Kendiliğinden bulaşma diye bir şey yoktur

BAĞDAGÜL ÖZ
Abone Ol

Demek ki, hastalıklar durduk yere çıkmıyor. Mutlaka her hâdisede olduğu üzere neden olan bir unsur var. Mesela bir ev veya bir araba kendiliğinden yanar mı? Elbette ki yanmaz. Yanıyorsa mutlaka bir sebebi, yangına neden olan bir şey söz konusudur.

Bir salgındır gidiyor...

Hani deriz ya yangın çevredeki binalara veya komşulara sirâyet etmeden söndürüldü. Oradaki, sirâyet yangın için söyleniyorsa ‘yayılma’, hastalık için söyleniyorsa da ‘bulaşma’ mânâlarına gelir. Sirâyet ve salgın kelimeleri varken, Türkçemizi ‘pandemi’ ile katletmeye ne hâcet?

Korona salgını sürecinin başında neler yapılması gerektiğini def’aten dile getirdiğimiz için tekrarlamayacağız. Lâkin korkutulan insanlığın bir türlü aklemediği hususu, Efendimiz Hz Muhammed (a.s.v.)’dan o devre ait muhteşem bir örnekle izaha çalışalım.

Başta ‘Müsned’ olmak üzere pek çok kaynakta yer alan Hadis-i Şerifte Peygamber (a.s.v.) "Hiçbir şeyin hiçbir şeye -Allah'ın izni olmaksızın- sirâyet edip bulaşması yoktur" buyurur. Bunun üzerine orada bulunanlar:

  • "Ya Rasulallah! Bir devenin dudağında veya kuyruğunda meydana gelen uyuz hastalığı, bütün develere geçip hepsini uyuz ediyor, buna ne dersiniz?" diye sorarlar.

Bunun üzerine Aleyhisselâm Efendimiz: "Ya ilk deveyi kim uyuz etti, buna hastalık nereden geldi? İslam'da hastalığın kendi kendine sirâyeti yoktur, gece kuşu ve baykuş ötmesinin tesiri de yoktur, safer ayının hayır ve şerle bir ilgisi de yoktur. Yüce Allah her canlıyı yarattığında onun sağlığını, hastalığını ve rızkını da takdir etmiştir" buyurdular.

  • İşte, hastalıklar da böyledir. Allah “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir!” (Şûrâ 30) “Bir toplum hâlini değiştirmedikçe, Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz!” (Râ’d 11)

Demek ki neymiş, olup bitenler bizim veya bir başkasının hataları yâhut kasıtları yüzündenmiş. Buradan hareketle hemen meseleyi maske tartışmalarına götürmeyin sakın.

Maskeden evvel bu Kovid-19’u kim, neden çıkardı? Tüm dünyaya neden ve nasıl yaydı? Diyelim ki, aşı veya başka unsurlarla bu hastalık bertaraf edildi, bundan sonra başka bir türle karşımıza çıkmayacaklarının bir garantisi var mı?

Umutlarını aşıya bağlayanlar, çâreyi maskede arayanlar hüsran olacaklar. Zîra asıl mesele, sebepleri keşfetmektir. Onları bulup bertaraf etmediğinizde yarın yeni ve daha şeditleri ile karşılaşırsınız. Peki, o zaman ne yapacaksınız? Bütün insanlığı ilelebet maskeye mahkûm mu edeceksiniz? Bütün evleri hapishaneye mi çevireceksiniz?

Hadi iktisadî durumunuz birkaç yılı götürür, ya sonra bir salgın daha yaşatırlarsa o zaman ne olacak?

Modern tıp nedenlerle değil neticelerle ilgilenir, zîra bu kapitalist düzenin işine gelir. O da herkes gibi insanın değil, kapitalist sömürgeci ve istilacı düzenin hizmetkârıdır. Oysa artık aklımızı başımıza alma zamanı! Neticeyle zaman kaybetmenin bir faydası yok. Nedenlere odaklanmak zorundayız.

İnsan sormaz mı bu korona Çin’de çıktı lâkin artık Çin’de yok. Bu hastalığa yönelik aşılar dâhil tüm malzemeler Çin’den geliyor. Bu nasıl iştir demez mi akıllı insan? Yoksa Türkçemiz gibi aklımızı da mı kaybettik? Basiret ve feraset kanallarımız tümden mi tıkandı? Tıkandıysa nasıl açtıracağız bir yolu yok mu bunun?

Ben şahsen sokağa çıkamaz oldum. Zîra mütesettir bir hanım olmama ve örtümle yüzümü kapattığım halde maske adlı o tuhaf bez parçası yoktur diye cinayet işlemiş muamelesi görüyorum. Oysa benim yüzde yüz pamuktan eşarbım, sizin polyester maskenizden daha güvenli, lâkin beynine oksijen gitmez hâle gelenler bunu kavramaktan bile acizler!