Hannasın müşterek hedefi

KEMAL ÖZER
Abone Ol

Batılılaşmaktan murad, İslam’dan ulaşmaktı. Kişiyi kontrol eden ahlâkî bir değer yok ise merhametsizleşir. Ahlâkî sınırı, dolayısıyla merhameti olmayanlar vahşileşir. Batılı hayat tarzının içine itilen insan; kendine, aile fertlerine, diğer insanlara, hayvanata ve tabiata merhamet etmez. Bu yüzden evlenmeyi de, boşanmayı da Müslümanca yapamıyoruz.

Nisa 32’de “Allah’ın sizi birbirinize üstün kıldığı şeyleri arzu etmeyin!” Nisa 34’de ise Allah “Erkekleri kadınlar üzerine koruyucu yapmıştır. Sâliha kadınlar Allah’a itaatkârdır…” buyrulur.

Erkeğe, karısı ve çocuklarının rızkını temin vecibesi yüklenmiştir. Kadının böyle bir mükellefiyeti yok, lâkin o da çocuk doğurma, büyütme, kocasının nefsini ve malını muhafaza etmekle mükellef.

Kadın zengin bile olsa kocasına bakmak ve malından ona vermek zorunda değil. Erkeğin de, kadının malına göz dikmesi caiz olmadığı gibi talep etmesi dahi hoş karşılanmaz. İmam-ı Mâtürîdî Hazretleri, erkeğin bu talebini Allah’a yöneltmesi gerektiğini belirtir.

Meşru iş ve ortamlarda olmak şartı ile rızık kazanmasında beis görülmeyen kadının ise rızık kazanmak maksadıyla âilesini ihmal edemeyeceği belirtilir.

Allah, iki cinse de farklı hasletler ve mükellefiyetler yüklemiştir. Herhangi birinin hasletleri onun diğerinden üstün olduğu mânâsına gelmez. Üstünlük, Allah’a yakınlıkladır. Ancak âile düzeninin devamı için erkek, Allah’ın ona verdiği bazı hasletler nedeniyle, Ayet-i Kerimede belirtildiği üzere, âilenin kavvâm, yönetici, hâmî, koruyucu ve âile işlerinde nihaî hükmü verendir.

İllimünaticiler 1775’de ‘tek dünya devleti’ konusunda önlerindeki en büyük engelin âile, vatan ve din mefhumlarının olduğunu söylemişlerdi. Yeni İktisatçılar da denilen öjenikçiler, doğurgan kadınlar ile sakatların yok edilmesini ve âile mefhumu yerine cinsiyetsizlik ve eşcinsel evlilikleri tavsiye ettiler. Maltuscular ise nüfus artışını engellemenin yolunun evlilikleri yani âileyi yok etmekten geçtiğini söylüyorlardı. Kısırlaştırma, eşcinsellik, gayrimeşru hayatlar, kürtaj ve doğum kontrolü, bunların ve benzer yapıların ortak noktasıydı ve hâlen de öyle!

Allah (c.c.) ‘doğan her canlının rızkı bana ait, rızık endişesi ile canlıları öldürmeyin’ diye emretmiş, Rasulullah (s.a.v.) ise ‘Ben sizin çokluğunuzla övünürüm’ buyurmuştu. Müslümanlar bile günümüzde rızık endişesi ile çocuk yapmaz ve hatta evlenmez duruma düştüler. Bu tavır, Allah’a itimatsızlık değilse nedir?

‘Bir kişilik yemek iki kişiye, iki kişilik üç kişiye, üç kişilik beş kişiye yeter’ buyuran Peygamber’in ‘ümmeti’nin rızkından endişe etmesi ve çocuklarını bu nedenle evlendirmeyip, günaha ve hatta fuhşiyata sevk etmesinin insânî, ahlâkî ve dînî bir izahı mümkün mü?

Peki, ya kadını metâ olarak görenler insan sayılabilir mi?

  • Günümüzde hâlâ ‘başlık parası’ gibi bir zulüm var. Ayrıca kadının anasının ak sütü gibi helâl bir hakkı olan mihrinin verilmemesi veya verildikten sonra elinden alınması zulmü… Buna mukabil evliliği güçleştirecek ve erkeğin güç yetirmesini engelleyecek kadar mehir istenmesi de başka bir zulüm.

Gençlerin evlenmesini; okulun/mektebin bitmesi, askerliğin yapılması, kelli felli bir kazancın başlamasına dek tehir eden veya ettirenler bunun hesabını nasıl verecekler?

Her biri çöp kadar değersiz ev eşyaları, salon, gelinlik, mekân gibi dayatmalarla aileleri faize, çıkmaza, bataklığa sürükleyen, evlenmeyi engelleyen veya geciktirenler, siz bu zulmünüzden ne zaman vazgeçeceksiniz? Kızınızın veya oğlunuzun mürüvvetinden mi yanasınız, yoksa kötülüğünden mi?