‘Ezan’ cevapsız çağrı olarak kalmasın

ESRA ELÖNÜ

Demedim mi sana yiğidin tokadı suratını değil kalbini acıtır! Demedim mi sana sen dalga geçersin Allah deniz yağdırır! Demedim mi sana sen küçümsersin lakin Allah kibrini ufalar, nefretin ayazda kalır! Demedim mi sana uğruna öleceğin bir davan yoksa kelle pazarında yoksul kalırsın!

Bugün sıklıkla meşgule attığımız o muazzam çağrı “ezan”ı yazalım. Sıklıkla meşgule atıp sonra dönerim dediğimiz o merhamet sesli çağrı.

Bazı insanların yüzlerini sabah ezanına benzetirim. Sakinliğin ve duruluğun aktığı yüzlerin sesidir sabah ezanı. Okuyanın kim olduğunu merak ettiğiniz o ses, kadife bir perdeyi dünyadan sıyıran güzel sestir. “Essalat’ü hayr’ün minen nevm” / namazın uykudan hayırlı olduğunu nasihat eden anne sesidir Sabah ezanı. Hangi makamda olursan ol insana tepeden değil topraktan bak diyen dervişin derdindedir sabah ezanı.

Mezara yeni inip dünyadan getirdiklerini odalara yerleştiren meleklerin soracağa sorulara önceden çalışma fırsatı bulmuş güven sesidir sabah ezanı.

Yeni gömülmüş bir babanın askılıkta duran ceketine sarılan sestir sabah ezanı.

İlk 'Türkçe Ezan' 29 Ocak 1932'de Fatih Camii'nde Hafız Rıfat tarafından okundu ve 18 sene sürdü...

18 SENE TÜRKÇE OKUTTULAR

“Bir tabakta hüznün üzümü yalnızlık salkım salkım, asmalar altından bana göğünü göster Allah’ım” bu duamı yazdıran kalemdir sabah ezanı.

Bunları niye yazdım? Ezan aslında dış ses değil bir Müslüman’ın hoparlöre verdiği iç sesi. Seyir hâlinde bir ses. “İzin verirseniz beraber yürüyelim” diyen dost. Fakat bu ülkede ezanla beraber sizin değerlerinizi meşgule atan garabet bir muhalefet 18 yıl Türkçe okuttuğu bu dost sesin derdini dinlemeyi düşündük mü?

Ben bugün düşündüm. Makam makam ve vakit vakit ezanın bize 18 yıl hangi acıyı anlattığını önümüzdeki günlerde daha kapsamlı yazacağım ama buradan gelmek istediğim konu şu “Allah’a muhalif bir partinin bugün bu toprakların bu değerlerin şaha kalkmasına muhalif olmasına neden şaşırıyoruz!”

CHP'nin tek parti döneminde uygulamaya soktuğu Arapça ezan okuma yasağı Adnan Menderes hükümeti tarafından 16 Haziran 1950'de kaldırılmıştı...

LAKİN ALLAH KİBRİNİ UFALAR

Bugün beş vakit dinlediğimiz ezanın, her makamda bize hangi acıya ve hakikate isabet olduğunu anlatışına neden kulak tıkıyoruz.

Ve ezanın bizi doğrultmaya çalıştığı kıyamı neden erteliyoruz..
Bunlara söylenecek sözler dizisi; Demedim mi sana yiğidin tokadı suratını değil kalbini acıtır! Demedim mi sana sen dalga geçersin Allah deniz yağdırır! Demedim mi sana sen küçümsersin lakin Allah kibrini ufalar, nefretin ayazda kalır!

Demedim mi sana uğruna öleceğin bir davan yoksa kelle pazarında yoksul kalırsın!

Demedim mi sana eğilmeyeni bükmeye çalışma! Demedim mi sana o çok güvendiğin dağlar hüsrana terfi! Demedim mi sana bu bağda üzüm şerefli ağızlara ilham sana çöptür!

Cemil Meriç, 12 Aralık 1916 tarihinde, Reyhanlı, Hatay'da dünyaya geldi. Bir çok eseri hayatımıza kazandıran Meriç, 13 Haziran 1987'de hayatını kaybetti. Cenazesi, Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.

HAK O SESİ GÜRLETTİ

Demedim mi sana hamuru çamurla yoğurma bir gün eline sıvadığına muhtaç kalırsın!

Demedim mi sana zafer secdesiyle bahar hicretiyle gelir yerleştiğini zannedersin lakin adamlıktan göçmek zorunda kalırsın. Küçük gördünüz lakin büyüklüğünü Allah gösterdi! Alay ettin alayınız da fani! Ağız büktün lakin bükemediğin bileği de öptürdüler sana!

İnananların Sesini kıstın lakin hak o sesi gürletti.

‘Bir tarafım murdar bir hâlden, muhteşem bir mâziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir’ diyen Cemil Meriç’e el pençe, diğer tarafım geri zeka fesadına uğramışlara şaşkın.

Allah bu ülkenin inananlarına onların onurlarına nişan alanları ıskalatandır..