Kurban olmakla hayran olmak arasında Rumeli insanı

DAVUT NURİLER
Abone Ol

Son 20 yıl boyunca TİKA, Yunus Emre ve STK gibi kurumlar eliyle Balkanlara çok ciddi kaynak transferi yapıldı. Bulgaristan’dan Hırvatistan’a hatta Macaristan’a kadar olan geniş coğrafyada gerek Osmanlı dönemine ait tarihi eserlerin onarımı olsun gerek insânî yardım gerekse kalkınma yardımları üzerinden milyonlarca dolar tutarında hibe Balkanlara akıtıldı. Yeni Pazar-Tutin karayolu bunun en güzel örneği. Balkanlarda yaşayan soydaş ve akraba toplulukların günlük hayatına ciddi etkiler yapan bu çalışmaların, Rumeli camiasında neden yeteri kadar konuşulmadığını anlamak mümkün değil.

14 Mayıs 2023’de Türkiye’de yapılacak seçimler ülke gündeminin tek konusu hâline dönüşmüş bulunuyor. Bu sebeple biz de bu ay yazdığımız makaleyi 14 Mayıs seçimlerini Rumeli insanının gözü ile değerlendirmeye çalışacağız. Farklı ittifak ve partilerin yarıştığı bu seçimlerde günlük siyasetle ilgisi olmaması gereken birçok konunun gündemi işgal ettiğine şahitlik ediyoruz. Bunlar arasında 2-3 konuyu dikkatlerinize arz etmeye çalışacağım.

Adayların açıklanması ile hız kazanan seçim kampanyasında gündeme gelen sürpriz konu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile TİP Başkanı Boşnak kökenli milletvekili arasında gündeme düşen polemiktir.

Her fırsatta komünist ideolojiye bağlı olduğunu vurgulamaktan çekinmeyen bir siyasi figürden, 2018’de HDP listesinden milletvekili seçildikten sonra TİP başkanlığına getirilmiş bir kişiden bahsediyoruz. Türkiye’de komünist Balkan ülkelerinin kurbanı milyonlar yaşarken, radikal Marksist muhalif söylemlerle medyanın dikkatini çekmeye çalışıyor. Komünist Yugoslavya’daki vatanlarından sürgün edilen yüzbinlerin yaşadığı acıların onun gözünde hiçbir ehemmiyetinin olmadığı anlaşılıyor.

Sürgünü bizzat yaşadım

Bir kere daha hatırlatmak isterim ki, 1955 ila 1970’li yıllar arasında Makedonya, Kosova ve Sancak’tan 250 bini aşkın Türk, Arnavut ve Boşnak Müslüman zorla Türkiye’ye gönderildi. Okumakta olduğunuz satırları, bu sürgünü bizzat yaşamış bir kişi olarak yazıyorum. Komünist devlet terörünün organize ettiği zoraki göç ile binlerce aile paramparça edilmişti.

Acı dolu bu yıllarda gözyaşlarının seller gibi aktığı günlerin hatırası, birçok hemşehrimizin hafızasındaki tazeliğini hâlâ korumaktadır, biliyorum. Benzer sahneleri 1989’da Bulgaristan’dan yüz binlerce soydaşımızın sürgünü vesilesiyle bir kere daha tüm Türkiye olarak ibretle seyretmiştik.

Ecdadımızın asırlar süren çabalarıyla vatan hâline gelmiş topraklardan düşmanca tavırlarla kovulmanın acısı kolay unutulacak bir şey değildir. Ancak bir milletvekilinin, popülist söylemler ile acıları yok sayıp inkâr eden bir siyaset işportacısının, Rumeli câmiasından hâlâ ciddi mânâda destek aldığını üzülerek müşahede ediyoruz.

Kurbanlar nasıl hayranlara dönüştü?

Aslında 20. asrın ilk yıllarından günümüze Rumeli’den Anadolu’ya zoraki göç hep devam etti. Kökeninde Osmanlı-Türk düşmanlığı bulunan Balkan devletleri, kendi vatandaşı olan Müslüman toplumlara düşmanlık yapmaktan hiçbir zaman geri durmadılar. Krallar değişti, hükümetler değişti, hatta rejimler değişti ama Osmanlı bakiyesi Müslümanlara karşı süren düşmanlık ve zulüm hiç değişmedi, hâlen devam ediyor. Srebrenica soykırımı bunun en tipik örneğidir.

Tam aksine bilhassa İkinci Dünya Savaşından sonraki zulüm, sistematik devlet terörüne dönüştü. Örnek verecek olursak, Yunanistan hiçbir zaman komünist olmadı ama Osmanlı-Türk düşmanlığı günümüze kadar azalmadan aynen devam ediyor. ‘Altın Şafak’ adıyla siyasette yer bulan siyasi partinin felsefesi tamamen Osmanlı-Türk düşmanlığı üzerine bina edilmiştir. Bulgaristan’daki ATAKA, Sırbistan’daki ÇETNİK merkezli radikal ırkçı siyasi partiler bu sınıfa dâhildir. Bu partilerin tek ortak noktası Osmanlı-Türk düşmanlığıdır.

İkinci Dünya Savaşından sonra Moskova yanlısı komünist ve kapalı bir idare altına düşen Bulgaristan, Yugoslavya ve Arnavutluk’ta Osmanlı bakiyesi Müslümanlara yapılan zulümler azalmak bir yana, büyük çaplı organize sürgünler ile devam etti. Milyonlara varan Türk-Boşnak-Arnavut Müslüman çoğunluk Türkiye’ye, az bir kısmı da Batılı ülkelere kaçarak yeni bir hayat kurmak zorunda kaldı.

Türkiye’de milyonlarla ifade edilebilecek sayıda Rumeli kökenli insan yaşıyor. Hatta bazı istatistikler bu sayıyı 25-30 milyonlu rakamlara kadar çıkarıyor. Sayısı milyonlarla ifade edilen bu devasa kitlenin Balkan devletlerinin zulmüne uğrayarak Türkiye’ye sığındığı bir gerçek olarak herkesin mâlumudur. Hâlen parlamentoda milletvekili hatta bir partinin başkanı konumundaki kişinin de eski Yugoslavya’dan sürgün edilmiş bir aileye mensup olduğunu biliyoruz. Yani bugün Türk siyasetinde komünist ideolojiyi savunan bir partinin lideri, yakın geçmişte Yugoslavya rejiminin Türkiye’ye zoraki göçe tabi tuttuğu bir ailenin mensubu olarak bizzat komünist rejimin kurbanıdır. Ve ne tuhaftır ki, kurbanı olduğu bir rejimin hayranı olmuştur. Bu savrulmanın mantığını anlamak ve anlatmak kolay olmasa gerek.

  • Pişman mahallesi bile var
  • Rumeli kökenli insanlardaki bu kafa karışıklığı sosyolojik incelemelere değer bir konudur. Benzer bir kafa karışıklığını, sürgüne tabi olmuş başka toplumlarda görmek mümkün değildir. Yunanistan ve Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımızın eski ülkeleri hakkında ne düşündüklerini bilmiyorum. Ancak Yugoslavya’dan gelme göçmen kitleler arasında Tito rejimine, dolayısıyla sosyalizme ve sol düşünceye hayranlık duyan kişilerin sayısı hiç de az değildir. Hatta bu göçmenlerin bir kesimi göçten sonra Türkiye’yi beğenmemiş ve 70’li yıllarda Yugoslavya’ya geri dönmüşlerdir. Hatta yoğun geri dönüşlere sahne olan Bayrampaşa’daki bir mahalle ‘pişman mahallesi’ adıyla anılmaktadır.
  • Materyalist eğitimin neticesi
  • Eski Yugoslavya cumhuriyetlerinde yaşayanların Tito’ya sempati duymalarının bir mantığı olabilir. Bugün bile Bosna ve diğer cumhuriyetlerde Yugoslavya günlerine özlem duyan kişilerin sayısı az değil. Eski Yugoslavya’dan bağımsızlık kazanmış devletlerde yapılan tüm anketlerde Tito en çok tanınan ve beğenilen liderlerin başında. Ancak 40-50 sene önce Türkiye’ye zoraki göç ettirilmiş insanların kovuldukları ülkeye hayranlık duymaları izahı zor bir duygu. Genelde 60 yaşın üstündeki nesilde gözlediğimiz Yugoslavya hayranlığının, Yugoslavya’da iken ilkokul sıralarında alınan materyalist eğitimle ilgili olduğunu düşünüyorum.
  • Rumeli câmiasında 14 Mayıs seçimleri ile ilgili en çok konuşulan konulardan birisi de milletvekili aday listelerinde Balkan kökenli isimlerin yok denecek kadar az yer bulduğu konusu. İstanbul, Bursa, İzmir gibi göçmen nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehirlerde eskiyle kıyaslandığında 2-3 isim dışında Balkan kökenli adayların listelerde yer bulamadığını söyleyebiliriz. Siyaset felsefesiyle uğraşan ilim erbabı araştırmacıların bu konuyu ele almalarını tavsiye ederim.

Yapılanlar niçin görülmüyor?

Daha önceki seçim kampanyalarında olduğu gibi 14 Mayıs seçim kampanyası boyunca da Balkanlarla ilgili konuların çok az konuşulduğunu, hatta hiç gündeme gelmediğini dikkatlerinize sunmak isterim. Halbuki yakînen biliyorum, son 20 yıl boyunca TİKA, Yunus Emre ve STK gibi kurumlar eliyle Balkanlara çok ciddi kaynak transferi yapılmıştır. Bulgaristan’dan Hırvatistan’a hatta Macaristan’a kadar olan geniş coğrafyada gerek Osmanlı dönemine ait tarihi eserlerin onarımı olsun gerek insani yardım gerekse kalkınma yardımları üzerinden milyonlarca dolar tutarında hibe Balkanlara akıtılmıştır. Yeni Pazar-Tutin karayolu bunun en güzel örneğidir.

Balkanlarda yaşayan soydaş ve akraba toplulukların günlük hayatına ciddi etkiler yapan bu çalışmaların, Rumeli câmiasında neden yeteri kadar konuşulmadığını anlamak mümkün değildir.