoruz. Gıdada da özellikle 7 derecenin üzerinde mikrobiyolojik kirlenme başlar. Ama siz ürünü 7 derecenin üzerinde saklamak durumundaysanız, işte burada tağşiş ortaya geliyor.
  • Şu anda Türkiye’deki soğuk ürün rafları artı 4 derecedir. Biz ürüne artı 5 derecede 100 gün raf ömrü biçiyoruz. Ama açık dolaplarda saklıyoruz. Termo dinamik kanununa göre sıcak hava her zaman soğuk havaya akar. Sıcak hava soğuk havaya aktığı sürece de o dolabın derecesinin artı beşte kalması mümkün değildir. Türkiye’de çözüm, dolapların kapanmasında. Kapandığı zaman o dolaplarda satılan ürünlerın katkı maddeleri aşağı düşecektir.
  • Gazlı içecekler dışarıda dursa bile bozulmayacağı halde, dolaplarda saklanıyor. Ama süt ürününü adam paletin üzerinde getirip, açık dolaba koyuyor. Vatandaş da bunu sorgulamıyor. Tavuktan zehirlenmiştir toplum, gider tavuğu en soğuk yerden alır. Ama arabasının arkasına koyar, iki saat pikniğe gider. Zihinî bir dönüşüme de ihtiyaç var yani. Dolapları kapatıp, kamu spotlarıyla insanlarda bilinç oluşturulabilir.

İLİŞKİLER BOZULDUĞUNDA STK’LAR TAMİR EDER

Barış Pınarı Harekatıyla birlikte sahada ve masada gücünü ispatlayan Türkiye’nin ekonomisi bu güçten nasıl etkilenir? Veya bu etkinin oluşması için neler yapılabilir?

Sivil toplum örgütleri aslında siyaset ile toplum arasında bir balans görevi görüyor. Sahada ve masada güçlü olabilmek için, uluslararası alanda söz sahibi, lobicilik yapan, ekonomik olarak güçlü iş dünyasıyla beraber hareket etmek gerekir. Biz iş dünyası olarak siyasetle birlikte hareket eden, onlara yön vermek için çaba gösteren, aynı zamanda toplumu da iş dünyasını da hazırlayan bir yapımız var.

Avrupa’daki atmosfere baktığımızda, özellikle seçim zamanları Türkiye üzerinden siyaset yapıldığını görüyoruz. İlişkiler bozuluyor. Peki sonrasında bunları kim tamir ediyor? Güçlü sivil toplum anlaşıyı burada onarıcı kısım. Avrupa’nın her yerinde şubelerimiz var. Belediyeden tutun, hükümete kadar bu ilişkilerin düzeltilmesi konusunda çaba gösteriyor. Siyaseten gördüğümüz, yaşadığımız birçok olay birer araçtır. Asıl olan, dünyada ekonomik gücün varlığı. Bunu devam ettirebildiğimiz sürece, ki bunu bizim gibi kuruluşların yapıcağını düşünüyorum, Türkiye’nin geleceğinin daha parlak olacağını düşünüyorum.

NİTELİKLİ İNSAN GÜCÜ ÖNEMLİ

4+4+4 eğitim sisteminin çıraklığı tümüyle bitirdiği, bu nedenle ara eleman yetişmediği, bazı mesleklerin öldüğü, gelecekte üniversite mezunu olmakla ilk okul mezunu olmak arasında fark kalmayacağı, bu nedenle zorunlu eğitim sisteminde değişiklik talepleri yükseliyor. İş dünyası bu sisteme nasıl bakıyor?

MÜSİAD olarak bizim en fazla önem verdiğimiz konu bu? 2010’da ‘orta gelir tuzağı’ diye bir şey ortaya atmıştık. Türkiye 10 bin dolara gelecek ve orada kalacak demiştik. Ne yapılması gerektiğini sorduklarında ise, ‘4İ formülü’nü söylemiştik.

- İmalat

- İnsan (nitelikli)

- İnivasyon

- İhracat

Bunun en önemli kısmı nitelikli insan gücü. 2017’de ‘Tematik Lise’ kavramını Türkiye’ye getirdik. Amacımız, üniversete mezunu sayımız artıyor ama gelişmiş ekonomilere, özellikle Almanya gibi ihracatta ikinci olan bir ülkeye baktığımız zaman, ağırlıklı olarak meslek lisesinin mezunlarının fazla olduğunu görüyoruz. Çünkü bize sertifikalı, mesleğine sahip nitelikli insanlar daha çok lazım. Dünyada bir diğer model de firmaların teknik eğitimlerini kendi tesislerinde açabiliyor olması. Geliştirdiğimiz modelde bunların tamamını öngörüyoruz.

  • Çin treni Türkiye için fırsat
  • Bu hafta Türkiye’den Marmara’yı kullanarak Avrupa’ya geçecek olan Çin treninin Türk ekonomisine büyük zarar vereceği dile getiriliyor. Bu fikre katılıyor musunuz?
  • Biz dünyanın merkezindeyiz. Aynı zamanda dünya enerji varlığının da yüzde 75’inin olduğu bir konjonktürdeyiz. Çin’in Kuşak Yol projesi, ticaretini geliştirmeye yönelik adımlar. Bu süreçleri doğru okumak lazım. Kuzeyden, Karadeniz’in üstünden giden alternatif yolu da var. Amerika Gürcistan’a geldi çok büyük bir liman yapıyor. Çin’le savaşıyor ama Çin’den gelen tren hattının özellikle denize açılan noktası orası. Dünyada yeni bir düzene doğru gidişat var. Çin treninin Türkiye için fırsat olduğunu düşünüyorum. Ki önümüzdeki sene Çinlilerin Türkiye’de çok ciddi yatırım yapmasını bekliyoruz. Çünkü Türkiye, bugün dünyada üretim maliyetleri açısından da lokasyon olarak da avantajlı bir konuma geliyor.