Paris, Moskova ve Berlin üçgeninde Libya çıkmazı

AHMET KAVAS GERÇEK HAYAT 6 DAKİKADA OKUNUR

19 Ocak 2020 günü Berlin’de bir araya gelen ve dünyanın en etkin yaptırım gücünü ellerinde tutan devlet adamları, ya da onların adına iştirak eden katılımcılar bu ciddi mesele hakkında acaba ne kadar mesafe aldılar? Herkes o gün bu zirveye kilitlendi. Daha biter bitmez, yorumcular büyük bir hayal kırıklığı yaşamasalar da “zaten pek bir şey beklenmiyordu” yorumlarını yaptılar.

Çok değil 2010 yılı Aralık ayında Afrika Birliği - Avrupa Birliği, Üçüncü Devlet Adamları Zirvesine Muammer Kaddafi ev sahipliği yapmasaydı o dönemde başka bir Afrika devleti bu büyük buluşmayı gerçekleştiremezdi. 21. yüzyıl insanlık tarihinde geçtiğimiz asrı, hatta öncekileri aratmayacak büyük hâdiselerin şimdiden habercisi gibi. Geçtiğimiz 10 yılda sadece Libya’da yaşananlar bu ülke kadar daha birçok ülkede benzeri kaderleri paylaşabileceklerinin işaretlerini vermektedir.

19 Ocak 2020 günü Berlin’de bir araya gelen ve dünyanın en etkin yaptırım gücünü ellerinde tutan devlet adamları, ya da onların adına iştirak eden katılımcılar bu ciddi mesele hakkında acaba ne kadar mesafe aldılar? Herkes o gün bu zirveye kilitlendi. Daha biter bitmez, yorumcular büyük bir hayal kırıklığı yaşamasalar da “zaten pek bir şey beklenmiyordu” yorumlarını yaptılar. Acaba 2018 Mayıs ayındaki Paris’te 20 kadar devlet yetkilisinin buluşması, bu sene 12 Ocak’taki Moskova zirvesinin ardından yine bildik açıklamalarla sınırlı mı kaldı sorusunu akıllara getirdi.

42 sene Libya'yı yöneten Kaddafi, 2011'de 'Arap Baharı'nın etkisiyle ülkedeki iç savaş sonrası muhalifleri tarafından linç edilerek öldürüldü...

KADDAFİ UNUTTURULDU MU?

Libya’da 1969-2011 yılları arasında iktidarı elinde tutan ve bu uzun süre sırasında ülkeyi bir şantiye haline getiren, herkese “ev oturanındır” sözü gibi niceleri artık unutulup giden bir düzeni yaşatan Muammer Kaddafi’nin, geçtiğimiz sekiz yılda neredeyse tamamen unutturuldu sanıyorduk. Meğer biz öyle zannediyormuşuz veya buna inanmamız istenmiş. Onun devrilmesi için büyük bir gayret sarf eden ülkelerin başında Fransa geliyordu.

Nitekim aceleci tavrı yüzünden büyük bir baskının her safhasını yaşayan Libyalılar, 42 yıl içinde tutuldukları kavanozdan bir anda çıkıverdiler. Ama nasıl bir devlete sahip olacaklardı. Buna ne liderlerini vahşice öldürtenler karar vermiş, ne de kendileri bir muhalif yapı içinde de olsa hazırlanamamışlardı. Aynen 1940 yıllarında İtalya, İngiltere ve Fransa arasında adeta üç parçaya bölünmüş bir ülkenin müstakil olması durumunda nasıl dünya devletleri arasında yer alacağına karar verilemediği gibi.

İdris Senûsî ülkenin bağımsızlığını kazanmasının ardından 1956 yılında ilk kral olarak göreve başladı...

SENÛSÎ NASIL BİR DEVLET KURACAKTI

O yıllarda İngiliz işgalindeki Mısır’a sığınmış bulunan İdris Senûsî Osmanlı idaresindeki Trablusgarp eyaletine dedesinin Cezayir’den gelip yerleştiği ve babası Mehdi Senûsî’nin de devam ettirdiği süreci geçici olarak elinde tutan amcaoğlu Ahmed Şerif’ten alıp, Birinci İdris adıyla kral yapılmıştı. Senûsî Nasıl bir devlet kuracak ve kiminle kuracaktı? Her Libyalı’nın aklına gelecek fikir onun için de geçerliydi ve İtalyan işgalinde Osmanlı’ya sığınan ve Anadolu’yu yurt edinen soydaşları can simidi olmuştu. Başbakanı, Dışişleri Bakanı, Genel Kurmay Başkanı dahil ilk anda en zaruri devlet kadroları bunlarla dolduruldu. 1912’de bir Uşi anlaşmasıyla büyük oranda, 1918’de Mondros Mütarekesi ile ise tüm bağların koptu dendiği Libya yeniden Türkiye’nin gündemindeki yerini almıştı.

İki kardeş ülke her türlü baskıyı göğüsleye göğüsleye 1969 yılında Muammer Kaddafi’nin darbesine kadar ilişkilerini canlı ve sıkı tuttular. Zaten Kral İdris devrildiğini Bursa’da tedavi gördüğü sırada öğrendi.

Kral İdris devrildiğini Bursa’da tedavi gördüğü sırada öğrendi.


Muammer Kaddafi’nin nasıl bir kişiliği vardı, Türkiye ile ilişkileri sıkıntısız devam eder miydi? 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı onun da ikili ilişkilere verdiği önemi göstermeye yetti. Ardından 1950’li yıllardan itibaren ülkemizde okuyan Libyalı devlet adamları ülkelerinin her türlü yatırım imkanlarını ülkemize açtılar. En zor zamanlarımızda müteahhitlik firmalarımız için bir okul oldu Libya. Peşinden de dünyaya buradan hamle yapıp açıldılar.

DÜĞMEYE ÇOK HIZLI BASTILAR

Ne var ki Libya liderinin 2000’li yılların sonlarında Türkiye’ye olan büyük yakınlaşması bu ülke üzerinde ciddi menfaat telaşındaki devletleri bir anda onu devirme siyasetlerini devreye koymaya itti. Düğmeye çok hızlı bastılar, ama geleceğe dair hiçbir hesaplama yapmadan rastgele hamlelerle onu devirdiler. Maalesef son bir yüzyıllık tarihi hatırlamadan Berlin Konferansı’ndaki Türkiye’nin varlığını Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Suudi Arabistan veya Kongo Cumhuriyeti, hatta Afrika Birliği dahil başkası anlayamaz.

2018 yılı Mayıs ayında Birleşmiş Milletlerin tanıdığı ve ülkenin her tarafından temsilcinin bulunduğu Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayez Serrâc ile bir anda çöreklendiği Tobruk’tan aldığı dış desteklerle Türkiye’nin iki katından büyük coğrafyayı ele geçirmek isteyen Halife Hafter Paris’teki zirveye katıldı. Toplam 20 kadar devlet adamı vardı. Emmanuel Macron hayatının en başarılı manevralarından birisini gerçekleştirecekti.

Ama nafile bir uğraşı oldu, bu ikili arasındaki küskünlüğü gideremediği için gayretleri boşa gitti.

Nicolas Sarkozy’nin yıllarca avucuna almak istediği Kaddafi bu oyuna gelmemiş ama Hafter geçmişini unutarak, ya da unutmuş gibi yaparak Paris’in ekseninde dönmeye başlamıştı.

HAFTER PARİS’İN EKSENİNDE DÖNMEYE BAŞLADI

O günden sonra Avrupa Birliği’nin tüm barış ve Ulusal Mutabakat Hükümeti yönündeki siyasetine ters düşme pahasına Halife Hafter’i desteklemeye devam etti. Bunu neden yapıyordu? En büyük hasmı olan İtalya’nın Libya üzerinde her türlü etkinliğini önlemek en temel amacı idi. Zira eğer sömürgecilik dönemi hamleleri komşusu lehine sürerse çok zararlı çıkacağı endişesini taşıyordu. Her ne kadar Ulusal Mutabakat Hükümeti ile bağlarını koparmak istemese de niyeti bir an evvel devirerek Libya halkını zulmünden kurtardığı Kaddafi’nin eski güç sahibi asker, sivil, kabile reisleri desteğindeki Hafter’i Trablusgarp’ı da alıp tüm ülkenin hakimi yapmaktı.

Nicolas Sarkozy’nin yıllarca avucuna almak istediği Kaddafi bu oyuna gelmemiş ama Hafter geçmişini unutarak, ya da unutmuş gibi yaparak Paris’in ekseninde dönmeye başlamıştı. Oysa ki, 1987 yılında Muammer Kaddafi adına tüm Çad’ı işgal etmek için her türlü donanımlı orduyla bu güney komşusunun iç bölgelerinde manevralar yaparken Fransa’nın desteklediği o günkü Devlet başkanı Hissene Habre’den kendisi dahil 1200 askerini esir olmaktan kurtaramamıştı.

İki buçuk yıl Çad’ın başkenti Encemine’de ABD destekli Kaddafi’yi devirme hesapları yaparken bu defa İdris İtno Deby’nin askeri darbeyle idareyi ele geçirmesi üzerine burayı acele terk etmek zorunda kaldı. Götürüldüğü ABD’nin Virjinya eyaletinde 21 yıl kaldı.

Önce adına savaştığı, ardından onu devirmeye çalıştığı, şimdilerde kendisi kadar olmazsa da belki son 30 yılda Kaddafi için canını feda edecek kadar ona bağlılarla Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni yıkmaya çalışıyor.



HAFTER’İ DESTEKLEYENLER

Rusya Muammer Kaddafi’nin daima arkasında olmuş, şimdilerde onun eski bir komutanı olan ve hâlen etrafında onun adamlarını toplayarak Ulusal Mutabakat Hükümetine saldıran Halife Hafter’i Wagner adı verilen bir milis gücüyle destekliyor. Çad Cumhuriyeti hakkında uluslararası medyada yer alan bilgilere göre ülkesinin yarısını 33 yıl önce işgal eden bu eski esirini desteklemektedir.

Sudan yıllarca iç karışıklıklarının müsebbibi olarak gördüğü ve daima aracı rolü üstlenen Kaddafi çizgisindeki kişilerce desteklenen bu eski generale destek veriyor. ABD de aynen Fransa gibi yıkmak için uğraştığı Libya liderinin eski generalini, hem de ona karşı özel olarak ev sahipliğinde tuttuğu dönemleri bir tarafa bırakarak meşruiyetini tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümetine karşı el altından desteklemektedir. Bugünlerde Türkiye’nin Libya’da veya başka bir Arap ülkesiyle yakınlaşmasına, sömürgecilerinin kendilerine aşıladıkları Osmanlı histerisi ile hareket eden Birleşik Arap Emirlikleri ve bir darbe ile iktidara gelen Mısır’ın ise Libya’nın iç işlerine bu kadar karışmalarının kendi devlet siyasetleri olmadığı yakın gelecekte anlaşılacaktır.

Türkiye birkaç aydır üstlendiği sorumluluk bilinci ile oturduğu görüşme masalarına seyirci değil, barışa giden yola yön veren konumuyla dikkatleri üzerinde toplamıştır.

Moskova Zirvesi ile Rusya ve Türkiye ilk defa Libya buhranının çözümünde ateşkes konusunda Hafter görüşme masasını terk etse de ciddi bir sorumluluk aldılar.

Yıllardır bu ülkenin kanayan yarısını daha da derinleştiren Avrupa’daki iç siyaset atağa geçerek Berlin Konferansı ile sorumluluk almak istedi. Ancak masaya ilgili ilgisiz tarafları davet ederek büyük bir beklentinin olmadığını baştan ifade etmişti. Yine de Türkiye ve Rusya ağırlıklarını koyarak Libya’da meselenin ateşle çözülemeyeceğini, Hafter idaresindeki bir yönetimin İkinci Suriye demek olduğunu, bir an evvel taraflara silahları bıraktıracak süreci başlatmalarını istediler.

Libya Devlet Başkanı Fayiz es-Serrac

Cezayir sessiz sedasız ama bu meseleye hep gerçekçi siyasetiyle yaklaşıp Türk-Rus ortak tarzını daha makul gören bir tavır sergilemektedir. Şimdilerde yapılan yorumlarda öne çıkan husus aslında bu gerginliğin BM’nin tanıdığı Faiz Serrac hükümeti veya onu yakmaya çalışan geçmişi başarısızlıklarla dolu General Hafter’in meselesinden çok bu çözümde en etkin devletlerin menfaatleridir.

Türkiye birkaç aydır üstlendiği sorumluluk bilinci ile oturduğu görüşme masalarına seyirci değil, barışa giden yola yön veren konumuyla dikkatleri üzerinde toplamıştır. Zirveler çözüm üretmeseler bile bu yolda rehberlik görevi üstlenerek ortak bir uzlaşının kapılarını tüm sert çıkışlara rağmen aralayabilirler.

A AHMET KAVAS Pirimedya