Giderayak ‘Büyük İsrail’ operasyonu

TEVFİK ŞAHİN
Abone Ol

Kasım ayında yapılacak seçimler için büyük propaganda faaliyetlerini hızlandıran ABD Başkanı Trump, iki cephede büyük bir mücadele veriyor. Birincisi, demokratların elinde olan eyalet ve metropollerde, ikincisi ise İsrail’i merkeze alan Arap ve Müslüman coğrafyasında. Kosova ve Sırbistan liderlerini huzuruna dizerek şov yapan Trump, başkanlığı tekrar alamasa bile giderayak ‘Büyük İsrail’ rüyasına giden en büyük adımı atmak istiyor.

Tarihlerine bakıldığında çoğunluğunun yüz yıldan daha uzun bir geçmişi yok. Kendilerine ‘devlet’ diyorlar ama halklarına zulmetmekten başka otoritelerini gösterebildikleri bir alan da yok. Buna rağmen Ortadoğu ve Arap yarımadasının acemi ülkeleri, Osmanlı’dan koptukları 20. yüzyıl başından beri ikinci kez birlik ve beraberlik ruhuyla kendilerini ‘devlet gibi’ hissedebilecekleri bir ortam yakaladı.

  • 1948 yılında Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak öncülüğünde İsrail’e karşı ayaklanan, sonrasında Altı Gün Savaşları, 33 Gün Savaşları, Yom Kippur Savaşı gibi onlarca çatışma kuşağıyla İsrail’e karşı birleşmeye çalışan Araplar, bu yeni süreçte de ‘İsrail’in arkasında’ birleşerek kendilerine meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.

Beyaz saray’da emrivaki

ABD’nin son başkanı Trump’tan önce Camp David, Oslo gibi şehirlerde gizli zirveler düzenlenir ve İsrail için lobi oluşturulurdu. Fakat Trump dönemi eski yöntemleri bir kenara bırakarak, İsrail ve Siyonizm için açıktan çalışma dönemi oldu. Hatta bu çalışmalar zaman zaman zorbalık, kimi zaman da emrivakilerle oldu.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic’in bu gelişmeden o an haberdar olduğunu gösterdi

Beyaz Saray’da Kosova ile Sırbistan arasında ekonomik normalleşme anlaşmasının imzalandığı törende konuşan Trump, iki ülkenin İsrail'le ilişkilerini normalleştirme ve geliştirme adına yeni adımlar atma kararı aldıklarını söyledi. Hatta Kosova'nın İsrail ile diplomatik ilişki kurmak üzere anlaştığını, Sırbistan'ın da İsrail Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacağını ifade etti.

Törendeki görüntüler, Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic’in bu gelişmeden o an haberdar olduğunu gösterdi. Ama sonrasında yapılan açıklamalar, Vucic’in bu emri ne zaman aldığının pek de önemli olmadığını gösterdi.

‘Daha çok Arap ve Müslüman İsrail’i tanıyacak’

Aynı toplantıdaki Kosova liderine neden İsrail konusunu dayattığını ise, Trump daha sonra twitter hesabından şöyle açıkladı: “Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Kosova ile İsrail, ilişkilerini normalleştirme ve diplomatik ilişkiler kurma konusunda anlaştı. Çok iyi. Daha fazla İslam ve Arap ülkesi yakında bunu takip edecek."

Trump’ın ‘daha fazla’ dediği İslam ülkelerinin başında da Suudi Arabistan geliyor.

Trump’ın ‘daha fazla’ dediği İslam ülkelerinin başında da Suudi Arabistan geliyor. BAE’nin İsrail’i tanımasını sağlayan Trump, Suudi Arabistan’a baskıyı artırmaya başladı. 50 yıllık kısa tarihi boyunca bu günü beklermişçesine bir anda en büyük Siyonist sever devlet hâline gelen BAE’nin performansına yaklaşması beklenmese de, Trump Suudi Arabistan’dan da benzer adımlar atmasını istiyor.

Kâbe imamından yahudilere özel hutbe

Suudi Arabistan’daki rejimin de İsrail’e karşı sıcak duygular beslediği attıkları son adımlarla belli oldu.

BAE’nin İsrail’i tanımasını sağlayan Trump, Suudi Arabistan’a baskıyı artırmaya başladı.

Tahttaki verasetini pekiştirmek için ABD ve İsrail’e muhtaç olan Suudi prens MbS, bu yolda gereken her adımı atmaya hazır. Bunun son örneğini de, Kâbe İmamı Abdurrahman es-Sudeys’in okuduğu 4 Ağustos’taki Cuma hutbesiyle verdi. Bir gayrimüslimi desteklememek ile kalbini İslam'a ısındırmak için ona iyi davranmanın çelişkili bir durum olmadığını söyleyen Sudeys, bu ifadelerine "Nebi öldüğünde zırhı bir Yahudi'de rehindi. Bir Yahudi komşusuna iyi davranması onun Müslüman olmasına sebep olmuştu” dedi.

BAE’nin İsrail’i tanımasını sağlayan Trump, Suudi Arabistan’a baskıyı artırmaya başladı.

Bu hutbeden birkaç gün sonra ise Trump, Suudi Kralı Selman bin Abdulaziz’i arayarak önemli bir talimat verdi. İsrail’e hava sahasını açtığı için krala teşekkür eden Trump, Suudi Arabistan'ı aralarındaki sorunların çözülmesi için diğer Körfez ülkeleri ile müzakere yapmaya çağırdı.

  • Trump’ın ‘körfez ülkeleri’ diye bahsetse de, kastettiği muhtemelen bölgede İsrail’e destek veren diğer ülkeler. Yani ülke bile yayılmayacak kadar sıradan kukla devletçikler. Bu ülkeler, şimdi ‘dünya dengelerinin’ bir numaralı aktörleri(!) hâline geldi. Peki, bölge ülkelerinde son durum ne? İsrail hâlen hangi ülkenin düşmanı ya da hangi ülkenin en güçlü müttefiki?

HARİTA İÇİN:

Trump’ın ‘körfez ülkeleri’ diye bahsetse de, kastettiği muhtemelen bölgede İsrail’e destek veren diğer ülkeler.

Türkiye:

İsrail’i 28 Mart 1949 tarihinde tanıdı. Türkiye’nin İsrail nezdindeki ilk diplomatik temsilciliği 7 Ocak 1950’de açıldı. 6 Kasım 1956 tarihli Süveyş Kriziyle birlikte, Türk temsilciliğinin seviyesi maslahatgüzarlığa indirdi. 1963’te tekrar elçilik seviyesine çıktı. İsrail’in Filistin ve Arap ülkelerine karşı uyguladığı şiddetin seviyesine göre Türkiye de konumunu belirledi. Fakat 2009 yılındaki Davos Zirvesinde yaşanan ‘One minute’ çıkışı, İsrail’e Siyonist emelleri önündeki en büyük engelin kim olduğu net şekilde gösterdi ve hâdiseler gelişti. Önce Türkiye’nin İsrail elçisi ‘alçak koltuk’ kumpasıyla nahoş bir fotoğrafa konu yapıldı. Ama ‘one minute’ acısını çıkarmak için 31 Mayıs 2010 tarihinde Mavi Marmara’da 9 vatandaşımızın şehid edilmesi bardağı taşırdı. Elçiler geri çağırıldı. 2016’daki anlaşmaya kadar da ilişkiler koptu. 2018’de İsrail’in ‘Büyük Dönüş’ katliamı nedeniyle Türkiye Tel Aviv büyükelçisini tekrar geri çağırıldı. İsrail’in Yunanistan ile Akdeniz’de oynamaya çalıştığı oyun ise, ilişkilerin bir süre daha böyle gideceğini gösteriyor.

Gerçeklere kör, doğrulara sağırlar ama iftiraya gelince dil pabuç gibi!
Gerçek Hayat

Mısır:

Ürdün, Suriye ve Irak’la birlikte işgalci İsrail’e 1948’de ilk büyük savaşı ilan eden ülkeydi. Savaşta büyük kayıplar verdi. Hatta sonrasında rejim değişikliği yaşandı ve Kral Faruk bir darbe ile tahttan indirilerek yerine General Necib getirildi. 1952 yılında iktidara gelen Cemal Abdünnasır da millî bir çizgide İsrail’e karşı politikalar izledi. Fakat Mısır’ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Mursi örneğinde olduğu gibi İsrail’e karşı gelmek, Mısır’da yöneticilerin canına mâl oldu. Mısır zamanla hem Gazze Şeridi’ni hem de Sina yarımadasını İsrail’e kaptırdı. 6 Gün Savaşları ve Süveyş çatışmaları her seferinde İsrail’e yaradı. En son Hafız Esed ile 1974’te İsrail’e operasyon düzenleyen Mısır, 1981’de Enver Sedat suikastının ardından devleti ele geçiren Hüsnü Mübarek döneminde korkak ve gizli İsrail yanlısı bir politika izledi. 2012-2013 arasında Cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi döneminde Mısır’la son kötü günlerini yaşayan İsrail, darbeci Sisi’yi başa geçirdi. Mısır ve Yahudiler, yaklaşık 3500 yıllık ikili ilişkilerindeki en parlak dönemi yaşıyor.

Lübnan:

Lübnan, Arap-İsrail çatışmalarında hiçbir zaman diğer Arap devletleri kadar taraf olmadı. Uzun süre İsrail’in en sakin sınırı Lübnan sınırı oldu. Fakat bu çatışmalarla yerlerinden edilen Filistinlilerin de göç ettiği ilk adresti. Lübnan, bu ılımlı tutumunun bedelini, 1982’de İsrail tarafından işgal edilerek ödedi. Ariel Şaron’un Sabra ve Şatila’da düzenlediği katliamlar, İsrail’e karşı ılımlı olmanın en hafif karşılığıydı. İran’ın Şii teröristleri Hizbullah’ın etkin olduğu ülke 2006 yılında İsrail’e yeniden savaş açtı. 33 Gün savaşında ülkenin güneyi İsrail’den geri alındı. Son olarak geçtiğimiz ay İsrail Lübnan’ın güneyine saldırı başlatmış ve bu saldırılardan 1 hafta sonra da Beyrut limanındaki yaklaşık 3 bin tonluk amonyum nitrat yüklü bir gemi şüpheli bir şekilde havaya uçmuştu. Patlamadan günler sonra da Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, ülkesinin gelecekte İsrail ile barış yapma ihtimalinin sorulması üzerine, "Bu değişir. Bizim, İsrail ile sorunlarımız var ve ilk önce bunları çözmeliyiz" ifadelerini kullandı.

Ürdün:

10 Haziran 1916’da Mekke’de başlayan ve İngilizlerin bir oyunu olan Arap isyanıyla ‘müstakil bir devlet’ olma yolunda ilk adımını atan Ürdün, 1921’de “Mavera-i Ürdün Emirliği” adıyla İngiliz mandası olarak kurulmuş, 1946'da da bağımsızlığını ilan etmişti. 24 Ocak 1949'da devletin adı “Ürdün Hâşimî Krallığı” olarak değiştirilmişti. İsrail’in topraklarını genişletmesine en büyük katkı, Ürdün’ün bağımsızlığı oldu. 1967’deki Altı Gün Savaşları ile Batı Şeria ve Doğu Kudüs Yahudi işgalcilere teslim edildi. 1994’te İsrail ile normalleşme anlaşması imzalayan Ürdün, böylece İsrail’i tanıdı. İsrail Filistin çatışmasında arabulucu rolüyle bölgede ‘ılımlı’ bir profil çiziyor. Fakat BAE’nin bu rolü ondan alacağı yorumları, Ürdün Vadisi’yle İsrail’in en kritik komşusu olan bu ülkede işlerin karışacağına işaret ediyor.

Suriye:

1948 Arap İsrail savaşının baş aktörlerindendi. 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda Türk bölgesi ve dünyanın en mümbit alanı olan su cenneti Golan tepelerini İsrail’e hediye etti. Kurulduğu günden bu yana İsrail ile gerilimli bir ilişkisi olan Suriye, Arap-İsrail savaşlarında her zaman ‘savaş ilan eden’ tarafta olsa da, hiçbir zaman ‘şamar oğlanı’ rolünden kurtulamadı. 2000 yılında Hafız Esed’in yerine geçen oğlu Beşar Esed dönemi ise, İsrail için en parlak dönem oldu. Özellikle ‘Arap Baharı’ sonrası iç savaşa sürüklenen Suriye, İsrail’in istediği zaman saldırabildiği ve istediğini alabildiği bir ‘antrenman sahası’na dönüştü. Trump’ın Golan Tepelerinin İsrail’e ait olduğu iddiasını resmi devlet politikasına dönüştürmesi ve İsrail’in bu dönemde Şam’a bile hava harekâtı düzenleyebilecek duruma gelmesi, Suriye’yi bölgedeki oyunun iyice dışına itti. Şam’ı fiilen yöneten Rusya ise, İsrail’in kurucularından olduğu için bu gelişmelerin baş aktörü.

İran:

Tarih boyunca bölgedeki tüm fitnelerin kaynağı olan İran, Fransa’nın başını çektiği Batı tarafından İran Şii Cumhuriyeti olarak dönüştürüldüğünden bu yana İsrail’in en büyük destekçisi oldu. İsrail’in bölgedeki planlarını fiiliyata geçirmesi için gereken tüm adımları ‘İsrail düşmanlığı’ maskesiyle hayata geçiren İran, Şii yayılmacılığıyla Filistin’i de bölerek direnişin güçlenmesine ve Filistinlilerin birlik olmasına her zaman engel oldu. Lübnan’da kurduğu Hizbullah ise, İsrail’in en büyük müttefiki olduğunu her adımıyla kanıtladı.

Irak:

Bugün kendi dertleriyle uğraşsa da bir zamanlar Arap-İsrail savaşlarının baş aktörlerindendi. Zamanla, özellikle de Saddam döneminde körfeze yönelen Irak’ın İsrail ile gerçek ilişkisi, Kuzey Irak yönetiminin kurulmasıyla başladı. İsrail, Kuzey Irak yönetiminin bağımsız Kürdistan olmasını destekleyen ilk ülke olarak öne çıktı. PKK gibi Kuzey Irak’taki bazı silahlı güçlerin de İsrailli teröristler tarafından eğitildiği biliniyor. Bugün Suriye’nin kuzeyi de dâhil Türkiye’nin güneyinde Akdeniz’den İran’a kadar kurulmaya çalışılan terör koridoru, aslında İsrail için hazırlanmış bir güvenlik şeridi olarak planlandı. Bu şeritteki terör örgütlerine destek verenlerden biri de İsrail. Fakat Irak, İsrail İçişleri Bakanlığı tarafından verilen özel bir izin olmadan bir İsrail vatandaşının ziyaret edemeyeceği "düşman devletler"den biri olarak adlandırılıyor.

Suudi Arabistan

Mısır 1979 yılında Camp David anlaşması ile İsrail’i tanıyan ilk Arap ülkesi olduğunda Suudi Arabistan’ın ilk tavrı Mısır’ı Arap Birliği’nden atmak ve Birliğin merkezini de Kahire’den Tunus’a taşımak olmuştu. Arap ülkeleri Mısır’a “Arap ve İslam davalarına ihanet ettiği” gerekçesiyle ciddi ekonomik ve diplomatik yaptırımlar uyguladılar. Fakat o günden bugüne köprünün altından çok sular aktı. Batı, Suudi Arabistan’a İsrail’den daha büyük bir ‘şeytan’ buldu ve İran’ı kurdu. Birkaç hafta öncesine kadar İsrail uçaklarına hava sahası kapalı olan Suudi Arabistan, bugün İsrail’i tanımayı düşünüyor. Bunda veliaht prens MbS’nin tahtını garantiye alma isteği ve İran’dan geleceği düşünülen hayali tehditleri savuşturma hazırlıkları etkili rol oynuyor.

BAE şeyhlerinin yalan orduları
Gerçek Hayat

BAE:

İsrail’i tanıyan son Arap ülkesi oldu. BAE'nin 1971'de bağımsız bir ülke olmasının ardından BAE'nin ilk lideri Şeyh Zayed bin Sultan Al Nahyan, İsrail'i Arap ülkelerinin "düşmanı" olarak nitelendirdi. 16 Ocak 2010'da ise İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Uzi Landau, Abu Dabi'de bir enerji konferansına katılarak ilk ilişkiyi kurdu. O tarihten sonra ilişkiler akıl almaz bir hızla gelişti. 13 Ağustos’ta BAE, Mısır (1979) ve Ürdün'ün (1994) ardından İsrail ile normalleşme anlaşmasın yapan üçüncü Arap ülkesi oldu. Anlaşmanın imza töreni ise 15 Eylül’de Beyaz Saray gerçekleşti.

Katar:

Katar, 1996 yılında İsrail ile ilk ticari ilişkilerini kurdu. Filistin davasında Türkiye ile paralel dik bir duruş sergileyen Katar, İsrail tarafından ‘teröre destek veren ülke’ olarak tanımlanıyor. 2017’de Suudi Arabistan öncülüğünde Katar’a uygulanan ambargo da İsrail ve ABD ortak projesi olarak hayata geçti. Katar ile İsrail ilişkileri, Katar-ABD ilişkilerinin yoğunluğu nedeniyle şimdilik ‘problemden uzak’ yürüyor.

Bahreyn:

Eylül 1994'ün sonlarında ilk resmi İsrail heyeti Bahreyn'i ziyaret etti. Tek kara bağlantısı bir köprü vasıtasıyla Suudi Arabistan’a olan bu ada ülkesinin Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed El Halife'nin geçtiğimiz yıl yaptığı "İsrail tarihî olarak tüm bu bölgenin mirasının bir parçası. Yani Yahudi halkının aramızda bir yeri var" açıklaması, BAE ile ortak biz çizgi izleyebileceğini gösteriyor.

Yemen:

İsrail-Yemen diplomatik ilişkilere sahip değil ve iki ülke arasındaki gayrı resmi ilişkiler de çok gergin. İsrail pasaportu taşıyan ya da pasaportunda İsrail damgası bulunanlar Yemen’e giremiyor. Ayrıca Yemen, yasalarında İsrail’i "düşman devlet" olarak tanımlıyor.

Umman:

Arap Birliği'nin İsrail ile ilgili pozisyonuna uygun olarak Umman, İsrail devletini resmen tanımıyor. İki ülke uzun süre birbirine boykot uyguladı. İlk ilişkiler 1994’teki gayrı resmi ticaret anlaşmalarıyla oldu. Ama bu ilişkiler 2000 yılında durduruldu. Suudi Arabistan’ın dümen suyunda giden Umman’ın, 2017'den beri İran karşıtı bir koalisyonun parçası olarak İsrail’le istihbarî ilişkiler yürüttüğü iddia ediliyor.