Ne ABD, ne Taliban, ne de hükümet...Afganistan’da hiç kimse barış istemiyor

ADEM BİLAL
Abone Ol

ABD, kendi askerlerini Afganistan’dan tam olarak çekecek mi, orası şimdilik muamma. Fakat Taliban ile Kabil hükümetini birbirine kırdırmaya endeksli bir politika izlediği açıkça görülüyor. Şiddetin dozunu giderek yükselttiği bir vasatta Doha Anlaşması sorgulanmalı. Zira ortada bir barış söz konusu değil.

ABD Başkanı Trump, Kasım ayında ilk kez Afganistan’a gitti. Bagram üssünü ziyaret eden Trump, burada 500 ABD askerine şükran günü dolayısıyla hindi ziyafeti çekerken bir yandan da şöyle bir müjdeyi yetiştirdi: “Gelecek yıl Şükran Günü’nde hep birlikte ABD’de olacağımızı umuyorum”

Bir küresel tetikçinin itirafları
Gerçek Hayat

Peki, bunları söylerken yanı başında kim bulunuyordu? Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani...

Trump, o gün Taliban ile kanlı bıçaklı Eşref Gani’nin yanında “Taliban ateşkes istiyor. Biz de bunu istiyoruz. Askerlerimizin sayısını azaltacağız. Asker sayısı 8 bin 600’e inecek” ifadelerini kullanıyordu. Afganistan’da toplam 12 bin ABD askerinin mevcut olduğunu bir kenara not edelim.

Sheraton'da Taliban İle

Derken Şubat ayının 29’u geldi çattı. Katar’ın başkenti Doha’nın meşhur Korniş caddesinde, ülkenin “ilk modern mimari örneği” olarak görülen 1978 yapımı Mısır piramidi kılıklı Sheraton oteli, o gün tarihi bir hadiseye ev sahipliği yaptı. Kendisini “Afganistan İslam Emirliği” olarak adlandıran Taliban yetkilileriyle ABD heyeti burada buluştu ve önemli bir anlaşmaya imza attı. Anlaşmanın en dikkat çeken yönü, 135 gün içinde Afganistan'daki ABD askeri sayısının 8 bin 600'e inecek olmasıydı. Anlaşmada "Taliban'ın anlaşmaya uyması halinde ABD ve müttefikleri, 14 ay içinde ülkedeki askerlerini tamamen çekecek" ifadesi yer alıyordu.

  • Bu hangi manaya geliyordu? Zahire bakılırsa, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından 7 Ekim 2001’de başlayan ABD işgali, nam-ı diğer “Kalıcı Özgürlük Operasyonu” resmen sona ermiş oluyordu. Gerçekten öyle miydi?

Masa Bu Kez Devrilmedi Fakat...

Doha Sheraton’da atılan imzalara değin ABD ile Taliban arasında 11 kez masa kuruldu. Bu masaların hiçbirinden netice çıkmadı. İki yıllık bir süreç sonrası Sheraton’a gelindiği biliniyor. İşin diğer boyutunda Afgan hükümetinin bu anlaşmaya bakış açısı var. Anlaşmanın hemen ertesi günü Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani, yapılan anlaşmadaki 5 bin hükümlünün serbest bırakılması maddesinin kendilerini bağlamadığını açıkladı. Gani, üzerine basa basa “Bu mevzu ABD’nin yetki alanında değil. Bu bizim meselemiz” diyerek tepkisini ifade etti.

ABD ile Taliban arasında Afgan hükümetinin dışlanarak yapıldığı bir ateşkesin ne kadar kalıcı olduğu kocaman bir belirsizlik olarak orta yerde duruyor. “Afganistan’ın meşru yönetimi biziz” iddiası karşılıklı inatlaşma boyutunu çoktan aştı. Ufukta iki taraftan biri telef oluncaya dek sürecek kanlı bir tasfiye süreci görünüyor.

Zaten oldum olası yıldızlar barışmadı. 2013 Haziranında Karzai baştayken yine Katar’ın başkenti Doha’da Afgan hükümeti ile Taliban arasında müzakereler yapılması kararlaştırılmıştı. Fakat Taliban beklenmedik bir hamle yaptı. Müzakerelerin yapılacağı ofise "Afganistan İslam Emirliği" yazan bir tabela koydu ve kendi bayrağını astı. Afgan hükümeti bu emrivaki karşısında görüşmelerden çekildi. Bir ay geçmeden bu ofis kapandı ve barış müzakereleri bir adım öteye gidemedi.

Şiddet Olduğu Yerde Duruyors

Anlaşmanın imza edildiği günden bu yana 24 bölgede 76 saldırı yapan bir Taliban gerçeği söz konusu. Taliban’ın hedefindekiler elbette Amerikan askerleri değil, aynı toprağın evladı olan Kabil hükümetine ait silahlı güçler. Bu arada 4 Mart Çarşamba günü ABD hava kuvvetlerinin Taliban mevzilerini bombaladığını da önemle belirtelim. ABD, böylece 11 günlük suskunluktan sonra Taliban’ı bombalamış olmuyor; aynı zamanda ateşkes anlaşmasına atılan imzalar kurumadan karşı saldırıya geçmiş bulunuyor.

Eşref Gani ve Abdullah Abdullah

Ülkedeki şiddet iklimine büyük katkıda bulunan DEAŞ olgusunu es geçmeyelim. Büyük oranda hezimete uğrasa bile halen hücreler halinde varlığını gösteren DEAŞ zaman zaman varlığını duyurmak amacıyla kanlı saldırılar gerçekleştiriyor. Son olarak 6 Mart günü, 1995 yılında öldürülen Şii Hazaraların lideri Abdullah Ali Mazari’nin ölüm yıldönümü törenlerinde 32 ölü ve 58 yaralıya mal olan eylemi üstlenen DEAŞ, kendi sitesi Amak üzerinden 150’ye yakın ölü ve yaralı bulunduğunu duyurdu. Törenin ilginç yanıysa eski devlet başkanı Hamid Karzai ile tek taraflı olarak kendi devlet başkanlığını ilan eden Abdulllah Abdullah’ın da katılımcılar arasında bulunmasıydı. Her ikisi de saldırıdan yara almadan kurtuldu.

Bir İpte Cambaz

Yeri gelmişken ülkenin içinde bulunduğu kargaşayı tam anlamıyla gösteren şu başkanlık yemini hadisesinden bahis geçelim. Biliyorsunuz, 28 Eylül 2019 tarihinde yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin sonuçları bir hayli gecikmeyle, ancak 18 Şubat 2020’de resmen ilan edildi. Gecikmenin sebebi, Eşref Gani’nin rakibi, diğer aday Abdullah Abdullah’ın neticeye itirazıydı. Fakat bu itiraza rağmen Bağımsız Seçim Komisyonu, Eşref Gani’nin yüzde 50,64 oy alarak seçimlerin galibi olduğunu nihayet onayladı.

Bunun üzerine 9 Mart günü siyaset tarihinde pek görülmedik bir hadise meydana geldi. Hem Eşref Gani, hem de Abdullah Abdullah kendi başkanlıklarını ayrı ayrı yaptıkları yemin törenleriyle ilan ettiler. Eşref Gani’nin uluslararası meşruiyetine rağmen Abdullah Abdullah’ın kendisini devlet başkanı ilan etmesi hayli ilginç bir gelişme oldu. Evet, şu anda bir ipte iki cambaz bulunuyor. Bu durum nasıl bir sürece doğru evrilecek, hep beraber göreceğiz.

Trump Telefonu Kapattı, Saldırı Başladı

Barış anlaşmasıyla ABD'yi dize getirdiğine inanan Taliban savaşçıları kutlama yapıyor.

Gelelim asıl mevzuya... ABD niçin Taliban’a tekrar hava saldırısı başlattı? 4 Mart Çarşamba günü, bir Taliban yetkilisiyle ilk kez doğrudan temas kuran ABD Başkanı olarak Trump Doha’daki anlaşmaya imza koyan Molla Abdulgani Berader ile görüştü. Peki, bu görüşmenin hemen ardından yaptığı açıklamada ne dedi?

“Şiddet olmayacağına dair karşılıklı anlaşmaya vardık. Artık şiddet istemiyoruz.”

İlginçtir, Taliban tarafı Trump görüşmesi sonrası büyük bir saldırı hamlesi başlattı. Meşhur “Kızıl Birim” Kunduz bölgesinde 15 Afgan askerini öldürdü. Afgan ordusunun bölgedeki en üst yetkili komutanı Yarbay Maşuk Kuhistani’ye göre askerlerin çoğu keskin nişancılar tarafından başlarından vurulmuştu. Bunun üzerine Amerikan uçakları Taliban mevzilerine bomba yağdırmaya başladı.

Görüldüğü gibi “Artık şiddet istemiyoruz” sözü iki taraf için kocaman bir yalandan ibaret.

Düşük Yoğunluklu Şiddet Stratejisi Mi?

Trump’ın sıfır şiddet temalı sözlerini bir yana bırakıp sahaya inelim ve ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’daki komutanı General Austin Miller’e kulak verelim. Bakın, sahadaki en üst düzey yetkili şiddet deyince ne anlıyor?

  • “Amerika’nın beklentileri son derece açıktır: Şiddet düşük yoğunlukta tutulmalıdır.”

General Miller’in Afgan televizyonu Tolo News’e verdiği mülakat da son derece önemli. Orada ne demişti: “Saldırıya uğraması halinde Afgan hükümetine ait güvenlik güçlerini savunmaya devam edeceğiz.”

ABD, görüldüğü gibi Afgan hükümetini barış görüşmelerine dâhil etmeyerek Taliban ile masaya oturuyor. Sonra da kalkıp “Taliban, Afgan hükümetini vurmaya kalkarsa biz de onları vururuz” şeklinde bir açıklama yapıyor. Peki, tüm bunlardan ne anlaşılıyor?

ABD İç Savaşın Sürmesini İstiyor

Afgan Yüksek Barış Konseyi üyesi Nadir Naim, mevcut durumun Sovyetler çekildikten sonra oluşan iç savaş konseptine doğru ilerlediğini düşünüyor. Evet, tıpkı bugünlerde ABD’nin çekileceğini açıklaması gibi; o zaman da Sovyetler Birliği ülkeden askerlerini çekmişti. Sonrası ne olmuştu? Bitmeyen bir anarşi ortamı ve dökülen kardeş kanı.

Anlaşmanın imza edildiği günden bu yana 24 bölgede 76 saldırı yapan bir Taliban gerçeği söz konusu. Taliban’ın hedefindekiler elbette Amerikan askerleri değil, aynı toprağın evladı olan Kabil hükümetine ait silahlı güçler.

Nadir Naim’in geleceğe dair tespiti aynen şöyle: “Afganistan’ın geleceği bir belirsizliğe doğru gidiyor. Şu an asıl endişe kaynağı da bu.”

ABD, kendi askerlerini Afganistan’dan tam olarak çekecek mi, orası şimdilik muamma. Fakat Taliban ile Kabil hükümetini birbirine kırdırmaya endeksli bir politika izlediği açıkça görülüyor. Şiddetin dozunu giderek yükselttiği bir vasatta Doha Anlaşması sorgulanmalı. Zira ortada bir barış söz konusu değil. Ne ABD, ne Taliban, ne de hükümet... Afganistan’da hiç kimse barış istemiyor.

Türkiye'ye Büyük İş Düşüyor

Amerika’nın Afganistan’daki tüm tarafları aynı masada buluşturup barış sağlaması hangi zaviyeden bakılırsa bakılsın imkânsız. Herşeyden önce böyle bir arzusu mevcut değil. Ancak yine de barış için bir umut söz konusu olabilir. Ankara’nın insiyatif alması halinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tarafları bir masada buluşturmasıyla birlikte süreç başlayabilir. Herkesin adil bir şekilde temsil edildiği yeni bir hükümet teşekkül ettirilirse Afgan sorunu çözülebilir. Yoksa bu kan daha çok akar.