Endişeli laiklerin güvenli bölgesi

BARIŞ TARIMCIOĞLU GERÇEK HAYAT 3 DAKİKADA OKUNUR

Deprem olmuş, devletin her kademesi gece gündüz orada. Bir yandan yaraları sararken bir yandan içimizdeki şizofrenler sayesinde vakit kaybediyoruz. Yok mu dünya üzerinde bu kadar “okumuş yazmış ilerici” (!) bir kitleyi bağrına basıp vatandaşlık verecek ülke?

Ülkemizdeki muhalif kesimlerin sonunda dünya “bilim” literatürüne kazandıracakları bir “tabir” var artık, en azından psikiyatristlerimizin bunu önermesi gerekiyor: “Erdoğan bahanesi sendromu.”

Bireyin varoluş sorunlarını psikosomatik alana hapsedip hayattaki tüm kişisel başarısızlıklarını, özgüven problemlerini ve varoluş bunalımlarını “ülkenin başındak reis-i cumhura” yansıtmak, yani her olumsuz şey onun yüzündenmiş gibi davranıp, şuuraltını rahatlatmak diye tanımlanabilir bu durum.

Mesela, gençler arasında yeni moda bir tabir var, “iktidarın yüzünden nasıl ateist oldum” diye tweetler atıp duruyorlar.

Bu kez depreme anında, çok doğru bir şekilde, saat kaybetmeden müdahale ediliyor.


Tüm dünya genelinde ateism, deizm gibi kavramların sürekli reklamları yapılıyor, bunları muhalif olmak motivasyonu ile birleştiren bazı gençler, daha “havalı” diye böyle güzergahlar seçebiliyor. Ancak bu toplumun mayasına buna benzer akımları tutturmak görece daha zor olduğu için, kendilerine önce bir günah keçisi seçmeleri gerekiyor. Bunu da en rahat “siyasi liderlere suç atarak” yapabiliyorlar.

Güya aslında dinle, imanla ilgili ciddi bir sorgulamaya girişecekmiş ama “Tayyip Erdoğan” yüzünden atesit olmuşmuş delikanlımız.

Asıl dert, içlerine düştükleri muazzam tembellik çukuru.

Sosyal medyada özel bir yapay zeka algoritması sayesinde önlerine düşen ve kendi kişilik eğilimlerine göre “paketlenmiş” her veriyi olduğu gibi doğru kabul edip hiç bir sorgulama işlemine girme zahmetinde bulunmayışları.

Bu gençlerin ebeveyn kitlesinde de şöyle bir problem var. Nerede başarılı ve mutlu, üstüne üstlük kentli ama dindar bir şahıs görüyorlarsa, öğretile geldikleri tüm başlarına yıkılmışcasına bunalıma giriyorlar.

Beyinlerindeki psiko-sosyal kodlamaya göre, başörtülü dediğin sadece temizlikçi olur.

Ülkemizde başörtülü birçok doktor mevcût...


Böylesi bir kodlama aslında şu rahatlamaya yarıyor: “Ben üstün bir sınıftanım, bu başını örttüğüne göre doğru bir yol izlememiş, en fazla temizlikçi olabilmiş. Demek ki dinî ivmeler bu hayatta bir işe yaramıyor”. Bu oldukça ilkel, fazlasıyla primat-vari bir düşünce. Çok da zayıf aynı zamanda. Çünkü ne zaman başörtülü hâkim, doktor, avukat görülse anında yerle yeksan oluyor.

ANADOLULUNUN ŞEHRE GİRMESİ YASAKTI

İşte bu yüzden “Öküz Anadolulu” diye yıllarca aşağılanan kitlenin “büyük şehirlere” girmesi yasaklanmıştı. Onların kurdukları düşünce sistemine göre başörtülüler köylerde olmalıydı, eğer büyükşehirlerde varlık göstereceklerse sadece evlerin temizliğinde kullanılmalıydı.

Yetiştirilme tarzları, izledikleri tüm “Yeşilçam” filmleri, okudukları gazetelerin yaldızlı magazin köşeleri hep bu kodlama üzerinden onları “doktrine” etti, daha basit tabirle beyinlerini yıkadı.

Elbette bu sistem arka planda çok daha karmaşık bir yapı üzerine inşa edildi.

17 Ağustos depreminde Ecevit'in başını çektiği hükümet deyim yerindeyse resmen 'sınıfta kalmıştı'...


Mesela, “karısına aşık, romantik, şair ruhlu başbakan Ecevit” diye beyinlerinde yer etmiş semboller kümesi aynı zamanda, aynı başbakanın deprem olduktan sonra nasıl acizlikler sergileyen hükümetinde başında olduğunu da hatırlıyor.

Bu yüzden, “İmam-hatipli” bir siyasi liderin yaşattığı tüm sosyolojik dönüşüm ve kazanımlar, onların çocukluktan beri kendilerini hapsettikleri kurmaca dünyalarını, işte o lanet olası “konforlu bölgeyi” yıkıyor.

Bu kez depreme anında, çok doğru bir şekilde, saat kaybetmeden müdahale ediliyor. Ama bu şizofren kitle sosyal medyada bir sürü palavranın, yalanın peşinden gitmekte beis görmüyor.

Depremden dakikalar sonra komuta merkezlerine yıkımla ilgili ilk görüntüleri gönderen İHA’lar kurtarma çalışmalarında kritik bir rol oynadı.

YALANI ANINDA ÇÜRÜYECEK AMA YİNE DE SÖYLÜYOR

Gayet iyi biliyorlar ki, yalanları en çok bir kaç saat içerisinde çürüyüp gidecek ama asıl dertleri başka. Kendi konforlu düşünce alanlarında dışarı çıkmamak.

Çocukluktan beri izledikleri filmlerde, dinledikleri şarkılarda Anadolu insanını hep beceriksiz, yobaz, geri kafalı olarak kodladılar.

Aynı “Anadolu insanı” şimdi bir deprem vakasında, İHA’lar eşliğinde saniye sektirmeden müdahale edince inanmak istedikleri “tipolojiler” yıkılyor. Yıkılınca kocaman bir hayalkırıklığına, muazzam bir boşluğa düşmüş hissediyorlar.

Ekrem İmamoğlu, Elazığ depreminin ardından Palandöken kayak tesislerinde tatil yapmış ve birçok kesim tarafından tepki çekmişti...

GERÇEKLER KARŞISINDA KUDURUYORLAR

Ama şimdi, hem başörtülü, hem de Kürtçe konuşan bir sağlık görevlisi, enkaz altındakilerin yardımına “profesyonel” bir şekilde koşuyor ve bu vak’anın haberi “son kaleleri” olan sosyal medyadan önlerine çıkıyor. Travmaya bakar mısınız?

Deprem şovunun ardından kayak tatiline çıkan, hiçbir hizmeti ile hatırlanmayan bir belediye başkanına “bize umut oldunuz” diyebilen psiko nevrotik bir kafa yapısı bu.

Batılı gazetecilerin bile “Bizde bu büyüklükte bir deprem olsa, asla bu kadar çabuk ve etkin müdahale edemeyiz” dediği zaman diliminde bu nevrotik kafaların sosyal medya hezeyanları cirit atıyor.

Çok şey var ama fırsat bulup konuşamıyoruz.

Trump, azil soruşturması sonucu ABD Senatosu'nda yapılan oylamada hakkındaki suçlamalardan aklandı...

Trump, “yüzyılın planı” diye bir sahtekarlıkla azil sürecinde resmen teslim bayrağını çekip İsrail’in hamisi oluveriyor;

Suud’un tüm kraliyet tarihinde, kimseye yapmadıkları karşılamayı taa uçağına kadar gidip Erdoğan’a yapmışken, ne hikmetse kral teamülleri altüst edip tahtını oğluna bırakıyor. Ve o “evlat” jet hızıyla hemen şu yüzyılın planı tiyatrosunda İsrail’in yanında yerini alıyor. Bunları konuşamıyoruz.

İdlib’in, Libya’nın son durumlarına bakamıyoruz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, deprem bölgesinde incelemelerde bulundu...

KULLANIŞLI APTALLAR İLE VAKİT KAYBI

Deprem olmuş, devletin her kademesi gece gündüz orada. Bir yandan yaraları sararken bir yandan içimizdeki şizofrenler sayesinde vakit kaybediyoruz.

Yok mu dünya üzerinde bu kadar okumuş yazmış ilerici (!) bir kitleyi bağrına basıp vatandaşlık verecek ülke?

Öyle bir ülkenin çıkmayışı, bu “kullanışlı aptallar” kitlesinin bir tek bu ülkede işe yarayacağının, ilerlemek isteyen Anadolu insanına sürekli çelme takma ihtiyacının en önemli göstergesi aslında.

Onlar ki, sabah akşam kendi zavallıklarını örtbas etmek için devlete sövüp dururlar. Bir AB ülkesinin pasaportuna sahip olma hayalleri ile...