O bi kere ‘sema’ değil, darağacının ucuydu

SEVDA DURSUN
Abone Ol

Her 17 Aralık günü Mevlânâ’ın vefat yıl dönümü dolayısıyla ülkenin dört bir yanında Şeb-i Arus töreni düzenlenir, Mevlevî mukabeleler yapılırdı. Bu sene pandemi dolayısıyla sönük geçen bu etkinliklere, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Şeb-i Arus etkinliği damgasını vurdu. Mevlevî geleneğinde bulunmayan kadın-erkek bir arada sema gösterisi yapıldı. Kur’an’ı Kerim Aşr-ı Şerifin Türkçe okunmasının yanı sıra, girişteki naat kısmı Farsça aslından değil, usule aykırı olarak Türkçe okundu. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun sosyal medya hesaplarından paylaştığı etkinliğe birçok kişi büyük tepki gösterdi.

  • Öldüğü güne 'düğün gecesi' mânâsına gelen 'Şeb-i Arus' diyen Hz. Mevlânâ’nın Hakk’a yürüyüşünün 747'nci gecesi için düzenlenen etkinlik, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yapıldı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun kendi sosyal medya hesaplarından canlı olarak yayınladığı etkinlikte Mevlevî ayini olarak bilinen zikir, kadın ve erkek semazenler tarafından aynı anda birlikte icra edildi. Evrensel Mevlânâ Âşıkları Vakfı (EMAV) ile birlikte düzenlenen sema, akıllara ziyan tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Atatürk varsa sorun yok

1998 yılında kurulan EMAV, klasik Mevlânâ âşıklarından ayrılıyor. Çağdaş Mevlânâ âşıkları Topluluğu olarak kendisini öne çıkartan topluluk, ulusal ve uluslararası düzeyde etkinliklere imza atıyor, konferans, seminer, konser ve sema törenleri düzenleyerek Hz. Mevlânâ’nın ‘aydın’ felsefesini ve ‘sevgi’ mesajını paylaşıyor. Bu ifadeler İBB’nin EMAV’ı tanıttığı din maskeli seküler kurumsal sayfasından.

Öldüğü güne 'düğün gecesi' mânâsına gelen 'Şeb-i Arus' diyen Hz. Mevlânâ’nın Hakk’a yürüyüşünün 747'nci gecesi için düzenlenen etkinlik, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yapıldı.

Ayrıca şu satırlar da yine tanıtım amaçlı yer alıyor: “1993 yılından bu yana her 10 Kasım’da Gazi Mustafa Kemal’e ithafen yazılıp bestelenmiş olan ‘Atatürk İlahileri’ni ve ‘Atatürk Sema Ayini’ni icra ediyor. Mevlevî Müziği alanında yeni eserler vermekte ve çağdaş yorumlarla din, dil, ırk, cinsiyet farkı gözetmeden toplumun her kesiminden oluşan mensupları ile çalışmalarını sürdürüyor.” CHP’nin yönetiminde bir belediye dini bir ritüele ev sahipliği yapacaksa, elbette en az bu gibi özellikleri olmalı, içinde Atatürk geçmeli, heykel filan da varsa bu iş tamamdır.

Semanın ticarî bir vasıta olması yeni bir şey değil aslında. Düğünlerde, sünnetlerde, çay bahçelerinde, aklınıza gelebilecek her türlü otantik gösteride semazenlerin çıkıp dönmesine alışığız. Ancak semanın ruhuna ve usûlüne aykırı olarak kadın ve erkek sema yapılmasına, besmelenin, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe okunmasına, Farsça ifadelerin Türkçe söylenmesine alışık değiliz. Ve bunu EMAV sergilese de, böyle bir şeye göğsünü gere gere ev sahipliği yapan ancak bir CHP yönetimi olabilirdi, hatta belki de sadece kukla İmamoğlu olabilirdi, öyle de oldu. Zira baskıcı CHP dönemini hatırlatan, darağaçlarını akla getiren böyle bir etkinliğe herhangi bir CHP’li kolay kolay cesaret edemez.

Tüm dünyada izleniyorlarmış

Öncelikle kadınların sema yapıp yapmadıklarına yönelik tartışmalara gelirsek, Abdülbaki Gölpınarlı’nın “Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik” adlı kitabında kadınların Mevlevî ayinlerine katılmalarını şu ifadelerle anlatır: “Kadınlar âyin-i cem’lere alınmazlardı ve tekkede yapılan mukabeleleri (o günün geleneğine uyarak) kafes dâiresinden seyrederlerdi. Hâtûnlara sikke yerine arakıye tekbîrlenirdi. Arada bir sikke verildiği de olurdu. Kadınlar, ‘sema’ meşk edebilirlerdi ve bazen de kadınlar, erkeklerin bulunmadığı meclislerde kendilerinden olan sâzendelerin yahut yaşlı dedelerin birkaçının ney ve kudümleri eşliğinde, kendi aralarında ‘semâ’ meclisleri tertip ederlerdi”

Uzun yıllardır benzer gösteriler sergileyen, ama ciddi kurumlardan rağbet görmeyen EMAV, daha önce konuya ilişkin şu açıklamada bulunmuştu:

“Hz. Mevlâna döneminde de kadın semazenler vardı. Ama ne yazık ki, erkeklerle birlikte semâ yapamıyorlardı.

Şimdi buna engel yok. Hz. Muhammed (sav) ve Hz. Mevlâna ilerici ve reformcuydular. Hep cehaletle savaştılar. Şimdi bunu yadırgamanın anlamı yok. Kadın-erkek bir arada yapılan semâ törenlerimiz tüm dünyada izleniyor. Grubumuz ilahiler, Atatürk ilahileri ve Mevlevî ayinleri hazırlayıp icra ediyor.”

Kötü hatıralar canlandı

CHP’nin köhnemiş zihniyetinin İstanbul’da, Mevlânâ’nın vuslat gecesinde hortlamış olması, geçmişin kötü hatıralarını zihinlerde canlandırmaya yetti. Ezanın Türkçe okunduğu, Kuranı Kerim okumanın yasaklandığı baskıcı CHP döneminin izleri henüz silinmiş değil. Dindar kesimden oy almak için her fırsatta dini sömüren, iftar sofralarında poz veren, camilere girip dua edermiş gibi yapan İmamoğlu ve CHP’liler, zihniyetlerini açığa çıkartmakta gecikmedi. “Sarımsağı gelin etmişler de kırk gün kokusu çıkmamış” atasözünde olduğu gibi, foyaları meydana çıkmaya başladı.

Şimdi insanların aklındaki soru şu: CHP iktidara gelirse ezanlar yeniden Türkçe okunur, başörtüsü yasaklanır, Kuranı Kerim okumak suç sayılır, ardından darağaçları kurulur mu? 17 Aralık gecesi Muhsin Ertuğrul sahnesinde yaşanan sadece bir sema değildi, bir masonik zihniyetin dışa vurumu, bir aldatmacanın da sonuydu. O sahnede dönenler semazenler değil, suratlarımıza sallanan darağaçlarıydı. O bi kere ‘sema’ değildi. Ne olduğunu varın siz düşünün!

Ezanın Türkçe okunması caiz değil

Diyanet İşleri Başkanlığı CHP'li İBB'nin Şeb-i Arus töreninde Kur'an-ı Kerim'i Türkçe okumasına ve kadın-erkek yapılan sema gösterisine ilişkin açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, "Kur’an’ın tercümesine Kur’an denilemeyeceği ve tercümesinin Kur’an hükmünde olmadığı konusunda İslâm alimleri görüş birliği içindedir. Yüce Rabbimizin öğütleri ve buyruklarını öğrenmek maksadıyla, Kur'an-ı Kerim'in meal ve tefsirlerini okumak gerekli olmakla birlikte okunan bu tercümelerin Kur’an olarak isimlendirilmesi caiz olmadığı gibi, mealin Kur’an yerine okunması da doğru değildir.

Ezanın özgün şekliyle okunması gerektiği konusunda 15 asırlık bir gelenek ve ittifak söz konusudur. Ezan, İslâm’ın şiarı ve namaza davet olduğundan değişik dilleri konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bu da ezanın bilinen asli lafızlarıyla yani Arapça olarak okunmasıyla gerçekleşir (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 383). Bu itibarla ezanın asli şekli dışında başka bir dille okunması caiz değildir" ifadelerine yer verildi.