Müslüman evlerinin vazgeçilmez nesnesi: Hilye-i Şerife

SAMET TINAS GERÇEK HAYAT 2 DAKİKADA OKUNUR

Osmanlı evlerinin vazgeçilmez objesi hilye, lügatte süs, ziynet, güzel yüz ve güzel özellikler olarak tanımlanmaktadır. Istılahî olarak ise Kamus-ı Osmanî’de, “Nebiyy-i Muhterem Aleyhi’s-salâtüve’s-selâm Efendimiz Hazretlerinin şemâil-i şerife ve sıfât-ı kudsiyyelerini havî kitap ve levha” şeklinde tarif edilir.

Yani edebiyatımızda Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sas) mübarek tavırlarını ve cisimlerini anlatan manzum veya mensur eserlere, hat sanatında da bu eserleri içeren levhalara hilye denilmektedir.

Hilye ve şemail geleneğine kaynaklık eden bu alandaki ilk eser, ashabın Efendimiz’e dair gözlemlerini bir araya getiren İmam Tirmizî’nin “eş-Şemâilü’n-Nübüvve ve’l-Hasâisü’l-Mustafaviyye” adlı eseridir. Bundan başka şemail türünün devamı olarak yazılan eserlerden başlıcaları; Beyhakî’nin “Delâilü’n-Nübüvve”si, Hafız Abdurrahman’ın “el-Vefâ fî Fedaili’l-Mustafâ”sı ve Kadı Ebu’l-Fadl Iyaz’ın “Kitâbü’ş-Şifâ fî Ta’rîfi Hukûki’l-Mustafâ”sı olarak sıralanabilir.

Şemâil türünün haricinde ayrı bir tür olan “hilye” türü ile ilgili müstakil eserler yazılmadan önceki en geniş bilgi, Yazıcıoğlu Muhammed Bican Efendi’nin (ö. 1451) Muhammediyye eserinin “Fazlün fi Sıfâtı’n-Nebî” başlıklı bölümünde verilmiştir. Müstakil eser olarak ise ilk defa Şerîfî mahlaslı şairin “Risâle-i Hilyeti’r-Rasûl” adlı manzum eseriyle karşımıza çıkmaktadır. Edebiyatımızda bu alandaki en önemli eser ise Hakânî Mehmed Bey’in (ö. 1606) “mesnevî” türünde yazmış olduğu 716 beyitlik “Hilye-i Sa’âdet” adlı manzum eseridir. Osmanlı döneminde bu eserlerden başka pek çok mensûr ve manzûm hilye yazılmıştır.

Hilye-i Şerife

Hilye-i Şerife’nin Türk kültüründe ayrı bir yeri vardır. Hat sanatındaki hilye formunun çıkışından evvel insanlar hilye metninin yazılı olduğu kâğıdı üzerlerinde taşıyorlardı. Hilye metnindeki vasıflara vâkıf olmanın Efendimiz (sas)’i görmekle eşdeğer sayılacağını belirten hadis rivayetleri ve diğer çeşitli rivayetler sebebiyle olmalıdır ki; halk arasında metni ezberleyenin dünyada ve ahirette mükâfata nail olacağına, hilye-i şerifin bulunduğu mekânda yangın, hırsızlık gibi musibetlerin olmayacağına dair bir inanç söz konusudur.

Hilye-i şerifin; İslamî gelenekte tasvir hususuyla ilgili tartışmaların var olması, bilhassa Resul-i Ekrem Efendimiz’in resminin yapılmasının doğru görülmemesi, O’nun mübarek cismini ve tavırlarını hasretle görmek isteyen ve ona derinden muhabbet duyan Müslümanların bu hasretlerinin bir neticesi olarak doğmuştur. Hilye-i Şerife levhalarının evlerde bulundurulması ile kişiler, Efendimiz’i evlerinde misafir ediyor duygusuna kapılarak ona olan muhabbetlerini ziyadeleştirmekte ve aynı zamanda bu düşünceyle hilyenin bulunduğu ortamda hâl ve hareketlerinde daha özenli davranmaktadırlar. Hatta evlerinin en güzel köşelerine koyup üzerini bir örtü ile de örterlerdi.

Sülüs-Nesih Hilye-i Şerif

Hilye formu

Hat sanatındaki klasik hilye formunun bilinen haliyle ilk kim tarafından ortaya konduğu ve tekâmülü sırasında hangi aşamalardan geçtiği net olarak bilinememektedir. Bilinen en eski tarihli hilye levhasının Hattat Hafız Osman’ın h. 1079/m. 1668 tarihli hilyesi olduğu genel olarak kabul edilmektedir.

En yaygın hilye formu; baş makam, göbek, hilal, çehar yâr-ı güzîn, âyet ve etek bölümlerinden oluşur. Baş makam, levhanın en üst bölümünde yer alır ve bu kısımda Besmele yazılıdır. Göbek kısmına hilye metninin büyük bölümü yazılır ve bu kısım güneşe benzetilir. Göbek kısmı, genellikle dairevî olmakla birlikte; beyzî, oval ve dikdörtgen olarak da düzenlenebilir. Peygamberimiz, Güneş’e ve Ay’a benzetildiği için göbek kısmının etrafı ekseriyetle içi altın sürülmüş tezyini motifli veya sıvama altınla kaplanmış bir hilal ile sarılır. Güneş ve Ay motifinin dört köşesinde ise Hulefâ-i Râşidîn isimleri yazılır. Burada da “ashabım yıldızlar gibidirler. Hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz” hadisine telmihte bulunulur. Bu köşelere Dört Halife ismi yerine Efendimiz’in diğer dört isminin yazıldığı hilyeler de mevcuttur.

(Yazıda, sanat tarihçisi Şerif Hamideddin Tektaş “Hat Sanatı’nda Hilye-i Şerife Geleneği” makalesinden istifade edilmiştir.)