Jeopolitiğin kalbi neden doğu Akdeniz'de atıyor?

MEHMET YÜCE KATIRCIOĞLU
Abone Ol

Z RAPORU dergisinin Nisan 2021 sayısında yayınlanan "Jeopolitiğin Kalbi Doğu Akdeniz'de Atıyor" başlıklı yazı çok önemli bir analiz. Bu konu önümüzdeki süreçte Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri, belki de birincisi olmaya aday görünüyor.

Jeopolitik, coğrafya ile politika arasındaki ilişkiyi /bağlantıyı inceleyen/değerlendiren bilimdir.

Özellikle geçtiğimiz yıl Doğu Akdeniz'de Yunanistan ile çatışmanın eşiğine gelmemiz, Yunanistan'ın Fransa'dan Rafale uçakları almak, İsrail'den Heron insansız hava araçları kiralamak, yine İsrail'den Demir Kubbe hava savunma sistemleri almak için çaba harcarken; bir yandan da bizim Almanya'dan denizaltı almamızı engellemeye çalışması, önümüzdeki sürecin zorlu olacağının çok açık belirtileridir!

ABD'nin nükleer enerji ile çalışan uçak gemisi USS Dwight D.Eisenhower'in kısa süre önce tam savaş donanımı ile ve beraberinde 22 savaş gemisi ile planlı bir askeri tatbikat için Girit adasındaki Suda askeri üssü limanına demirlemesi, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin lehine olan(!) askeri güç dengesini Yunanistan'ın lehine değiştirmek niyetinin çok net bir ifadesidir.

Doğu Akdeniz'i önemli kılan 3 temel sebep

Jeopolitik açıdan çok kısa sayılabilecek bir sürede Doğu Akdeniz'in bu kadar önem kazanmasının bize göre üç temel sebebi vardır.

  • • Bu sebeplerin birincisi; Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerinin ve Asya ülkelerinin bilinçlenmesi ve çok hızlı biçimde güçlenmeye başlamaları, ABD ve AB'nin bu bölge üzerindeki etkisini/gücünü büyük ölçüde azalttı.
  • • Sebeplerin ikincisi; Çin'in ekonomik, ticârî, askerî ve siyâsî olarak çok hızlı bir yükselişle, dünyanın ikinci büyük gücü olması, Ortadoğu ve Asya ülkelerine ABD gücü ve baskısı karşısında gerektiğinde yakınlaşıp yaslanabilecekleri alternatif bir dayanak oluşturdu.

• Üçüncü sebep ise yeni teknolojilerin daha önceki teknik imkânlarla ulaşılamayan derinlerdeki enerji yataklarını kullanılabilir duruma getirmesi.

Çok sayıda ülkenin doğrudan, çok sayıda ülkenin de dolaylı olarak katıldığı bugünkü Doğu Akdeniz çekişmesi/karmaşası işte bu üç sebepten oluşuyor.

Bu çekişmeye/karmaşaya doğrudan katılan ülkelerin de dolaylı olarak katılan ülkelerin de amacı Doğu Akdeniz'in altındaki enerji yataklarından olabildiğince büyük pay alabilmektir.

KKTC’nin haklarının yok sayılması

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları için oluşan mücadelede dâhil olduğu ilk anlaşmazlık 2010 yılında İsrail ile Güney Kıbrıs arasında varılan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'ne ait yetki alanlarının yok sayılması ile ortaya çıktı. Bunun ardından 2011 yılında Kıbrıs'ın güney batısında yer alan Afrodit havzasında İsrail'in 130 milyar metreküp hidrokarbon yatağı keşfetmesi üzerine Türkiye bu enerji oyununda proaktif kriz yönetimi sürecine geçme kararı aldı.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 2018 yılından itibaren bölge içi ve bölge dışı aktörlerle/ülkelerle yaptığı ikili ve üçlü askeri ittifaklar, Türkiye'nin bu enerji oyunundaki tavrında belirleyici etki yaptı. İsrail ile Güney Kıbrıs arasında enerji paylaşımı çizgisinde gelişen ortaklık,

Türkiye'nin proaktif ve kararlı stratejileri karşısında askeri işbirliğine dönüştü. 2018 yılında İsrail ve Güney Kıbrıs'ın, Kıbrıs adasında gerçekleştirdikleri askeri tatbikat üç gün sürdü.

İsrailli yetkililer, Doğu Akdeniz'in enerji güvenliği konusunda yeni müttefiklerinin Yunanistan ve Güney Kıbrıs olduğunu, hem askerî hem de diplomatik kanallardan defalarca açıklamışlardı.

Kasım 2019 tarihinde Türkiye, Libya'nın BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (GMH) ile Akdeniz'deki yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda bir mutabakat zaptı imzaladı. Bu anlaşmayı takiben Türkiye bölgedeki keşif faaliyetlerini hızlandırarak, Oruç Reis, Fatih ve Yavuz sismik arama gemilerini de sondaj faaliyetleri için Akdeniz'e gönderdi.

Kasım 2019 tarihinde Türkiye, Libya'nın BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (GMH) ile Akdeniz'deki yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda bir mutabakat zaptı imzaladı.

Bu aşamadan itibaren Yunanistan donanması ve hava kuvvetleri ile Güney Kıbrıs askeri güçleri, Türkiye'nin faaliyetlerini engellemek için daha aktif bir rol oynamaya başladı.

Türkiye'nin Libya ile yaptığı anlaşmaya tepki gösteren Yunanistan, Libya (GMH) Büyükelçisini Atina'dan ihraç etti ve isyancı Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LNA) ile daha yakın bağlar kurmaya başladı.

Enerji ve lobi savaşları

Bu çekişmede Türkiye millî ahlâkî ve dînî değerlerinin gereği olarak, bu kaynakların ilgili ülkeler arasında âdil biçimde paylaşılmasını savunurken, Yunanistan kendi ‘ahlâkî(!)’ değerlerine uygun biçimde davranarak, Türkiye'yi olabildiğince devre dışına itip, hak etmediği kadar büyük bir pay kapmaya uğraşıyor. Bu karmaşada İsrail açıkça Yunanistan'ı desteklerken bizim müttefikimiz gibi görünen ama gizli düşmanımız gibi davranan ABD ve Fransa da bize karşı Yunanistan'ı destekliyor.

ABD ve Fransa'nın, öncelikle Yahudi lobisinin, ikinci olarak da Ermeni lobisinin dünyada en güçlü olduğu iki ülke oldukları iyi bilinmeli ve unutulmamalıdır.

Türkiye'nin Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (GMH) ile imzaladığı anlaşmanın önemli sonuçlarından birisi de İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs ortaklığında Ortadoğu'daki enerji kaynaklarını Avrupa'ya bağlamayı/iletmeyi amaçlayan East Med doğalgaz boru hattının kısmen Türkiye'nin yetki alanında bulunacak olan deniz sahasından geçecek olması.

  • Türkiye'yi Akdeniz'deki enerji denkleminin dışına çıkarmayı hedefleyen İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs üçlüsü, Ocak 2020'de Mısır, Ürdün, Filistin Yönetimi ve İtalya'yı da içeren Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun oluşturulmasıyla kurumsal bir yapıya dönüştü.

East Med boru hattı ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu ile bölgesel yeniden düzenleme; Türkiye'yi, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkarılan enerji ve güvenlik çerçevesinin dışında bırakma amacına hizmet etmekte.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkların arka planında, hukûkî çerçevesi 1923 Lozan ve 1947 Paris barış antlaşmalarında belirlenmiş bazı hükümleri içeren Ege adaları ve bunlarla ilişkili olan Kıta Sahanlığı, Hava Sahası konuları vardır. Ama bize göre bu uyuşmazlıkların daha derinindeki asıl uyuşmazlık sebebi Yunanistan ve Yunan toplumunun Türklere karşı duyduğu derin düşmanlıktır.

Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminde İzmir'e çıkarma yapıp, Ankara yakınlarına kadar gelmelerini ama sonunda artık tükendi zannettikleri Türk Milletinden tarihi bir sopa yiyerek İzmir'de denize dökülmelerini unutamıyorlar, unutamazlar.

Doğu Akdeniz’de gerilimin yükseleceğinin habercisi sayılabilecek en erken gelişmelerden birisi, 2003 yılında Güney Kıbrıs ile Mısır arasında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma antlaşmasının imzalanmasıdır. Mısır, Türkiye'den sonra Doğu Akdeniz'de en uzun sahil şeridine sahip olan ülkedir. Mısır bu özelliğini kullanarak bölgede gerilimin yükselmesi üzerine dış politikadaki stratejik yönünü Doğu Akdeniz'e çevirmiştir.

İsrail, anlaşma yaptığı ülkeleri derin amaçları için kullanır

Küresel bir doğalgaz dağıtım merkezi olmak isteyen ve bu amaçla İsrail ve Güney Kıbrıs ile anlaşma zemini arayan Mısır, geçtiğimiz yıl İsrail ile 15 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma ile Mısır, İsrail tarafından üretilen doğal gazın dağıtımından önümüzdeki 10 yıl boyunca pay alacak.

Küresel bir doğalgaz dağıtım merkezi olmak isteyen ve bu amaçla İsrail ve Güney Kıbrıs ile anlaşma zemini arayan Mısır, geçtiğimiz yıl İsrail ile 15 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı.

Böylece İsrail, 2010 yılına kadar Türkiye ile sürdürdüğü yakın iş birliği sürecinde, her iki ülkenin de gündeminde olan Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının Avrupa'ya ulaştırılması ve dağıtılması projelerinde Türkiye'ye vermek istediği rolü, şimdi Mısır'a verme amacı yolunda ilerliyor.

Bu noktada, tecrübeli bir akademisyen tarihçinin çok önemli değerlendirmesi bilinmelidir: İsrail, bir ülke ile ticari bir anlaşma yaparsa, öncelikle o ülkeyi kendi derin amaçları doğrultusunda kullanır, dahası anlaşma yaptığı ülkeden çok daha fazla kazanç elde eder.