Fas için zorlu seçim: Batı Sahra ve Filistin

BURAK YETİMOĞLU
Abone Ol

Fas parlamentosunda Adalet ve Kalkınma Partisinin bir üyesi, yüzyılın anlaşması konusunda Fas’ın pozisyonu ile ilgili Dışişleri Bakanı Naser Burita’ya soru sordu. Burita'nın “Bizim için en önemli sorun Batı Sahra, yani kendi toprak sorunumuzdur, Filistin sorunu değildir” cevabını vermesi son derece manidar olmuştu. Bu açıklama sonrası yabancı medyada sürekli olarak İsrail ile ilişkilerin normalleştiği yönünde haberler yapılıyor. İsrail ile normalleşmenin önündeki en büyük engel olan Fas toplumunun tepkisi, belki de zamana yayılmak suretiyle kırılmak isteniyor.

Fas Krallığı, fiili olarak kontrolü altında bulunan Batı Sahra Bölgesi’ndeki egemenliğini uluslararası kamuoyuna tasdik ettirme gayretleri çerçevesinde, ikili ilişkileri üzerinden, dost ülkeleri söz konusu bölgenin başşehri El Ayun’da diplomatik misyonlar kurmaya davet etti. Bu doğrultuda şu ana kadar bölgede on altı ülke konsolosluk açtı.

  • Son olarak, Birleşik Arap Emirlikleri’nin El-Ayun’da konsolosluk açması, Fas için çok önemli bir diplomatik kazanım oldu. Fas’ın bu hamleleri sonrası, bölgenin bağımsızlığını isteyen ayrılıkçı örgüt, Polisario Cephesi, Gergerat tampon bölgesinde Fas – Moritanya arasındaki ticari yolu keserek, Batı Sahra’nın geleceğini belirlemek üzere öteden beri savunduğu referandum talebini tekrardan uluslararası toplumun gündemine taşıdı. Buna mukabil, Fas ordusu hızlı harekâtla 13 Kasım’da, Polisario milislerine müdahale ederek söz konusu yolda güvenliği tekrar kontrol altına aldı.

Ek olarak, bu müdahale esnasında herhangi bir can kaybının yaşanmaması ve süreç boyunca ateşkesin devamı için mücadele çabası, Fas’ın uluslararası kamuoyundan tam puan almasını sağladı.

Hâl böyleyken, Fas’ın Sahra politikasında mihenk taşı niteliğindeki, Birleşik Arap Emirlikleri’nin konsolosluk açmasına giden sürecin, “Yüzyılın Anlaşması” olarak duyurulan İsrail-Arap ülkeleri “normalleşmesi” ile bir bağlantısı olup olmadığı yönündeki soruları da beraberinde getirdi. BAE’nin konsolosluk açması için yürütülen diplomatik görüşmelere, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri gibi üçüncü ülkelerin herhangi bir dahli olmuş mudur ? Bu soruların cevabı ise Fas’ın son dönemde İsrail ile normalleşmesi sürecine dair kamuoyunu nasıl hazırladığı ve İsrail Yahudileri ile olan tarihsel bağının tam olarak anlaşılmasında gizli.

Fas İsrail İlişkileri ve Yahudi Diasporası

Fas Krallığı ile İsrail arasındaki ilişki, öteden beri karmaşık ve bir o kadar da tartışmalı bir görüntü vermiştir. Bu durumun en önemli nedenlerinden biri, Fas’ın yüzyıllar boyunca yüksek oranda bir Yahudi nüfusuna ev sahipliği yapması ve bu nüfusun ezici çoğunluğunun İsrail işgali altındaki Filistin’e göç etmiş olmasıdır. İkinci Dünya Savaşı döneminde başlayan Faslı Yahudilerin işgal altındaki Filistin’e göçü, 1960’lı yılların başında Arap Savaşları öncesinde de artarak devam etti. 1960’lı yılların başına kadar, İsrail’e diplomatik olarak çok büyük bir ambargo uygulandığı için Yahudi göçü daha çok illegal yollardan yapılmak zorundaydı. Ancak 1961 yılında kaçak yollarla göç etmeye çalışan bir geminin batması sonucu 43 kişinin ölmesi, Kral II. Hasan’ın, Fas’ta bulunan Yahudilerin Filistin’e göç etmelerine izin vermesine neden oldu. Bu izin sonrası yaklaşık yüz seksen bin Faslı Yahudi, işgal altındaki Filistin topraklarına göç etti. Bu kadar fazla Yahudinin İsrail’e göç etmesine izin verilmesi, Fas-İsrail ilişkilerinde atılmış önemli bir ilk adımı teşkil etti.

Kral VI Muhammed ve BAE veliaht prensi Zayed

Fas, 1973 yılında Yom Kippur savaşında askeri ve siyasi olarak Arap Koalisyonun yanında yer almasına rağmen, İsrail ile Arap ülkeleri arasında sürekli olarak aracı bir rol üstlenmeye devam etti. Mesela; İsrail’in Mısır ile yaptığı barış anlaşması olan Camp David anlaşmasında II. Hasan çok önemli bir rol oynadı. İki ülkenin dışişleri bakanları, barış antlaşmasına ön hazırlık olarak 1977 yılında Fas’ın İfrane şehrinde görüştü. 1982 yılında Fes şehrinde gerçekleşen Arap Ligi toplantısında, Arap devletlerinin İsrail’in işgal ettiği toprakları geri kazanması için bir barış planı konuşulmasında Fas Krallığı başat rol oynadı. 1993 yılında Oslo görüşmelerinin hemen sonrasında II. Hasan, İsrail’in başbakanı Rabin ile görüştü. Fas, 1994 yılında ise İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez tarafından Arapların İsrail’e uyguladığı boykotun bittiğini ilan ettiği ekonomik konferansa ev sahipliği yaptı. Yükselen ikili ilişkilerin devamı olarak, Rabat - Tel Aviv arasında ticareti takip edecek olan irtibat ofisi açıldı. Bu iyi diplomatik ve ekonomik ilişkiler, 2000 yılında Filistin halkının ikinci intifada ilan etmesi sonrası tekrardan kesilmek zorunda kaldı.

Halk ve meclisteki partiler normalleşme karşıtı

İkinci İntifada’yı izleyen yıllar boyunca, karşılıklı sivil turistik ziyaretlere rağmen resmi ilişkilerin kesili kalması sonrası, Fas ile İsrail arasında normalleşme haberleri devamlı olarak gündem olmaya devam etti. 2017 yılında

İsrail ile normalleşme haberleri medyaya yansıyınca, Fas Parlamentosu’nda bulunan büyük partiler, normalleşmenin mümkün olmasını kalıcı olarak engelleyecek meclis çalışmaları denedi ancak bu çalışmalar hiçbir zaman yürürlüğe giremedi

İsrail ile normalleşme haberleri medyaya yansıyınca, Fas Parlamentosu’nda bulunan büyük partiler, normalleşmenin mümkün olmasını kalıcı olarak engelleyecek meclis çalışmaları denedi ancak bu çalışmalar hiçbir zaman yürürlüğe giremedi. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın, ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına karşı Fas’ın birçok şehrinde büyük gösteriler gerçekleştirildi. Hem Fas meclisinin hem de Fas halkının, normalleşme haberlerine bu kadar yoğun tepki göstermiş olması, Fas’ın İsrail ile normalleşme yönündeki diplomasisini yavaşlattı denilebilir.

Kushner dedesinin Fas’taki mezarını ziyaret etti

Fas’tan göç eden Yahudilerin bugün İsrail’de ve Amerika’da önemli birçok pozisyon elde etmiş olması, güçlü bir diaspora oluşmasına imkân sağladı. Aynı zamanda eski kral II. Hasan ve mevcut kral VI. Muhammed’in Yahudi halkı ile tarihsel bağlarının güçlü olduğu, ekonomik ve kültürel olarak ilişkilerin güçlendirileceği vurgusu da İsrail ile ilişkilerde temelde bir problem olmadığı görüntüsüne neden oldu. 2019 yılında, ABD Başkanı Trump’ın danışmanı ve damadı Yahudi kökenli Jared Kushner’in, Fas’ta bulunan dedesinin mezarını ziyaret etmesi, burada bulunan Yahudi merkezlerini ziyareti ve Kral ile görüşmesinin olumlu geçmesi de ülkede bulunan Yahudi lobisinin Fas’ta etkili olduğunun bir göstergesi oldu. Bu yıl içinde de birkaç defa İsrail ile ilişkilerde normalleşmenin çok yakın olduğu haberlerinin ortaya çıkmasından sonra, “Yüzyılın Anlaşması”nın önemli bir tarafı olan BAE’nin, Batı Sahra’da konsolosluk açması, çıkan normalleşme haberlerinin altında bir gerçeklik payı olabileceğine işaret ediyor.

Fas Krallığı ile Körfez ilişkileri ve “Yüzyılın anlaşması”

Fas ile Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği BAE-Kuveyt-Bahreyn gibi Körfez ülkeleri bloğunun, Fas ile ilişkileri genellikle olumlu bir hava içerisinde ilerlemiştir. Ancak bu olumlu hava, Suudi Arabistan’ın Katar’a uyguladığı ambargo döneminde Fas’ın Katar’a destek göndermesi sonrası ilk darbeyi almış gibi gözükmekteydi. Fas’ın, Yemen savaşı için kurulan koalisyondan çekilmesi ise ilişkilerin biraz daha gerilmesine neden oldu. Bu gelişmelerin hemen sonrasında, Suudi Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed Bin Selman, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın katledilmesinde dahli olduğuna dair iddiaların ardından oluşan olumsuz havayı dağıtmak için Kuzey Afrika ülkelerine bir dizi seyahat gerçekleştirdi. Ancak Fas’ın bu ziyareti, diplomatik teamüllere uymadığı gerekçesiyle iptali, taraflar arasındaki ilişkilerde büyük bir gerilime neden oldu.

Gerginliği asıl tırmandıran olay ise, Suudi El Arabiya televizyonunun Batı Sahra hakkında, bölgenin Fas tarafından işgal altında olduğunu iddia eden haber yapması oldu. “Müminlerin Emiri” sıfatını taşıyan Kral II. Hasan ve “Kutsal Beldelerin hizmetkârı” sıfatını taşıyan Suud Kralı Fahd bin Abdulaziz döneminde iki ülke ilişkilerinin altın çağını yaşamasından sonra, bu önemli tarihi birliktelik, kopma noktasına kadar geldi.

Körfez ülkelerinin Fas’ta hatırı sayılır miktardaki ekonomik yatırımları ve Batı Sahra meselesinin çözümünde Körfez ülkelerinin desteğine ihtiyacı olması, Fas Krallığının bu olumsuz süreci daha fazla uzatmadan uzlaşmaya gitmesine neden oldu. Körfez ülkelerinin İsrail-Amerika ile yapmış olduğu “Yüzyılın Anlaşması”nın da bu döneme denk gelmesi, BAE ve Suud’un, anlaşma hususunda İslam coğrafyasında meşruiyetini artırmak amacıyla Fas’ı ikna etmesi gerekliliği nedeniyle yeni bir sürece doğru adım atıldı.

Netanyahu Batı Sahra kartını oynuyor

Tam bu noktada, ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Fas’ın İsrail ile ilişkilerde normalleşmeyi kabul etmesi halinde, ABD’nin Sahra bölgesinde konsolosluk açacağını belirtmesi tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Normalleşme tartışmaları devam ederken, 5 Aralık 2019’da, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Fas ziyareti, Fas’ın İsrail ile normalleşmeyi kabul edeceği yönündeki kanaatleri güçlendirdi. Ancak Fas, bu iddiaları yalanladı ve hatta Kral VI. Muhammed, Pompeo ile daha önceden planlanmış görüşmesini iptal etti. Bu iptalin nedeni olarak İsrail ile normalleşmenin bir oldu bittiye getirilmeyeceği; Filistin halkının haklarının Fas Krallığının kırmızı çizgisi olduğu belirtildi. Burada Fas krallığının dikkat ettiği en önemli nokta ise, Muhammed Bin Selman’ın Kuzey Afrika ziyareti döneminde olduğu gibi, masada konuşulan bazı maddelerin ve görüşlerin kendisine dayatılmasını kabul edecek bir devlet olmayacağını ortaya koymasıdır.

ABD ile yapılan savunma anlaşmaları

Her ne kadar Fas, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi haberlerini reddetmiş olsa da, Amerika Birleşik Devletleri ile 2020 yılının Şubat ayında çok önemli savunma anlaşmaları imzaladı. Bu imzalardan sonra ABD ile gerçekleştirilen ortak operasyonlar ve 10 yıllık askeri ve savunma alanında işbirliği planları, ilişkilerin bir üst seviyeye çıktığını gösterdi. ABD ile olan ilişkilerin her alanda ilerleyerek devam ettiği böyle bir ortamda İsrail ile normalleşmenin de masada olduğunu göz önünde tutmak gerekecektir. Bu duruma ek olarak, yıl başında kral VI. Muhammed’in en yakın danışmanı olan Fuad Ali el-Himma’nın Suudi prens Muhammed bin Selman ile görüşmesi Körfez ülkeleri ile olan ilişkilerin düzeltilmeye başladığını gösteren başka bir gelişme olarak ortaya çıkmıştır.

Fas parlamentosunda Adalet ve Kalkınma Partisinin bir üyesi, yüzyılın anlaşması konusunda Fas’ın pozisyonu ile ilgili Dışişleri Bakanı Naser Burita’ya soru sordu.

Fas parlamentosunda Adalet ve Kalkınma Partisinin bir üyesi, yüzyılın anlaşması konusunda Fas’ın pozisyonu ile ilgili Dışişleri Bakanı Naser Burita’ya soru sordu. Burita'nın soruya, “Bizim için en önemli sorun Batı Sahra, yani kendi toprak sorunumuzdur, Filistin sorunu değildir” cevabı vermesi son derece manidar olmuştu. Bu açıklama sonrası, yabancı medyada sürekli olarak İsrail ile ilişkilerin normalleştiği yönünde haberler yapılması, ilişkilerin normalleşmesinin önündeki en büyük engel olan Fas toplumunun tepkisini, sürece alıştırılmaya çalışıldığı şeklinde okunabilir. Ayrıca Faslı Yahudi göçmenlerinin oluşturduğu diasporanın da Amerika seçimlerinde aktif rol oynadığı bir süreç içerisinde, Sahra meselesinin tekrardan gündem olması da sürecin yavaş yavaş ilerlemeye başladığını düşündürmektedir.

Fas’ın Sahra sorununu çözmek amacıyla son dönemde hız kazandırdığı diplomatik atakları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin El Ayun bölgesinde konsolosluk açması, Fas’ın ABD ile imzaladığı savunma anlaşmaları birlikte okunduğunda, Fas’ın İsrail ile normalleşme sürecine girdiği haberleri uzun bir süre daha gündemde kalmaya devam edecek görünüyor.