Gerçekler ve Made In China susturucular

BÜLENT TOKGÖZ GERÇEK HAYAT 5 DAKİKADA OKUNUR

Çin yıllar evvel net bir karar aldı: Doğu Türkistan meselesi dünya gündemine taşınmayacak, zulüm gerçeği hasıraltı edilecekti. Medya ve internet sansürü ülke içinde zaten en sıkı biçimde uygulanırken karar tüm dünyayı Çin’leştirme mânâsına geliyordu. Bu çok kapsamlı ve uzun vadeli bir projedir ve “Made In China” olan her şey az çok resmîdir.

“Ey Doğu Türkistan… Ümmetin kanayan yarası…” Dünyanın en batısındaki bir tweet, dünyanın en doğusunda fırtınaya sebep olabilir mi? Mesut Özil’in, Çin yapımı histerik bir linçe maruz kalışına bakılırsa, evet.

Arsenal, apar topar –Çince- bir açıklama yaparak “Özil’in Uygur paylaşımı görüşümüzü yansıtmıyor. Bu içerik Özil’in şahsî yorumudur. Arsenal bir futbol kulübü olarak siyasete karışmama ilkesine sadıktır” dese de yaranamadı.

İki gün sonraki Arsenal-Manchester City maçının Çin’deki yayını iptal edildi. Mesut da PES ve FİFA’nın Çin sürümünden çıkarıldı. Spor sitelerinden, haberlerden de adı silindi.

Çin’deki Arsenal taraftarları ise takımın formalarını yakarak Mesut’la yapılmış sözleşmenin iptalini talep eden videolar yayınladılar.

Arsenal forması giyen Türk kökenli Alman vatandaşı Mesut Özil, sosyal medyadaki paylaşımında Doğu Türkistan’dan ‘‘zulme direnen mücahitler’’ diye söz etmişti.

ÇİN’E DİL UZATMANIN BEDELİ

Doğrusu Çin daha fazlasını da yapabilirdi: Hong Kong protestocularını destekleyen bir menajerin tweetinden ötürü NBA’ın maçlarının gösterimini yasakladığı ve verdiği reklamları kestiği gibi İngiliz futbolunun da Çin’deki köküne kibrit suyu dökebilirdi. Sarı ırktan milyonlarca taraftarını turist olarak maçları izlemeye gitmekten men de edebilirdi. Uyanan dev’e dil uzatmanın bedeli gün geçtikçe ağırlaşmalıydı çünkü.

Pekin gazeteleri Mesut’u “Palyaçoluk yapmakla” suçlasa da resmî ağızlar daha dikkatli bir dil kullandı. Mesela Çin Futbol Federasyonu, “Özil, Çin halkının duygularını incitti” diye sızlanmakla yetindi. Dışişleri Bakanı ise daha nazikti: “Sahte haberlerle kandırılmış Bay Özil’i” Sincan’a (Adı çoktan silinmiş Doğu Türkistan’a) davet ederek dinî özgürlüklerin nasıl korunduğunu gözleriyle görmeye çağırdı.

Mesut Özil'in Doğu Türkistan’a verdiği destek müslüman halklar tarafından çok önemsendi...


Doğu Türkistan adının tüm haritalardan silindiği bir dünya. Mümkünse Tibet, Hong Kong, Tayvan adlarının da geçmediği tabi. “Çin Rüyası” buna bağlı. Gereken her şeyi yapmaya kararlılar. Çin, kendisine yönelik her türlü eleştiriyi etkisiz hâle getirerek imajını düzeltme gibi ilginç bir strateji izliyor. Bunun oluşturduğu yeni imaja aldırmaksızın.

TÖVBE KAPISI

Mesut Özil vakası istisnai değil, Çin’in kancasını taktığı çok kişi var. Mesela geçtiğimiz kasım ayında Avustralyalı iki politikacı Andrew Hastie ve James Paterson Çin’i eleştirdikleri için vize talepleri reddedildi. Çin büyükelçiliği sözcüsü açık konuştu: “Haksız saldırılarda bulunanlar hoş karşılanmayacak!”

Şu sözleri ise konuşmasının en can alıcı kısmıydı: “Söz konusu şahıslar şayet pişman olur ve hatalarını samimiyetle telafi ederlerse Çin’in bakışı objektif ve makuldür. Diyalog ve ticaret kapıları her zaman açıktır.”

Avustralyalı iki politikacı Andrew Hastie ve James Paterson Çin zulmünü eleştirmişti...


Tövbe kapısını kapatmayan bağışlayıcı Çin daha ne yapsın? “Soğuk Savaş zihniyetli, ideolojik önyargılarla dolu” şu birkaç aykırı tip hariç Avustralya siyasetçi sınıfı avuçlarında ne de olsa. Bağışlar ve yatırımlarla Çin flütüne göre dans etmeye hazır hâle getirilmiş çoğu. Ülkenin bu apaçık rehin alınması durumu, bir avuç vatanseverde Çin düşmanlığını körüklese de, kararlı dev, yolundan vazgeçecek değil.

RUHÎ TERÖRİST

Eski düşman Japonya’ya nazları -ve dişleri- o kadar geçmiyor ama. Doğu Türkistanlı insan hakları savunucusu Rabia Kadir’in G-20 zirvesi sırasında ülkeye girişine izin verilmemesi için bıktırıcı bir diplomatik baskı uyguladılar. Japonya başbakanına doğrudan başvuruda bulundukları bu yorucu trafikten bir sonuç alamasalar da Rabia Kadir’i kabul edebilecek ülkeleri şimdiden bir kez daha düşünmeye sevk etmeyi başardılar.

Doğu Türkistanlı insan hakları savunucusu Rabia Kadir’in G-20 zirvesi sırasında ülkeye girişine izin verilmemesi için bıktırıcı bir diplomatik baskı uyguladılar.


Dalai Lama vak’asındaki takipçilikleri ise benzersiz. Hangi ülkeye gidecek olsa kıskacını daraltmaya başlıyor Çin. Ülkeye kabulüne mâni olamasa bile en azından resmî çevrelerin görüşmesini engellemek, bunu başaramadığında ise mümkün olan en alt düzey temasla sınırlı kalması için seferber oluyor. Tibet’in bağımsızlığını barışçıl yollarla savunan, 1959’dan beri sürgün, Nobel ödüllü ihtiyar bir keşişi azılı bir “ruhsal terörist” olarak lanse etme gayreti az çok semeresini veriyor. AB ülkelerine –şimdilik- buyruk veremeseler de “yanlış pozisyonlarını” gözden geçirmeleri için uyguladıkları baskı, tarafları tedirgin ediyor.

Fakir ülkeler ise Çin’in dilinden daha iyi anlıyor. Mesela nüfusunun çoğu Budist olan Moğolistan.

2016 Kasım’ında dinî lideri geri çevirmesi için olmadık baskılara maruz kaldı ama ziyareti iptal etmedi. Güney komşusu Çin bir hafta sonra sınırı kapatınca yüzlerce kamyon kapıda kalakaldı. Çin Dışişleri web sitesi, “Umarız Moğolistan dersini almıştır” ve “Dalai Lama’yı bir kez daha davet etmeme sözüne titizlikle riayet eder” diye yazdı.

Zavallı Afrika ülkeleri ne yapsın? 2017 Ağustos’unda Dalai Lama, Bostvana’ya gidecek oldu. Çin hemen markaja başladı. Ziyaret iptal edildi. Bostvana’nın komşusu Güney Afrika zaten çoktandır Çin’in kıskacında; 2009’dan beri Dalai Lama’ya vize vermeyi reddediyor. İşin gülünç yanı tüm bu markajların “Çin hiçbir ülkenin iç işlerine karışmaz!” tiradıyla birlikte yürütülebilmesi.

Zavallı Afrika ülkeleri ne yapsın? 2017 Ağustos’unda Dalai Lama, Bostvana’ya gidecek oldu. Çin hemen markaja başladı.

TİKTOK VE DİĞER YOLDAŞLAR

Çin yıllar evvel net bir karar aldı: Doğu Türkistan meselesi dünya gündemine taşınmayacak, zulüm gerçeği hasıraltı edilecekti. Medya ve internet sansürü ülke içinde zaten en sıkı biçimde uygulanırken karar tüm dünyayı Çin’leştirme mânâsına geliyordu. Bu çok kapsamlı ve uzun vadeli bir projedir ve “Made In China” olan her şey az çok resmîdir. Mesela sosyal paylaşım ağı TikTok’un sahibi ByteDance Doğu Türkistan’daki takip ve gözetleme teknolojisine –tıpkı Huawei gibi- katkı sunarken bir yandan da Uygurlar lehine paylaşım yapan hesapları bloke ediyor.

Huawei’nin de yapacağı şeyler elbette vardır, ilerde göreceğiz.

2010’da Çin, muhtelif kurumlarını Birleşik Cephe Dairesi çatısı altında toplayarak dünyanın tüm köşelerine sızma stratejisine hız verdi. Bu “yumuşak güc”ün de ötesinde “Keskin Güç” denen özel bir nüfuz politikası. Yurt dışındaki her Çinli, ki artık her yerdeler, “Çin Rüyası”nın gerçekleşmesi için katkıları umulan yoldaşlar. Konfüçyüs Enstitüsü gibi yüzlerce üniversite ve lisede faaliyet gösteren, Çin kültürünü ve Çinceyi yayan etki ajanları dünyayı kol geziyor. Alıp götürdükleri öğrenciler ise ayrı.

2000’lerin başında Çin’deki Afrikalı talebe sayısı sadece 2000 iken şimdi 60 bin. Çin tezgâhından geçmiş onlarca FETÖ, geri dönüp ülkelerinin beynine ve kalbine sızacak. Tehlikenin farkında mısınız?

İpek Yolu projesi 60 devleti birbirine bağlayan trilyon dolarlık bir yatırım.

GÜLERYÜZLÜ SÖMÜRGECİLİK

Uluslararası örgütlerle ilişkisini kullanma becerisi de ayrı bahis. “Kamu diplomasisi”nde en aktif ve azimli ülke. Bunu hangi araçlarla yaptığını anlamak için uzun bir liste çıkarmak lazım ama listenin başında hiç şüphesiz “Bir Kuşak Bir Yol projesi” yer alıyor.

Kadim İpek Yolu’nun ihyasından çok öte bir proje bu. 60 devleti birbirine bağlayan trilyon dolarlık bir yatırım. Köprüler, santraller, limanlarla büyük bir işgal bu. Askerler yerine teknisyenler, subaylar yerine mühendisler, tanklar yerine tankerlerle.

İpek Yolu çok masum bir atıftan ibaret. Çin temas kurduğu herkesi gebe bırakan bir yöntemde kararlı. Adı “Borç Diplomasisi.” Tayland’dan Yunanistan’a herkesi borç tuzağına düşürerek esir alan yeni tür bir emperyalizm. Marshall Yardımı 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin dünya hakimiyeti tesisinde hangi işlevi görmüştüyse ondan 12 kat büyüklükteki bu proje de Çin hakimiyetini tesisten başka bir şey değil. Güleryüzlü bir sömürgecilik, şarklı tevazusu ile, dünyayı pençesine almakta.

Hu Jintao

YENİ BİR EMPERYALİZMİ ANLAMAK

Yunanistan ibretamiz bir örnektir. İflas etmiş devlete dostluk elini uzattı. 2008’de Çin devlet başkanı Hu Jintao –Bu isimleri telaffuza da alışalım artık yavaş yavaş- ziyarette bulundu ve Pire Limanı’nın işletmesini Çinli bir firmanın almasını sağladı. Sonra AB’den yüz bulamayan Yunanistan’ın değersiz tahvillerini satın aldı. Ne karşılığında? Yunanistan, AB içinde Çin’in uzantısı, avukatı oldu. Kararlarını oy birliğiyle alan bir örgütü hassaten insan hakları ihlallerinin kınanması hususunda tıkamayı başardı.

2015’te seçimleri radikal Sol kazandı ve liderleri Çipras, Pire Limanı özelleştirmesini iptal edecekleri vaadiyle iktidar koltuğuna oturdu.

Aleksis Çipras

Limana onca masraf eden Pekin endişelendi. Çin’in Atina büyükelçisi, Çipras’ın ilk ziyaretçileri arasında yer aldı. Bir hafta sonra da Çin başbakanı telefonla arayarak Çipras’a Yunanistan’ın aleyhine hiçbir adım atmadıkları ve atmayacakları yönünde teminat verdi. Başka daha kim bilir ne dümenler döndü, Çipras çark etti, Çin’in Yunan ekonomisi için önemini ballandıra ballandıra halkına anlatmaya koyuldu. Çin pahalı bir limana ve AB içinde ucuz bir Truva atına böylece sahip olmuş oldu. Sırada İspanya, Portekiz ve Macaristan var. Onların da ipotek altına alınması yakındır.

Velhasıl-ı kelam gençliğimiz Amerikan emperyalizmini anlamaya çalışmakla geçti. Vaziyete bakılırsa ahir ömrümüz de Çin emperyalizmini anlamaya çalışmakla geçecek. Tabi çocuklarımızın gençliği de.

B BÜLENT TOKGÖZ Pirimedya