Kariyer ile İnsanlık Arasında

HASAN ALİ YILDIRIM GERÇEK HAYAT 4 DAKİKADA OKUNUR

İnsan yeryüzünün değişmeyen yegâne varlığı. Ama bu ifade, insanın hiçbir yönünün değişmediği manâsına gelmez. İnsan en çok da toplum ilişkileri bağlamında değişmekte; dönüşmekte hatta. Ve elbette buna bağlı olarak da anlam ve değer yargıları değişmekte. Dünyevileşmenin en bariz yönü durumundaki kariyer tutkusu da bunlardan biri. İlkin erkeği esir aldı bu hırs, ardından da kadını. ‘Çalışan Kız’ filmi de kadının kariyer hırsına biraz eskilerden bir bakış...

Harrison Ford ile ‘yaratık’ Sigourney Weaver’ın başrollerini paylaştığı ama aslında Melanie Griffith’in omuzlarında ilerleyen 1988 tarihli ‘Çalışan Kız’ (Working Girl) bu yüzyıla da sarkan çağdaş iş ve insan anlayışını resmeden sıradan bir romantik komedi aslında.

Kevin Wade yazdı; Mike Nichols yönetti. Sonradan yıldızı parlayacak Kevin Spacey de handiyse bir figüran rolünde.

Söylemeye gerek yok, film aslında gişe hasılatını hakketmeyen sıradan bir yapım. Ve zamanımızın insanının derinlerde saklı bir tutkusunu dışa vurduğu, üstelik bu dışavurumu örneklik bir kıvamda sergilediği için önem kazanmakta: kariyer tutkusu.

‘Çalışan Kız’, yazın göbeğinde ada vapurunu andırır sıkış-tıkış bir görüntüyle açılır. Bu mahşeri kalabalığın ortasında, sabahın erken saatlerinde işe giden üç genç kız. Aralarından birinin doğum gününü, küçük bir keke tutuşturdukları üç mumla kutlamaktalar. Niye mi? Vakit yok ki. Çünkü bütün vakit, kariyer plânlarına harcanmakta.

  • Meselâ içlerinden en güzel konuşanı diksiyon derslerine devam etmekte. Rakiplerinden bir üstün vasfı olmak zorunda ya. Hem de bu ders için öğle yemeğini feda etmek mecburiyetinde. Daha açık ifadesiyle modern insanın megalo ideası, müstakbel ve muhayyel bir ikbal için en mühim kutsalı, hazdan fedakârlıkta bulunmaya rıza gösterecek bir çarpıklığın kurbanı. Bu ne garip tezattır böyle.

Dahası var desem: Aynı genç kız, mesaisi biter bitmez de bir pazarlama seminerine katılacaktır. Hangi kız mı bu? Hani vapurda arkadaşlarının geçiştirircesine küçük bir kekle doğum gününü kutladıkları kız! Yaşamak mı? Bu işte: kariyer yapmak.

Bu kızın adı Tess ve hikâyemizin başkarakteri de kendileri.

Hiç Vaktim Yok

Niçin hiç vakit yok? Çünkü istikbaldeki muhayyel mesut yaşantı için şimdi herkes habire koşuşturmak durumunda da ondan. Ve yeterince koşturulmadığında, o sadece tek kişilik üst makama bir başkası tırmanacak; dolayısıyla altta kalanlar, o makamı hakketmek için eskisinden daha çok çalışmak mecburiyetinde hissedecekler.

Binlerce kişinin harıl harıl koşuşturduğu, döneminin teknolojisinin en üst seviyesinde teçhizatlandırılmış devasa arı kovanı hükmündeki bir plaza çalışanıdır Tess. Ne ki basit bir sekreter hüviyetinde. Yani sadece amiri tarafından değil, mesai arkadaşlarınca da sınırsızca küçük düşürülerek, dalga geçilerek, haysiyeti paspaslanarak sürünmektedir.

Ama her şeye rağmen bir plaza çalışanı olmak, Panteon’a yakın düşmektir.

Kapitalizmin, kendisine göbeğinden bağladığı bütün insanlara dayattığı bir ayrıştırma var: iş hayatı ve özel hayat diye. (Bu ülkenin bütün müslümanları bu ayrımı bir yalancı dolma gibi yutuvermişlerdir ya; bu da ayrı mesele.)

Bu açıdan baktığımızda Tess’in özel hayatı da hakiki hayatından (Başka bir ifadeyle iş hayatı...) farklı değildir.

Doğum gününde sevgilisinin ona aldığı hediye iç çamaşırıdır yine; tanıştıklarından beri hep yaptığı gibi.

Henüz filmin on dakikası bitmeden öğreniriz ki sevgilisi, mesai arkadaşları, amiri...

AçıklamaÇalışan Kız 1988 yapımı film. Özgün adı Working Girl dür. Senaryosunu Kevin Wade 'in yazdığı filmi Mike Nichols yönetmiş, önemli rollerinde Harrison Ford, Sigourney Weaver, Melanie Griffith, Alec Baldwin ve Joan Cusack oynamışlardır...

Tanıdığı herkes Tess’i kıyasıya sömürmekte. Burada sömürülmenin her türlüsünden bahsediyoruz. Filmin de mensup olduğu zamane anlayışına göre insanları ikiye ayırmak mümkün: sömüren ve sömürülen. Bu sınıflardan ilkine giremediğiniz takdirde sizi iteledikleri yer, öteki. National Geographic’in doğa belgesellerinin aksiyomuna döndük gene: Avcı değilsen avsın.

Yolun Yarısındaki Değişiklik

Bundan sonra peşpeşe yaşanan gelişmeler ve bu gelişmelerin kaçınılmaz sonucu kayıplar, yenilgiler, küçülmeler, Tess’i adım adım bir karar almaya sürükler. Geldiği gibi mi yoksa yepyeni bir anlayışla mı hareket edecektir?

Bu yeni anlayış fırsatını yeni amiriyle yakalar; üstelik bu amir hemcinsidir de. Zaten “Bu dünyada istediğin şeyin sana gelmesini bekleyerek bir yere ulaşamazsın.”

Amirinin talebi doğrultusunda işleri ele alır ve... kapitalizmin, başka bir ifadeyle kariyerizmin karanlık yüzünü görür: Aslında amiri onu basbayağı kazıklamaktadır; hem de kendi saflığından istifadeyle.

Filme göre bu keşif, Tess’in karanlık tarafa geçişinin milâdıdır. Artık o da oyunu kuralına göre oynayacak ve yükselme basamaklarını teker teker aşacaktır.

Kariyerin Önlenemez Çekiciliği

İnsan niçin kariyer yarışına girer?

Bu soruya doğru bir karşılık bulabilmek için bir-iki hususun altını çizmekte fayda var. Bunlardan ilkini, insanın temel hususiyetine dayanan rekabet hissiyle irtibatlandırabiliriz. İnsan, doğası gereği kendisini öteki üzerinden idrake memur kılınmış bir mahlûk. Başka bir ifadeyle insanın bizatihiliği, verili değil, ancak zamanla kazanılabilen bir haslet. Dolayısıyla insan, varolmaya devam ettiğini kavrayabilmek için, her ân kendisini karşılaştırabileceği bir hemcinsinin varlığına muhtaç. Yalnızların bu denli farklılaşmasının sebeplerinden birini işaret ettik.

Yahut da başka bir misal kabilinden, mahkûmun ceza niyetine hukuk yoluyla cebren bir başına bırakılmasını zikredebiliriz: Öteki yoksa sen de ademe mahkûmsun.

İkinci husus ise modernitenin getirdiği şahsiyet yitiminin telâfisiyle alâkalı. Aslında kariyer dediğimizde kastettiğimiz meselenin bu tarafı ama hakikatte her kariyer cümlesi, meselenin bu cephesini örtmek üzere kurulur. Kariyer kaygısı, tıpkı futbol kulübü fanatikliği, dernek düşkünlüğü, parti hizipçiliği, liselilik yahut hemşehrilik dayanışması gibi, modernitenin tornasıyla unufak edilen şahsiliğin yerine konulmaya çalışılan sahte veya muvakkat kimlik hükmünde. Kimliklerimiz üzerinden idrak ettiğimiz benliğimiz, kariyerle birlikte bu sefer bir yandan insanın mensubiyet hissettiği ‘sürüsünün içindeki yeri’ne dönüşmekte, öbür yandan o yerin aşağı veya yukarı doğru değişkenliği bakımından da liderle irtibatlı hâle gelmekte.

Dolayısıyla kapitalist dünyada kariyer, kast sisteminin zıddına, kişiyi Panteon’a dahi taşıyabilmekte. Öylesine emsalsiz bir itici güç. Böyle bir güce karşı kayıtsız kalmak akıl kârı mıdır?

‘Çalışan Kız’ da bu gücü arkasına alan bir zamane temsil-i muvaffakiyetinin destanı.