Fransa, Doğu’yaulaşabilecek mi?

SELÇUK TÜRKYILMAZ
Abone Ol

Edward Said, “Kültür ve Emperyalizm” de Fransa’nın Mısır’a yönelik ilgisini edebî metinler üzerinden analiz ederek oldukça çarpıcı sonuçlara ulaşır. Bunlardan birinde Said, âdeta bir tablo çizer. Bilindiği gibi Napolyon, Mısır seferine çıktığında yanında bilim insanlarından oluşan kalabalık bir heyeti de götürmüştü. Bu seferden sonra Mısır ve genel olarak Doğu hakkında yayınlar hızla artmıştı. Said’in tasviri de bu yayınların incelenmesiyle ortaya çıkmıştır.

Fransa, Mısır’ı ele geçirmek ve bu ülkeye hâkim olmak ister. Modern oryantalizmin doğuşu da bu şekilde başlar. Oryantalistler Firavunların dönemi olan antik Mısır ile ilgilenir. Antik dönem hakkında yapılan çalışmalarda yaşayan Mısır yok sayılmıştır. Napolyon’un başarısız fetih girişimini bilim insanları tamamlamak ister. “Napolyon ve ekibi, karşılarında antik boyutları perdelenmiş bir Mısır, her yerde işgalci Fransız ordularıyla eski Mısır’ın arasına dikilen Müslüman, Arap hatta Osmanlı varlığını buldular. Perdenin arkasındaki o diğer, eski ve daha saygın tarafa nasıl geçilecekti?” Aradaki perdeyi kaldırma görevini bilim insanları ve edebiyatçılar yerine getirecektir.

Afrika kolonilerini kaybeden Fransa'nın tarihi olmayacaktır

Sid benzer bir tabloyu Albert Camus’den hareketle Cezayir için çizer. Camus, Cezayir bağımsızlık savaşı günlerinde “Cezayir ulusu diye bir şey olmamıştır” demiştir. Ona göre Cezayir’in iktisadî bağımsızlığına kavuşması mümkün değildir. Zaten bu olmadıktan sonra siyasî bağımsızlıktan da bahsedilemez.

Camus ile aynı zamanlarda François Mitterrand, 1957’de yayımlanan ‘Fransız Varlığı ve Terk Ediş’ adlı kitabında, ‘Afrika olmazsa 21. yüzyılda Fransa tarihi de olmayacaktır’ demiştir. Afrika kolonilerinin Fransa açısından değerini gözler önüne seren bu cümle, Avrupa’ya iman edenler için fazla bir anlam taşımayacaktır. Zira onlar hâlâ Fransa’nın medenileştirme misyonuna inanıyor. Fakat Mitterrand’ın Afrika kolonilerinin kaybedilmesiyle ilgili sözlerinin bir kehanet olmadığını herhalde Fransa’nın rical-i devleti daha iyi takdir ediyor.

Napolyon, Mısır’da tutunamadı.

Bu, sonrakiler için de geçerlidir. Yaşayan Mısırlılar, Müslümanlar ve hatta Osmanlı buna izin vermedi. Asırlar geçtikten sonra Sisi darbe yaptığında, Mısır’a koşanların en önünde Fransa rical-i devleti vardı. Medenileştirme misyonu ve Avrupa’nın sair değerleri Avrupa dışında kalan toplumların, ülkelerin ve kıtaların hegemonya altına alınmasında bir araçtı. Bu kavramlar uzun zaman emperyalist ideolojinin temelini oluşturdu fakat Cezayir gibi ülkelerin direnci arttıkça 19. ve 20. yüzyıllarda inşa edilen değerler emperyalizmi de çökmüş oldu. Perdeyi kaldırıp atabilmek için değerler emperyalizminden de vazgeçip doğrudan müdahale dönemine geçtiler. Bu sebeple Fransa, 1990’larda Cezayir’i yeniden kan deryasında boğmaya çalıştı. Cezayir büyük bir karmaşaya sürüklenmekten kurtulamadı. Fakat Cezayirliler, bu hengâmeden de çıkmayı başardı ve ayakları üzerinde durdu. Kısacası Fransa, bugün de yaşayan Doğu’yu aradan kaldırmakta başarılı olamadı.

Macron neden Albert Camus ile aynı cümleleri kurdu?

Cezayir'in bağımsızlık sembolü Keçiova Camisi

Fransızlar, gerçekle yüzleşmek istemiyor. II. Dünya Savaşı’ndan sonra terk etmek zorunda kaldığı koca bir ülkeyi yeniden işgal edemeyecek olmanın huysuzluğu ile sağa sola laf yetiştiriyorlar. Aradan geçen yarım asırdan sonra Macron’un Fransız koloni yönetiminden önce Cezayir’in ulus olamadığını dile getirmesi sadece kontrol edilemeyen bir öfkeyi görmemizi sağlar. Albert Camus, Fransa’nın Cezayir’i terk etmek zorunda kalışını görememişti. Macron’un yıllar sonra Camus ile aynı cümleleri kurması önemlidir. Oryantalist yargılar, nesillerden nesillere hiçbir değişime uğramadan aktarılıyor. Bu da tarihin bir ironisi olsa gerek.

Çünkü oryantalizmin Doğu’ya bahşettiği sıfatlardan biri de durağanlıktı. Hatta tarihsiz toplumlar kavramı da buradan çıkmıştı. Fransız oryantalizmi kendini yenileme arayışından bile uzaktır. Bu durağanlık ve değişmeme durumu onları saldırgan bir hâle getiriyor.

Türkiye’nin Afrika’ya ilgisini ise Fransa karşıtlığı ile izah etmek doğru olmaz. Ayrıca Afrika ülkelerinde kökleşmiş olan kolonyalizm karşıtlığını da Türkiye’ye bağlamak doğru değildir. Nitekim çoğu Afrika ülkesi kolonyalist hegemonyadan kurtulmaya başladığı dönemlerde Türkiye’nin hareket alanı oldukça sınırlıydı.

Fakat Avrupa ülkelerinin yeniden Afrika’ya yöneldikleri bir dönemde Türkiye’nin adımlarının kalıcı sonuçlara yol açacağını düşünebiliriz. Libya çok önemli bir örnektir. Fransa’nın veya diğer emperyalist devletlerin beklentilerinin aksine, Türkiye’nin desteği ile sahada büyük bir direnç oluştu. Bu direncin diğer ülkeler üzerindeki tesirlerini bilmiyoruz fakat Fransa karşıtlığının daha güçlü bir şekilde dillendirileceğini söyleyebiliriz. Bunlar Mitterrand’ı haklı çıkaracak gelişmelerdir. Türkiye, Afrika’da kolonyalizm karşıtlığına dayanak noktası olarak önem arz etmektedir. Bu da oyunda çok önemli bir değişim meydana getirecektir.

İslam coğrafyasını tanımak niçin önemlidir?

  • Amin Maalouf ya da Emin Maluf, 25 Şubat 1949 Beyrut doğumlu, kitaplarını Fransızca yazan Lübnanlı yazar.
  • Amin Maalouf, “Ölümcül Kimlikler”de kolonyalizm üzerine okunacak otuz sayfalık bir makalenin değerine işaret etmişti. Ona göre, İslam tarihi üzerine yazılmış büyük eserlere kıyasla kolonyalizm hakkında yazılmış bir makalenin, kimlikler üzerinde daha kalıcı tesiri olacaktır. Bu tespiti önemsemek gerekir. Muhafazakâr dindarlar arasında da zihnen Batı’ya bağımlı olanların sayısı haddinden fazladır.

Bu durumu eğitim sistemine bağlamanın anlamlı olmadığını düşünüyorum.