Erdoğan’a karşı Sisi-Gülen ittifakı

SENA EL BENNA

O kadar eleştiriyorlar ya, Sayın Erdoğan Kurtuluş Savaşı’nda vatan evlatlarının uğruna nehir gibi kan akıtıp can verdiği toprakları üç kuruşa satmış mıdır acaba? Oysa Sisi sattı. Kızıldeniz’in ortasındaki Teyeran ve Sanafir adalarını İsrail ve ABD’nin Hicaz’da meskûn uşaklarına neredeyse bedavaya bağışladı.

Baş terörist Gülen’e ait gazetelerin Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldığı vakitlerde, aynı menhus yapının Mısır tarihinde eşi benzeri görülmemiş kanlı rejimle ittifak hâlinde oluşu elbet şaşırtıcı değil. Zaman Arapça, Zaman Avrupa, Zaman Avusturya, Hollanda menşeli Kanttekening ve Makedonya Zaman gibi paçavraların Erdoğan salvoları o vakitler gırla gidiyor, bin türlü tezviratın biri biterken diğeri başlıyordu. Her ülkedeki sorumlu eleman kendine has tezvirat makinesinin başında iş görmekle meşguldü. Mesela Mısır siyasetinde İsrail düşmanlığı mı revaçta, Zaman Arapça Erdoğan’ı îtînalı bir şekilde “İsrail uşağı” olarak lanse ediyor, “Kudüs’ün İsrail başkenti olduğu”nu söylediği yalanını manşete çekiyordu. Hollanda ahalisine seslenmek icap ettiğinde bu kez sazı eline alan şebekenin Hollanda maşası oluyor, ülke dâhilindeki 70 bin Kürt’ü harekete geçirmek amacıyla Erdoğan’ın Kürtlere karşı hasmâne bir tavır takındığı hatta “Kürt katliamı yaptığı” yalanını ortaya atıyordu.

SİSİ HAKKINDA TEK KELİME ETMİYORLAR

Avustralya’daki paçavra da oradaki basın özgürlüğü hassasiyetine binaen bu mevzuyu kaşımaya başlıyor ve Erdoğan’ın gazetecilerle başının pek hoş olmadığını, özgür basından hiç de hazzetmediğini iri puntolarla duyuruyordu.

Sadece batı basınında değil, Mısır’daki Mihver ve Vatan tv kanallarında da Zaman Arapça genel yayın yönetmeni tarafından Erdoğan aleyhine yapılan eleştiriler yer buluyordu. İlginçtir, Erdoğan’ı eleştirmekte sakınca görmeyenler ülkesinde terör estiren Sisi hakkında tek kelime bile etmiyordu. FETÖ ile Sisi rejimi birbirlerini âdetâ koruma altına almıştı.

Mısır´daki 3 Temmuz darbesinin ardından yapılan gösterilerin merkezi haline gelen Kahire´deki Rabiatul Adeviyye ve Nahda meydanlarına 14 Ağustos 2013´te güvenlik güçlerinin müdahalesinde, binden fazla gösterici hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmıştı.

KATLİAMI DA GÖRMEZDEN GELDİLER

Evet, Türkiye’deki zulüm rejiminden dem vuranlar nedense 2013 yılında Rabiat’ül Adeviyye meydanında gerçekleşen ve 1000’den fazla sivilin katline sebep olan asıl zulüm rejimini görmezden geliyordu. Katledilen insanlar topraklarını İsrail’e satıp vatana ihanet suçu işlemiş değillerdi. Oysa Sisi bunu yapmıştı.

Mısır halkına ait evleri ve arazileri yıkmış; bu toprakları üç-beş kuruş karşılığında İsrail’e satmıştı. Hâlen de bu satış işine devam ediyor. Sina yarımadasının kuzeyinde yaşananlar bunun en belirgin örneği. Sisi’ye sorsanız oralarda yapılan iş “kalkınma”dan ibaret. Bir kalkınma olduğuna şüphe yok fakat Mısır’ın değil düşmanın lehine. “Yüzyılın anlaşması” rezaleti orta yerde duruyor.

Erdoğan aleyhine konuşanların hiçbiri devlet kasasını şahsi kasası haline getirdiğinden, kendisi ve ailesi için kâşâneler yaptırdığından, oteller ve yeni şehirler inşa ettirdiğinden bahsetmiyor.

Ayakları yere basmayan, kimseye faydası olmayan projeler Erdoğan’ın gündeminde yok. Tam aksine, Erdoğan’ın harcadığı paralar ülkenin kalkınmasına ve imarına dönük büyük projelere; köprülere, otoyollara, hava alanları inşasına gidiyor. Oysa Sisi çölün ortasında “Yönetim Şehri” kurmaya kalktı ve milyarlarca doları buraya gömdü. Su kaynağı bulunmadığı için suyu da şehir şebekesinden temin etmek durumunda kaldı. Halkı su sıkıntısına sokarken bir avuç idarecinin menfaatini dikkate aldı.

Sisi, 20 yeni cezaevi yaptırdı.

SİSİ ANCAK HAPİSANE YAPAR

Hem para yokluğundan şikâyet edip hem de ülkesinde yirmi yeni cezaevi inşa ettiren de Erdoğan değil. Mısır’da demiryolları ve hastaneler başta olmak üzere kamuya hizmet veren alanlarda ciddi bir yenilenme ihtiyacı söz konusu. İşe bakın ki “para yok” diyerek buralara tek bir çivi bile çakmayan Sisi idaresi habire cezaevi inşa etmekle meşgul. 60 bin siyasi mahkûmu inleterek yavaş yavaş öldürmek için işkencehaneler bahis konusu olursa para var, halkın temel ihtiyaçlarına gelince tek kuruş bile yok öyle mi? Vaziyet BM yetkililerinin bile dikkatini çekti, o kadar vahim yani.

Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi, Mısır'ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yönetimine 3 Temmuz 2013 tarihinde darbe yaparak yönetime el koymuştu....

ÜLKESİNİ SATAN KİM?

O kadar eleştiriyorlar ya, Sayın Erdoğan Kurtuluş Savaşı’nda vatan evlatlarının uğruna nehir gibi kan akıtıp can verdiği toprakları üç kuruşa satmış mıdır acaba? Oysa Sisi sattı. Kızıldeniz’in ortasındaki Teyeran ve Sanafir adalarını İsrail ve ABD’nin Hicaz’da meskûn uşaklarına neredeyse bedavaya bağışladı. Komediye bakın ki, Sisi’nin dalkavukları milletin meclisinde hâlen bu adaların Mısır’a ait olmadığını ispatlamaya çalışarak güya halkın öfkesini dindirebileceklerini sanıyorlar. Bunlardan birisi gururla “Annesinin kendisine tek kuruş haram lokma yememesi” vasiyetinde bulunduğunu söylüyor.

Peki, annesi kendisine “Şehitlerin uğruna can verdiği vatan topraklarını satabilirsin” demiş mi acaba? Suratına tükürsen “Ya Rabbi şükür” diyecek karaktere sahip olan şu adamın derdi; efendi Sisi’yi temize çıkarmak... Bu ve bunun gibi ahmaklar bilmez ki, vatan toprağı namustur. Nâmus ise asla alışveriş konusu olamaz. Gülen ve Sisi gibilerinin düşmanlığı Erdoğan için bir şereftir. Arapların meşhur bir sözü var, yeri gelmişken burada zikredeyim.

‘Ayıptan görünmeyen biri beni kınarsa

Bu ancak düzgün biri olduğuma delildir!’