Mehir hakSüresiz nafaka zulüm

SEVDA DURSUN
Abone Ol

Uzun süredir kamuoyunda tartışılan nafaka düzenlemesi için süre sınırlaması getirilmesi gündemde. Yapılacak düzenleme ile ömür boyu nafaka uygulamasına, bazı istisnalar hariç olmak üzere son verilecek. Nafaka bağlanması için evlilik süresi, kadının yaşı, gelir durumu, çocuk olup olmadığı, tarafların kusur oranı gibi ölçütler dikkate alınacak. Ancak beklenen yasa hâlâ çıkmış değil.

Mevcut kanuna göre ister on yıl ister bir yıl evli kalsın, yoksulluk nafakası adı altında erkeğin kadına bir ömür boyu bakması gerekiyor. İşsiz dahi olsa ömür boyu nafakaya mahkûm olan erkeklerin mağduriyeti kamuoyunda tartışılmasına, bu konuyla ilgili kanun tasarı hazırlığı oluşturulmasına rağmen kanayan yara olmaya devam ediyor. 3-4 ay veya bir yıl gibi kısa bir zaman evli kalıp, boşanınca ömür boyu eski kocasından gelen nafakayla yaşayan kadınlardan tutun da, ‘nafaka kesilmesin’ diye sigortasız işlerde çalışmaya, resmî nikâh yapmadan başka bir erkekle uygunsuz birlikteliklere kadar birçok derin mevzu var. Öte yandan eski karısına nafaka ödeyen adam, yeni bir yuva kurmak istediğinde maddî gücü buna yetmiyor. Eski eşin mağduriyetini giderelim derken, yeni eş ve çocuklar da mağdur duruma düşüyor.

Uzun süredir kamuoyunda tartışılan nafaka düzenlemesi için süre sınırlaması getirilmesi gündemde. Yapılacak düzenleme ile ömür boyu nafaka uygulamasına, bazı istisnalar hariç olmak üzere son verilecek.

Uzun süredir kamuoyunda tartışılan nafaka düzenlemesi için süre sınırlaması getirilmesi gündemde. Yapılacak düzenleme ile ömür boyu nafaka uygulamasına, bazı istisnalar hariç olmak üzere son verilecek. Nafaka bağlanması için evlilik süresi, kadının yaşı, gelir durumu, çocuk olup olmadığı, tarafların kusur oranı gibi ölçütler dikkate alınacak. Ancak beklenen yasa hâlâ çıkmış değil.

Bu meselenin hukûkî olduğu kadar dînî yönü de var. Meselenin ehemmiyeti ve mağduriyeti açısından hem hukukçular, hem de fıkıhçılar hem fikir. Ayrıca hâkimlerin yetkilerini sürekli süresiz nafakadan yana kullanması, bazı erkeklerin ise mehir ödeme konusundaki isteksizlikleri meselenin İslâmî hassasiyetlerde gözönünde bulundurularak düzenlenmesini gerektiriyor.

Mevcut kanuna göre ister on yıl ister bir yıl evli kalsın, yoksulluk nafakası adı altında erkeğin kadına bir ömür boyu bakması gerekiyor.

Biz de Gerçek Hayat olarak nafaka ve mihir meselesinin hem dînî, hem de hukûkî yönünü masaya yatırdık. Gördük ki, konunun uzmanları bir adamın boşanmış karısına ömür boyu nafaka vermesinin hem İslâmî, hem de insânî açıdan doğru olmadığında hemfikir. Öte yandan her iki cenahta uzun yıllar eviyle, çocuklarıyla ilgilenen, çalışma hayatına girmeyen kadınların da mağdur edilmemesi için bir takım düzenlemelerin getirilmesi gerektiği görüşündeler.

Devletin ana gayesi insanı yaşatmak

Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı

İnfak da nafaka da Arapça aynı kökenden geliyor. Mânâsı ‘veriniz, masrafını karşılayınız’ demektir. Bu Kuran-ı Kerim’de çokça geçen bir kelime. Bir âile reisinin nafaka mecburiyeti demek, ailenin tümünün ihtiyaçlarını (yiyecek, giyecek ve kalacak yer) gidermesi demektir.

Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı

İslam dininde ‘velayet’ sistemi vardır. Velayet hukukta aile içindeki sorumluluk demektir. Bir ailede baba, çocuklardan sorumludur. Eğer baba öldüyse, temel mesuliyet en büyük oğuldadır, sonra ikinci oğuldadır. Kral değil, kumandan değil ama sorumlu kişi. İslam hukukuna göre bir kız evlenmeden önce babasının velayetindedir, yani sorumluluğundadır. Evlendikten sonra geçiminden sorumlu olan kişi kocadır. Boşanma durumunda o kadın yeniden ailesine döner. Baba veya abi sorumluluğu alacak durumdaysa, kadının geçimi onlardan sorumludur. İslam hukukuna göre boşandıktan sonra bir kadının nafakası 30-40 sene evvel boşandığı erkek tarafından karşılan(a)maz. Boşandıktan sonra kısa bir müddet için (3 ay 10 gün) hanımın nafakası aynen evliymiş gibi devam eder. Çocukların sorumluluğu ise babada devam eder.

Modern dünyaya geldiğimizde, erkek ve kadın ikisi de çalışıyor diyelim, 30-40 sene dişinden tırnağından artırarak kazanmışlar. Boşanınca yahut ölüm vuku bulunca malları eşit bölünür. Hanım eğer çalışmadıysa, katkısı da bulunmadıysa o zaman daha az alabilir. Kadına küçük bir mehir vererek boşamak olmaz. Birlikte çalışmışlar, kadın çocuklara bakmış, erkeğin hemen yanında olmuş. Kul hakkını gözetmek lazım.

Boşanan kadına akrabaları veya devlet sahip çıkacak

Bendeniz Amerika’da kaldığım zamanlar, orada bulunan Müslümanlara aile danışmanlığı yaptım, ihtilaflarını çözdüm, kavgalarına baktım. Müslümanların davalarına mahkemelere bilirkişi olarak davet edilen tek kişiydim. Iraklı karı kocanın davasına gittim bir gün, Ürdün’de evlenmişler. 40 sene önce mehir olarak küçük bir meblağ yazmışlar. Amerika’da birlikte çalışıp mal mülk edinmişler, ama adam, “Ben Müslümanım, benim vermem gereken para bu mehir kadardır” diyor. Camiye gittiği yok ama paraya gelince Müslümanlığa yatıyor. Bana göre yüzde elli hakkı olduğunu söyledim hâkime. Hanımefendinin emeği ne kadarsa kendisine aittir. Ahirette sorulacak en önemli şey kul hakkıdır. Kul hakkı ödenmeden kimse cennete gidemez.

  • Türkiye’de İslam hukuku atılınca, medeni kanun hemen getirilip aceleyle tercüme edilip uygulamaya konulunca bu şekilde çıkmazlar oluyor. Ama sükûnetle, efendi ve centilmen bir tavırla bence bu iş çözülebilir. Onun da yöntemi, hanım İslam hukukuna göre üç ay nafaka alır, ama çocuklar hanıma verildiği zaman onun masrafını koca karşılar. Hatta çocuklar küçükse, kadın çalışamıyorsa, o durumda koca, hanımın da nafakasını vermek zorunda. Çünkü çocuklarına bakıyor.

Kadın boşanınca ailesinin yanına dönemiyor şimdi, eğer babasının imkânı varsa ve kızına bakmıyorsa, mahkeme tarafından mecbur edilecek. Baba veya başka sorumlu kişi yoksa veya fakirse, o zaman devlet bakacak kadına. Kimsenin hakkı yenmeyecek, kimseye adâletsizlik olmayacak. Devlet para topluyor, vergi alıyor, yol yapıyor, ne güzel. Ama âileye sahip çıkmak çok daha önemli. Devletin ana gayesi insanı yaşatmaktır.

Kamu oteritesi her iki tarafı düşünmeli

Prof. Dr. Ahmet Yaman

Prof. Dr. Ahmet Yaman

Necmeddin Erbakan Üniversitesi

İlahiyat Fakültesi

İslam âile hukukunda kocanın eşine yönelik olarak mehir, evlilik nafakası ve iddet nafakası olmak üzere üç türlü mâlî yükümlülüğü bulunmaktadır:

  • • Nikâh akdi ile kesinleşen mehir: Bunun bir alt sınırı olmakla birlikte üst sınırı yoktur. Tarafların anlaşması ile belirlenir.
  • • Evlilik nafakası: Kadının evlilik süresince söz konusu olan zorunlu ihtiyaçlarını ve mesken hakkını kapsar. Koca, maddî gücüyle orantılı olarak bu ihtiyaçları evlilik süresince karşılamak zorundadır.
  • • Evliliğin ölüm dışında sona ermesini takiben iddet nafakası.

Asıl tartışma konusu olan bu maddî sorumluluk, kendi içinde bazı ayrıntılı hükümlere sahiptir. Buna göre:

  • • Evliliğin kocanın ölümüyle sonuçlanması halinde kadın 4 ay 10 gün iddet bekler. Kocasına mirasçı olacağından ayrıca bir nafaka alması söz konusu değildir.
  • • Evliliğin boşanma ile sona ermesi halinde kadın, hamileyse doğum yapıncaya kadar; değilse yaklaşık 3 ay iddet bekler ve bu süre zarfındaki zorunlu hayatî ihtiyaçları ve mesken ihtiyacı boşanan kocası tarafından karşılanır.
  • • İddet süresinin bitimiyle birlikte kocanın nafaka sorumluluğu da sona erer. Zira kadın artık bütünüyle bağımsız hâle gelir ve hayatıyla ilgili dilediği kararları tek başına alıp uygulayabilir.
  • • Eğer mehir bedeli hiç ödenmemiş veya eksik ödenmişse hangi şekilde olursa olsun evliliğin sona ermesiyle birlikte bu da kadına mutlaka ödenir.
  • • Klasik İslam hukuku doktrininde yerleşik hâle gelmiş bu hükümlerin yanında kamu otoritesi, adâlet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde şu uygulamayı yapabilir:

Müslüman’a yakışan davranışlar

Boşanmada kocanın kusurlu olması, kadının kendisine bakacak akrabalarının bulunmaması veya bulunanların akrabalık sorumluluğu çerçevesinde hısımlık nafakasını ödememeleri ve kadının yaşı ya da konumu sebebiyle yeni bir evlilik yapmasının zor olduğu durumlarda boşandığı kocasına 1 (bir) yıla kadar nafaka ödeme sorumluluğu yükleyebilir. Her ne kadar kocası ölmüş kadınlarla ilgili olsa da şu ayet-i kerime böyle bir düzenlemeye zemin teşkil edebilir: “İçinizden vefat edip de geride eşler bırakanlar, bir yıla kadar evlerinden çıkarılmaksızın eşlerinin geçimliğini vasiyet etsinler. Onlar çıkar giderlerse kendiliklerinden yaptıkları uygun şeylerde sizin için bir vebal yoktur. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (Bakara 240).

  • Bu ayette kocalara, kendilerinden sonra zor durumda kalabilecekleri ihtimaline binaen geride bıraktığı mal varlığından (terekesinden) karısının bir yıllık temel giderlerinin ve mesken ihtiyacının karşılanmasını vasiyet etmesi hükmü getirilmektedir. Bazı âlimlerce miras paylarını ve ölüm iddetini belirleyen ayetlerle yürürlükten kaldırıldığı iddia edilse de mezkûr ayet-i kerime günümüz şartlarında yapılacak düzenlemelere ışık tutabilecektir.

Bunun ardından gelen “Boşanmış kadınlara faydalanacakları uygun bir şeyler verilmesi, Allah’ın rızâsını gözetenlerin borcudur. Akledesiniz diye Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor.” (Bakara 241-242) ayetleri de hangi yolla olursa olsun boşanmanın gerçekleşmesi durumunda yine kadınlara ihtiyaçlarını giderecek bir ödemede bulunulmasını, Müslümanlığın erdemi olarak göstermektedir.

  • Diğer taraftan İslam âlimleri, yukarıdaki “Boşanmış kadınlara faydalanacakları uygun bir şeyler verilmesi, Allah’ın rızasını gözetenlerin borcudur.” (Bakara 241) ayetinden hareketle, kısa veya uzun bir müddet hayatı paylaştığı kadına onu boşayan kocası tarafından bir şeyler verilerek gönlünü almasının, iyi duygularla ayrılmayı sağlamasının Müslümanlığa yakışan bir davranış olacağı yorumunu yapmışlardır.

Diğer taraftan evliliğin sona ermesiyle ilgili hükümler bağlamında gelen “…Hoşgörülü davranmanız takvâya daha uygundur. Aranızda lutufkâr davranmayı unutmayın.” (Bakara 2/237) ayeti de kamu otoritesinin yukarıda teklif edilen yönde bir uygulama yapabileceğine delil teşkil etmektedir. Kaldı ki Hz. Peygamber’in damadı, yakın arkadaşı ve kendisinden sonraki 3. Râşit Halifesi olan Hz. Osman, ölümcül hastalığı sırasında eşlerini mirastan mahrum bırakmak amacıyla haksızlık yaparak boşayan erkeklere, ilave bazı maddî yaptırımlar uygulamıştır. Bu da kamu otoritesinin her iki tarafın hak ve sorumluluklarına halel getirmeyecek ve adalet duygusunu zedelemeyecek bir hakkaniyet anlayışıyla düzenleme yapabileceğini göstermektedir.

Bir başkasıyla evlenmeye teşvik

Prof. Dr. Saffet Köse

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü

Prof. Dr. Saffet Köse

Kur’ân-ı Kerîm, âile hukukunu ilgilendiren konuları detayları ile belirlemiştir. Nafaka da bunlardan birisidir. Ancak nafaka, can taşıyan ve cansız varlıkları ilgilendiren geniş kapsamlı bir mefhum olarak aile ile sınırlı değildir. Çok özet şekilde Kur’ân ve Sünnetten yola çıkarak İslam âlimlerinin nafaka konusundaki düşüncelerini ele alabiliriz.

İslâm âile hukukuna göre nafaka evlilik akdi ile gelen yükümlülüklerden birisidir ve evlilik devam ettiği müddetçe kocanın nafaka borçlusu, zengin bile olsa kadının nafaka alacaklısı olduğu konusunda İslam âlimleri görüş birliği içindedir. İslam hukukuna göre evlilik nafakasının tahakkuk edebilmesi için kadının kocasıyla aynı evde yaşaması ve evliliğin doğal gereklerini yerine getirmekten kaçınmaması gerekir.

Kocanın nafaka yükümlülüğünü gerektiği şekilde yerine getirmemesi hâlinde kadın açısından yargı yolu açıktır. Aile hukuku bakımından nafaka, hayatın veya varlığın devamı ve geçimin sağlanması için yapılan zorunlu harcamaları ifade eder. Kaynaklarda bazı farklı görüşler bulunmakla birlikte bu ihtiyaçlar arasında, hayatı normal şekilde devam ettirecek gıda, giyim, mesken ve gerekli ev eşyası, hizmetçi masrafları, küçüklerin bakım giderleri, tedavi, çeyiz ve defin masrafları sayılmıştır.

Nafakanın miktar ve çeşidinin belirlenmesinde İslam hukukçuları, bazı farklı görüşlere sahip olsalar da genel ilkeler, eşlerin mali durumu ve sosyal konumu ile o konuda oluşan toplumsal kabulün (örf) dikkate alınacağı hususunda birleşmişlerdir.

Nafakanın miktar ve çeşidinin belirlenmesinde İslam hukukçuları, bazı farklı görüşlere sahip olsalar da genel ilkeler, eşlerin mali durumu ve sosyal konumu ile o konuda oluşan toplumsal kabulün (örf) dikkate alınacağı hususunda birleşmişlerdir. Nafakanın ayrıntıları, “örfün şart kıldığı şey konuşularak şart kılınmış gibidir” kidesine bağlı olarak belirlenir.

Mehirle nafakanın bir ilgisi yok

Kocanın kendi fiili ile gerçekleştirdiği dönülebilir (ric‘î) boşamada kadın yaklaşık üç aylık bekleme süresi (iddet) içinde nafakayı hak eder. Dönüşşüz (bâin) boşamada kadının hâmile olması durumunda fakihlerin büyük çoğunluğu nafakaya hak kazanacağı görüşündedir. Gebe olmaması durumunda bu süre içinde nafaka ve mesken hakkının bulunup bulunmadığı konusu tartışmalıdır.

  • İslam’ın ana kaynaklarında boşama sonrası kadının nafakasının iddet dışında boşayan kocanın yükümlülüğünden çıkarılmasının sebebi, kadının bir başkasıyla evlenmesinin teşviki; nafakanın, sadece karı-koca arasında bir hak-alacak ilişkisi değil, diğer yakınları da ilgilendiren tarafının bulunması; kadının mal edinme ve bunu koruma konusunda tam ehliyete sahip olarak geçimini temin edebileceği imkanlarının bulunması ile de ilgili bir husustur.

Mehirin nafaka ile bir ilgisi yoktur. Bu, tamamen kadının evlilikten doğan hakkıdır ve farklı durumlara göre kadının mehir hakkı bizzat Kur’ân-ı Kerîm tarafından açık bir şekilde ayrıntılarıyla belirlenmiştir. Nikâh esnasında mehir belirlenmemiş bile olsa kadın emsal mehrini alır. Kadın için belirlenmiş olan mehir, kocası ve diğer yakınları dâhil hiç kimse tarafından gönül hoşnutluğuna dayalı gerçek rızası olmadan alınamaz.

Yabancı olmuş kadına nafaka olmaz

Prof. Dr. Hayrettin Karaman

Müslüman’ın Hayat Bilgisi kitabında özetle şöyle demektedir:

Prof. Dr. Hayrettin Karaman

Mehrin birden fazla hikmeti var. Biri, kadına verilen değeri sembolize etmesidir. Mehir çoğu kez muaccel olur. Muaccel, evlenirken hemen verilendir. Hanım boşanırken zaten almış olduğu mehrin bir hesabı olmaz. Bu takdirde müeyyide bulunmaz. Diyelim ki nikâh yapılırken elli bin, tabii bu iktisadi durumunuza göre değişir, müeccel mehir talep ettiniz, kabul edildi. O bir yere yazılır, bunu şahitler de bilir. O zaman adam eşini boşayınca bunu ödemek durumunda olduğundan, bu takdirde bir boşama engeli olabilir. Bir diğer hikmeti de adam boşanmak istediğinde kadın mağdur olurum korkusu yaşamaması için bir teminattır. Uygun bir mehir konmuşsa kadın onu aldığında ya yeni bir evlilik yapıncaya ya da bir iş buluncaya kadar, onunla idare eder ve ihtiyaç korkusuyla yalvarmaz.

İslam nafaka için bazı şartlar getirmiştir. Nafakanın olabilmesi için nafaka verdiğiniz şahısla nafaka alan şahıs arasında nafakayı gerektiren bir bağın bulunması icap eder. Bu bağ akrabalık olur, çocuk olur, ana baba, eş olur, ama yabancı olmaz. Bu hukuk mantığı böyle işliyor; tazminat olur, yardım olur ama boşanmış, yabancı olmuş kadına nafaka meşru olmaz. Bir başkası ile evlenebilecek serbest bir hanıma benim karım gibi nafaka veriyor olmam caiz değil. Bunun mantığı yok. İslâmî düşünceyi söylüyorum ben, yaklaşımı anlatıyorum.

Diyelim ki kadın ve erkek ikisi de çalışıyor, ikisi de ev işlerini paylaşıyor: İslam bu işe iki yönden yaklaşır. İşin bir hukuk tarafı, bir de kültür tarafı (ahlâk, örf, âdet) yönü var.

  • • Evlilik bağı taraflara hukûkî olarak ne yükler, ahlâk ve örf bakımından ne yükler buna bakmak lazım. Bu ikisini birbirinden ayırıyor İslam. Hukûkî olarak size ev işlerini yüklemiyor. Cinsellik anlamında karı koca hayatı yaşama yükümlülüğü getiriyor, bu bir.
  • • İkincisi, koca âile reisi oluyor, aile küçük bir cemiyettir. Orada bir düzene ihtiyaç vardır, herkes kendi başına hareket edemez. Çocuklar da kadın da erkek de önemli âile işlerini aralarında istişare ederler. İslam’da ‘kadına danışmam’ gibi bir şey söz konusu değildir. Bütün Müslümanlar işlerinde birbirlerine danışırlar.

Sorun nafakada değil süresinde

Av. Öznur Kızılkaya Uslu

TÜRKAD Başkan Yardımcısı

Süresiz nafakadan toplumun ne anladığını öncelikle tanımlamamız gerekir:

Av. Öznur Kızılkaya Uslu

Boşanma davalarında çocuklara bağlanan nafakaya ‘iştirak (katılım) nafakası’, boşanma sonucunda fakirliğe düşen eşe bağlanan nafakaya ‘yoksulluk nafakası’ denir. Süresiz nafaka olarak nitelenen ve sınırlandırılması istenen eşe bağlanan yoksulluk nafakasıdır.

Yapılmış bir istatistik olmasa da mahkemeler tarafından çoğunlukla kadın yararına ve kadının asgarî geçimini karşılayacak düzeyde nafaka tayin ediliyor. Medyatik kişilerin aldıkları yüksek nafakaları genele teşmil etmek mümkün değil. Türkiye'de insanların çoğu asgarî ücretle çalıştıkları için bağlanan nafakalar da bu ücrete oranlı olarak çok düşüktür. Buradaki en büyük sorunu nafakanın süresi oluşturuyor. Dava sonunda verilen kararda nafakaya süre sınırı getirilmediği için bazen kadınlar evlendikleri hâlde resmî nikâh yapmayıp, bir işte çalıştıkları halde SGK kaydı yapmayıp haksız yere nafakanın devamını sağlayabiliyorlar.

Tecrübeli ve hakkaniyetli hâkimler evliliğin süresi, tarafların meslekleri ve ileride çalışma ihtimallerini de göz önüne alarak kadının boşanma sonucunda yeni bir hayat kurmasına kadar geçecek muhtemel süreyi gözeterek tek seferde ödenen toplu para şeklinde nafakaya hükmedebiliyor. Bu şekilde her ay tarafların irtibatlı hâle gelmelerinin ve “nafaka ödememe suçu” yönünden açılacak davaların önüne geçilmiş oluyor. Nafakanın şeklinin ve miktarının belirlenmesinde hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.

Mehir kayıt altına alınmalıdır

İslam Hukuku'nda "mihri müeccel" (sonraya bırakılan mihir ya da ödeme) olarak tanımlanan ve boşanma veya ölüm halinde kadına ödenmesine nikâhın yapılması sırasında karar verilen ödeme, Medeni Kanunda yer alan boşanma sırasında irat olarak belirlenen nafakayla özdeştir. İslam Hukuku tüm beşerî kaynaklı hukuk sistemleriyle kıyaslandığında en insânî ve mantıklı çözümleri içermektedir ve mutlak iyiyi hedef almaktadır. Aslında bizim kültürümüzde insanlar evlenirken resmi nikâh yanında dinî nikâh da yapmaktadırlar ve dinî nikâhta yani İslam Hukuku’nda mihir belirlemek nikâhın şartlarındandır. Burada devlete düşen görev, milletin inancı gereği yaptığı dini nikâhı ve kadın yararına belirlenen mihri tanıyıp, bunu resmi nikâh sırasında kayıt altına almaktır. Bu şekilde Aile Mahkemelerinde açılmış olan dava sayısı büyük oranda düşecektir.

  • Yirmi yıla yakın mesleki tecrübelerime dayanarak söylemek isterim ki; nafaka süreli olmalıdır. Bir yılı aşkın süredir Aile Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı nafaka konusunda düzenleme yapılması hakkında bir kanun tasarısı bulunuyor. Toplumdaki mağduriyetlerin önüne geçilmesi amacıyla nafakanın sınırlandırılması düşünülüyor.

Bu konuda yapılması planlanan diğer bir yenilik Aile Arabuluculuğu. Bu yeni uygulamayla boşanma ilamını şu anda olduğu gibi mahkemeler verecek. Boşanma ilamının verilmesi öncesinde; çocukların velayeti, çocuklarla şahsi ilişkinin tesisi, nafaka, tazminat, düğünde takılan takılar ve evlilik sonrası edinilmiş mallar konusunda taraflara boşanma davası açmadan önce arabulucuya başvuru şartı getirilerek bu hususlarda anlaşma sağlamaları beklenecek. Anlaşma sağlanamayan konular mahkemede çözüme bağlanarak hem toplum barışına katkı sağlanacak, hem de yargının hızlanması sağlanacaktır.

Bir cezalandırma yöntemi olarak nafaka

Av. Ahmet Yılmaz

Hukukçular Derneği Başkanı

Av. Ahmet Yılmaz

Öncelikle belirtmek isterim ki, “Türk Medeni Kanunu kadınlara ömür boyu nafaka veya süresiz nafaka ödeme yükümlülüğü getiriyor” şeklindeki algı kısmen doğru değil. Zîra kanunumuz boşanma neticesinde yoksulluğa düşecek tarafa kadın ve erkek ayrımı yapmaksızın yoksulluk nafakası ödeneceğini düzenlemektedir. Uygulamada daha çok kadınların lehine yoksulluk nafakasına hükmedildiği için kamuoyunda sadece kadına dönük uygulanan bir ayrıcalık gibi değerlendiriliyor.

Yoksulluk nafakası ne gibi mağduriyetleri karşımıza çıkarıyor dersek, hukuken biten evliliğin yoksulluk nafakası üzerinden fiilen devam ettirilmesidir. Bunun neticesinde evlilik birliği içerisinde ve boşanma sürecinde yaşanan birçok olumsuz durumun hesaplaşması yoksulluk nafakası üzerinden devam etmekte. Bir taraf yoksulluk nafakasını, nafaka borçlusunu, cezalandırmak için kullanırken diğer taraf da yoksulluk nafakasını ödemeyerek muhatabını cezalandırma yoluna gidebilmektedir.

Yine süresiz bir şekilde ödenmek zorunda kalınan nafakalar, özellikle nafaka borçlusunun yeni bir evlilik yapmasını, yapmışsa da huzurlu bir şekilde evliliğini sürdürmesini maalesef zorlaştırmaktadır. Bunlarla birlikte tarafların yoksulluk nafakası sebebiyle bir türlü bitmeyen evliliklerinin sonucu olarak birbirlerine karşı şiddetin uygulandığı, hepimizin yüreklerini dağlayan üzücü hadiselerin olduğu vakıalarla karşılaşabiliyoruz.

10 Yıldan az 10 yıldan çok sınırı

Nafaka konusunda yapılacak düzenlemeye ilişkin değişik ihtimaller kamuoyunda tartışılmaktadır. Bu konuda yoksulluk nafakasına ilişkin mevcut durumun devam ettirilmesini savunanlar olduğu gibi evlilik süresi kadar nafaka ödeme yükümlülüğü getirilmesini savunanlar da var. Yine evliliğin süresine bakılmaksızın belli bir süre sınırı getirilmesi gerektiğini söyleyenler de mevcut. Daha önce medeni kanunumuzda yoksulluk nafakası bir yıllık süre ile sınırlıydı. Bu düzenleme hukukçular tarafından çokça eleştirildi. Yasa koyucu da bu eleştirileri dikkate alarak bir yıllık süre sınırını kaldırdı. Hangi şartlarda yoksulluk nafakasının sona ereceğini de belirledi. Tarafların yeniden evlenmesi, iffetsiz hayat sürmesi, tarafların ekonomik durumunun değişmesi gibi sebepler yoksulluk nafakasının sona erme sebebidir.

Nafaka konusunda yapılacak düzenlemeye ilişkin değişik ihtimaller kamuoyunda tartışılmaktadır. Bu konuda yoksulluk nafakasına ilişkin mevcut durumun devam ettirilmesini savunanlar olduğu gibi evlilik süresi kadar nafaka ödeme yükümlülüğü getirilmesini savunanlar da var.

Yoksulluk nafakasının on yıldan daha az süren evliliklerin sona ermesi neticesinde kısa bir süre sınırına tabi olmasını veya bir defaya mahsus ödeme şeklinde kararlaştırılacak yoksulluk nafakasıyla, hukuken biten evliliğin fiilen de bitirilmesi gerektiğini düşünüyorum. On yıl ve üzerindeki evliliklerde de, evlilik süresi ile sınırlandırılmasının, burada da bir defaya mahsus olarak ödenecek yoksulluk nafakasıyla taraflar arasındaki ekonomik bağı sonlandırmanın birçok olumsuzluğun önüne geçeceğine inanıyorum.

Evlilik sosyal sigorta değildir

Av. Mehmet Şamil Şenalp

Dünya Düşünce Derneği Genel Sekreteri

Av. Mehmet Şamil Şenalp

Ülkemizde boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer taraftan mâlî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilmektedir. Mahkemelerce yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre “irat biçiminde” ödenmesine karar verilebilir. İrat şeklinde ödenen nafakada yükümlü her ay belli bir miktar parayı nafaka alacaklısına öderken, toptan ödemede mahkemece belirlenmiş olan bedelin bir kereye mahsus ödenmesi ile nafaka yükümlüsü nafaka borcundan kurtulur.

Ülkemizde ağırlıklı tatbikat irat, süresiz irat biçiminde tezahür ediyor. Süresi belli olmayan bir yükümlülüğün kanuna uygun olsa da hukûkî ve vicdânî olduğunu söylemek mümkün değil. Ağır suçlarda verilen hapis ve para cezalarının dahi süresi belliyken, boşanılan eşe ödenen nafakanın süresiz olması hakkaniyete aykırıdır. Süresiz nafaka uygulaması kişisel olarak büyük mağduriyetlere yol açtığı gibi gayri meşru ya da resmi nikâh olmadan yaşanan birliktelikleri teşvik ediyor. Bu durum toplumun temeli ailenin kurulmasını zorlaştırmakta, insanların âile kurmaya mesafeli bakmalarına neden olabiliyor. Nafaka, süresiz olmakla açıkça maksadını aşıyor. Çünkü evlilik bir kere nikâhlanmakla ömür boyu nafakaya hak kazanılan bir sosyal sigorta müessesi değildir.

Mahkemelerin süreli nafaka kararı vermelerine yasal bir mânî yoktur. Hukukun genel kidelerinden birisi de fazlaya hükmedenin daha aza da karar verebilmesidir.

Esasen hâli hazırdaki yasal düzenleme nafakaya mahkemece süre sınırı getirilmesini de engelleyici değil. Ne var ki mahkemeler kararlarıyla süre sınırı getirmekte çok istekli değiller. Aslında az yukarıda ifade ettiğimiz süresiz nafaka talep etme hakkı talep sahibine ilişkindir. Ancak Mahkemelerin süreli nafaka kararı vermelerine yasal bir mânî yoktur. Hukukun genel kidelerinden birisi de fazlaya hükmedenin daha aza da karar verebilmesidir. Yani süresiz nafakaya karar verebilen mahkemeler, müşahhas hâdisenin şartlarını tarafların sosyoekonomik durumlarını nazara alarak pek ala süreli nafakaya da karar verebilmelidirler.