Nemrut’un ateşini söndürmeye giden Türkiye

SELÇUK TÜRKYILMAZ GERÇEK HAYAT 4 DAKİKADA OKUNUR

Türkiye’nin yakın coğrafyası ile dayanışma içinde olması kadar tabiî bir durum olamaz. Bizim gibi sıradan insanlar için heyecan elbette önemlidir. Fakat devletler için bunun geçerli olmayacağını da herkes bilir. Libya’da İtalyanları durdurmak için yola çıkanlarla Kafkasları aşarak Bakû’ya ulaşanlar aynı insanlardı ve düşünce dünyalarında herhangi bir değişim söz konusu değildi.

Yakın coğrafyamızla alakamızın ideolojik bir görüşe veya heyecana dayalı olduğunun iddia edilmesi gerçekliğin üstünü örtmek veya anlamı bulanıklaştırmaktan başka bir anlam taşımaz. Bu türden bir iddia, özellikle Türkiye’yi de kuşatan küresel değişimi ve yeni emperyalist müdahaleleri görünmez kılmaktadır. Hâlbuki yaklaşık beş yüz yıl devam eden Atlantik eksenli dünyayı yıkmaya matuf yeni güç merkezlerinin oluşmasıyla tetiklenen bir küresel mücadele dönemi yaşanmaktadır ve “yeni büyük oyun” bizim coğrafyamızda oynanmaktadır.

Bu coğrafya orta kuşakta yer aldığı ve enerji kaynakları büyük ölçüde bu bölgede bulunduğu için mücadele alanı hâline geliyor. Türkiye hem kendini ve hem de çözülmekte olan yakın coğrafyasını ayakta tutmaya çalışarak belirli bir direnç üretiyor. Elbette sürece müdahale eden tek ülke konumundadır. Türkiye’nin mücadelesini ideoloji veya heyecan ile tanımlamak en azından haksızlıktır.

Bu coğrafya orta kuşakta yer aldığı ve enerji kaynakları büyük ölçüde bu bölgede bulunduğu için mücadele alanı hâline geliyor. Türkiye hem kendini ve hem de çözülmekte olan yakın coğrafyasını ayakta tutmaya çalışarak belirli bir direnç üretiyor. Elbette sürece müdahale eden tek ülke konumundadır. Türkiye’nin mücadelesini ideoloji veya heyecan ile tanımlamak en azından haksızlıktır.

Bu coğrafya orta kuşakta yer aldığı ve enerji kaynakları büyük ölçüde bu bölgede bulunduğu için mücadele alanı hâline geliyor. Türkiye hem kendini ve hem de çözülmekte olan yakın coğrafyasını ayakta tutmaya çalışarak belirli bir direnç üretiyor. Elbette sürece müdahale eden tek ülke konumundadır. Türkiye’nin mücadelesini ideoloji veya heyecan ile tanımlamak en azından haksızlıktır.

Somali’de en temel insanî ihtiyaçların karşılanması amacıyla başlatılan süreç, kısa zamanda olumlu sonuçlar doğurdu...

SOMALİ'DE MASUM İNSANLARI TÜRKİYE KURTARDI

Türkiye, Balkanlarda ve Kafkaslarda fiilî olarak müdahil olmuş ve belirli bir dengenin oluşmasına katkı sağlamıştı. Özellikle Bosna’ya yardım bağlamında inisiyatif alınması Afrika’daki faaliyetler için bir örneklik teşkil etmişti. Somali’de en temel insanî ihtiyaçların karşılanması amacıyla başlatılan süreç, kısa zamanda olumlu sonuçlar doğurunca bu tarz bir yaklaşımın devlet politikasına dönüşmesi kolaylaştı. Türk dış politikasının, Somali örneğinde olduğu gibi ideoloji veya heyecan temelli olduğunu söylemek için konuya Batı’dan bakmak gerekir.

Eğer Türkiye zamanında müdahale etmemiş olsaydı Somali’de masum insanları çok vahim bir akıbet bekliyordu.

Buna rağmen Batılı ülkeler, Türkiye’nin faaliyetlerini birtakım olumsuz çağrışımları olan yakıştırmalarla mahkûm ederek gerekli gördüklerinde siyasî, askerî ve iktisadî müdahalelerle en alt düzeydeki istikrarı dahi bozmaya çalıştı. Bu davranışın literatürdeki adı emperyalist müdahaledir. Doksanlarda başlayan yeni emperyalist saldırılar, İslam dünyasını çözüyor. Türkiye’nin karşılaştığı sorunları ve çözüm önerilerini Türkiye gündeminden hareketle ele almak sağlıklı bir netice vermez.

Bağdat ve Hicaz demir yolları...

ÜLKEMİZDE EMPERYALİST BİR HAKİMİYET TESİS EDİLDİ

Ülkemiz, yakın coğrafyamız ve hatta münasebet tesis etmeye çalıştığımız uzak coğrafyalarda aynı anda müdahalelere maruz kalan devletlerin sorunlarını Batılı merkezler tarafından üretilen kavramlarla tanımlamak bugüne mahsus bir kurnazlık değil. Batı, Osmanlı ülkesini istila etmek istiyordu. Herkese malum olan Şark Meselesi de coğrafyamızın parçalanarak Osmanlı’nın tasfiyesi anlamını taşıyordu.

Bugün olduğu gibi o gün de içeriden ele geçirdikleri, devşirdikleri unsurlarla hareket ettikleri için avantajlı konumdaydılar.

Bağdat ve Hicaz demir yolları imparatorluğun uzak köşelerine dahi zamanında müdahale imkânı kazandırdığı için Osmanlı’nın mağlup edilmesi öyle kolay bir iş değildi. Demir yollarının tahrip edilmesi dönemsel olarak ele alındığında savaş şartlarının sonucu gibi görülebilir fakat esas etkisini siyasî ve iktisadî sahada göstermiştir. Coğrafyamızın enerji kaynakları üzerinde emperyalist bir hâkimiyet tesis edildi. Enerji kaynakları kadar önemli başka bir husus ise siyasî, iktisadî ve kültürel münasebetlerin kesilmesiydi.

Enver Paşa

OSMANLI SUBAYIYDILAR...

1918’de Kafkas İslâm Ordusu Bakû’ya doğru yönelince İngiliz gazeteleri Enver Paşa’yı Turan hayali kurmakla suçladı. Çoğu kimse bilmez fakat Çanakkale’de kiminle savaştıysak Bakû’da onlarla savaştık. Enver Paşa’yı Turan hayali kurmakla suçlayanlar hedefi vurmuşlardı. İngilizlerin yaklaşımını yüz yıldır kullanıyoruz. Enver Paşa’ya yakıştırılan sıfat adeta beynimizi felç etti ve düşünmemizi engelledi.

Türkiye’nin yakın coğrafyası ile dayanışma içinde olması kadar tabiî bir durum olamaz. Bizim gibi sıradan insanlar için heyecan elbette önemlidir. Fakat devletler için bunun geçerli olmayacağını da herkes bilir. Libya’da İtalyanları durdurmak için yola çıkanlarla Kafkasları aşarak Bakû’ya ulaşanlar aynı insanlardı ve düşünce dünyalarında herhangi bir değişim söz konusu değildi. Onlar Osmanlı subayıydılar ve imparatorluk coğrafyasına sahip çıkıyorlardı.

İdeoloji ve romantizm elbette önemlidir, yön tayini ve hedef belirlemenin koşulları arasındadır. Zorunluydular ve inisiyatif alarak dönemin hakkını verdiler.

Darbeci General Hafter

HAFTER'E LİBYA'YI TESLİM ETMENİN BEDELİ ÇOK AĞIR OLUR

Ömer Muhtar’ın 1930’ların başına kadar devam eden destansı direnişini izah ederken Osmanlı subaylarıyla alakasını unutmamak gerekir. Aynı şekilde Bakû’nun Türk ve Müslüman kalmasında eşsiz rol oynayan kahramanların hikâyelerini, isimsiz mezar taşları yüz yıl boyunca gelene geçene anlatmıştır ve bu hikâyeler bugünün inşasında çok önemli bir paya sahiptir. Kimlik böyle inşa edilir, coğrafya böyle korunur.

Coğrafyamıza yönelik kapsamlı baskıyı iyi anlamak gerekir. 15 Temmuz’da Türkiye’ye diz çöktüremediler fakat başarısız olunca kuşatmayı daha geniş bir çevreden kurdular.

15 Temmuz’da Türkiye’yi işgal ve istila etmek isteyenlerle bugün Libya’ya çökmek isteyenler aynı merkezin elemanlarıdır. Türkiye’nin Libya’daki varlığını sorgulayarak siyaset yaptığını zannedenlerin coğrafya ile idiyetlerinde önemli bir sorun olmalı. Tezkerenin meclisten geçmesiyle oluşan büyük sarsıntı, coğrafyanın çözülmesinin önlenebileceğini gösteriyor. Hafter gibi bir terör baronuna Libya’yı teslim etmenin bedeli çok ağır olur. Bunu Mısır’da yaşadık. Gayr-i meşru bağımlı yapılar bütün coğrafyayı teslim alır.

Bir zamanlar, İbrahim’i yakmaması için bir damla suyla Nemrut’un ateşini söndürmeye koşan karınca hikâyesi ile gönülleri titretenlere anlattıkları hikâyeleri hatırlatmanın tam zamanıdır.