Medya silahı tarafındanher gün vurulmak

BARIŞ TARIMCIOĞLU

Medyanın tüm dünya devletleri tarafından bir silah gibi kullanıldığı günümüzde, sadece tank, uçak v.b üretiminin millileştirilmesi yetmez, hayatımızı çepeçevre kuşatan batı medyası ve onun şımarık çocuğu “sosyal medya” ve uzantılarının, toplumumuza ilan ettiği “psikolojik harp” ile mücadele etmek için medyamızın da doğru bir formatta “millî” olmak üzerine şuur kazanması elzemdir.

20. yüzyılda Türk siyasi tarihindeki gelişmeler sonucunda ve Türkiye’nin stratejik ve jeopolitik konumundan dolayı, ülkemiz medyasının yapılanmasında İstanbul’daki sermaye grupların yönlendirmeleri etkili olmuştur.

Türkiye’nin batılılaşma serüveninin en olumsuz etkilerini Türk medyasında görmek mümkündür. Eğer Türkiye, son 10 yılda yakaladığı normalleşme ve atılım ivmelerini 21. yüzyılda da devam ettirmek istiyorsa, basın-yayın ve medya alanlarında köklü değişikliklere ihtiyaç duymaktadır.

Bu değişimler sadece yeni medya teknolojilerine, yeni tv kanalların kurulmasına teşvik ve yatırım destekleri ile gerçekleşmez. Aynı zamanda medya eğitiminde ciddi yeniden yapılanmalara ve Türk halkının Türk medyasını algılama biçiminde de değişikliğe ihtiyaç duyulmaktadır.

Dış basın iddia edildiği gibi tarafsız yayın yapmıyor...

KENDİ LEHLERİNE KULLANIYORLAR

- Bu yüzden öncelikle Türkiye üniversitelerin uluslararası ilişkiler, basın-yayın, gazetecilik ve halkla ilişkiler, radyo-televizyon-sinema bölümlerinde;

- Dış basının iddia edildiği gibi tarafsız ve objektif “gazetecilik” yapmayıp, son 10 yılda örneklerini sıkça gördüğümüz üzere, Türkiye’nin millî ve uluslararası menfaatlerine yeri geldiğinde köstek vuran bir yapılanma içinde olduğunu algılayabilen;

- 1930’lardan kalma soyut iletişim kuramları yerine, yeni medya teknolojilerini ve sosyal medya mecralarının nasıl küresel güçler ve derin devletler tarafından kendi lehlerine kullandığını idrak edebilen;

Amerikan gazeteleri, kendi çıkarları doğrultusunda yayın yapıyorlar...

- Türkiye’nin milli menfaatlerini koruyup gözetmenin, tarafsız yayın ilkeleri ve basın-ahlak prensipleri ile çelişmediğini benimseyebilen, özellikle Amerikan ve İngiliz medyalarının hep bu minvalde, yani kendi ülkelerinin çıkarını uluslar arası arenalarda gözeterek yayın yaptıklarını gözlemleyen;

RUSYA, ÇİN VE İRAN MEDYALARINDA DA GELİŞTİRİLDİ

- Sürekli ülkemizin bazı basın-yayın organlarında “saygın” olduğundan dem vurulan, Avrupa ve Amerika menşeili ve Türkiye’nin son 10 yılda kaydettiği gelişimleri küçümseyici ve sulandırıcı üslupta yayınlar yapan güçlü ve köklü medya kuruluşları ile dünya ekonomilerine yön veren uluslararası finans lobileri arasındaki tarihsel menfaat ve işbirliği bağlarını çözümleyebilen;

- Globalleşen dünyada gerek Amerika’nın, gerekse Avrupa’nın kendi içinde kaçınılmaz olarak ana-akım medyalara alternatif bağımsız yayın kanallarının türediğini, benzer stratejilerin Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerin medyalarında da geliştirildiğini takip edebilen;

Türk medya tarihini derinlemesine incelersek, bir zamanlar İstanbul sermayesine hizmet ettiğini göreceksiniz...

TÜRKİYE ALEYHİNE LOBİCİLİK FAALİYETLERİ YÜRÜTÜYORLAR

- Türk medya tarihini derinlemesine inceleyip, bazı Türk medya kesimlerin her daim Anadolu halklarının ve Türkiye Müslümanlarının değil de, sürekli İstanbul sermaye gruplarının şartsız hizmetinde olduğunu ve bu İstanbul sermaye gruplarının, Türk siyasi tarihindeki anti-demokratik bütün oluşumları destekleyerek, sürekli uluslararası kulvarlarda ve özelikle orta-doğu coğrafyasında, Türkiye aleyhinde lobicilik faaliyetleri sergileyen odaklar ile derin ve köklü tarihsel bağları olduğunu analiz edebilen;

- Basın-Yayın ve İletişim öğrencileri ve bu öğrencileri eğitebilecek akademisyenlerin yetiştirilmesi, Cihan-Şümul bir devlet olmak isteyen Türkiye için her türlü sosyo-ekonomik kalkınma ve yatırım kadar elzem bir konudur.

Üniversitelerde çeşitli teşvikler ve alt yapı olanakları sayesinde öğrencilere cazip hale getirilebilir.

‘KİM GELİRSE GELSİN HÜKÜMETE DÜŞMAN OLALIM’

Bütün bu hedeflere ulaşmak için öncellikle “medya eğitimi” konusuna sıkı bir biçimde eğilmemiz gerekiyor. Üniversitelerimizdeki mecvut sinema-tv-radyo-iletişim müfredatları anca anca dizi yönetmeni, klip kameramanı veya “kim gelirse gelsin hükümete düşman olalım” perspektikli gazeteci yetiştirmekten başka bir işe yaramaz.

Güzel sanatlar Anadolu liselerine benzer formatta, lise denginde “Anadolu İletişim Meslek Liseleri” kurulabilir.

İstanbul, Ankara ve İzmir’deki belli başlı üniversitelerin medya, televizyonculuk ve gazetecilik fakültelerinin bu alanındaki tekellerin kırılması için farklı üniversitelerde benzer bölümler açılıp çeşitli teşvikler ve alt yapı olanakları sayesinde bu bölümlerin öğrencilere cazip hale getirilebilir.

Medya alanında staj ve yüksek lisans yapımına destek ve teşvik verilmesini de gündeme getirmeliyiz.

YURT DIŞI STAJI ENGELLENMELİ

Benzer şekilde bu bölümlerden mezun öğrencilerin her daim staj niyetiyle yurt dışı eğitimlerinin sadece ve ısrarla İngiltere veya ABD gibi ülkelerde yapılmasının engellenmesi ve başka ülkelerde de medya alanında staj ve yüksek lisans yapımına destek ve teşvik verilmesini de gündeme getirmeliyiz.

Her hangi bir kurumun “internet sayfası” olunca internet meselesinin hâlledildiği düşüncesinden kurtulmak ve günümüzde bütün internetin, gerektiğinde oldukça gizli bir biçimde siyasi hareket edebilen veya ettirilen google ve youtube gibi mecralar üzerinden uzmanlaşmış kadrolar yetiştirilmesi konusunda da çok ciddi açıklarımız mevcut.

Yeşilçam filmlerini şöyle bir hatırladığımız takdirde asla ''Türk halkının'' yaşam biçimini anlatmıyor...

YEŞİLÇAM ASLA TÜRK HALKINI TEMSİL ETMEDİ

Ciddi teşvik ve duyurular sayesinde Türk halkına belli başlı “Türk” medya odaklarının gerçek kisve ve katmanlarını gösterecek paneller, seminerler ve kongreler düzenlenmesi ve Türk halkının, dolayısıyla genç Türk öğrencilerinin algılarına “alternatif” haber kanalları bilincinin kazınılması da ayrıca elzem bir konu.

İşe Yeşilçam’ı kimlerin kurduğundan başlanıp Türk halkına ve gençlerine neden Yeşilçam’ın hiçbir zaman Türk halkının değerlerinin yansıtamayacağını anlatarak başlanabilir, bu konularda çalışmalar yapan “akil adamlar ve stk’lar desteklenebilir. En doğrusu “Türk medyasının tarihsel kökenleri” konusunun “akademik düzeyde” irdelenmesidir.

Ancak bugün ki üniversite yapılanması ve mevcut medya ve televizyonculuk bölümleri üzerinden bu mümkün gözükmemektedir.

İsrail ordusu Gazze'ye insani yardım götüren gemilere ''uluslararası sularda'' bulunmalarına karşın saldırarak 9 sivili şehit etmişti...

SOSYAL MEDYA VE TROL EDEBİYATI

Sosyal medya eğitimi ise daha henüz kafamıza/literatüre girmemiş bir olgu. Bu önemli “mesai” hâlen maalesef “trol edebiyatı” üzerinden yönetiliyor.

Bir videonun youtube’da paylaşımını arttırmak bugün başlı başına bir iş kolu, buna “youtube marketin expert” deniyor. Bu alanda üniversitelerimizde ders verecek kadrolar yok, hiç bilimsel yayınlar yapılmıyor. Oysa yabancı literatürde bu konuda yüzlerce kaynak var.

Mavi Marmara saldırısı olduğu gün ilk saatlerde youtube’da önce Türk tarafının videoları vardı ancak ilerleyen saatlerde İsrail tarafının yüklediği videolar “youtube marketing” teknikleri sonucunda ön plana çıktı ve bütün dünya medyaları ve gençleri özellikle bu konuyu İsrail tarafının yüklediği videolardan izledi, Türk tarafının videolarından değil.

Bu konular ülkemiz eğitim sisteminde mevzu bahis bile edilmiyor.

Medya silahı, savaş alanında yüzlerce yıldır kaybeden batının şu anda elinde tuttuğu en önemli silah ve biz bu silah tarafından her gün vuruluyoruz.