Pasifik’te artık pasifist olmayan bir Japonya

BÜLENT TOKGÖZ
Abone Ol

Japonya’yı bekleyen en kötü senaryo Çin’le teke tek baş etmek zorunda kalmaktır. Bu yalnız bırakılma korkusu Japonya’nın son dönemdeki bütün tercihlerinin belirleyicisi konumundadır. Afganistan’dan palas pandıras çekilen bir ABD’nin müttefikliğine ne derece güveneceğinden, İngiltere veya Avustralya’nın imdada gelip gelmeyeceğinden hiç de emin değildir.

Ekranlar Rusya’nın Ukrayna bataklığında debelenişine odaklana dursun, Hint-Pasifik’te sular iyiden iyiye ısınıyor. Japonya’nın geçtiğimiz ay İngiltere ve İtalya’yla savaş uçağı projelerini birleştirme kararı alması, bölgedeki artan gerilimin yansıması. 2035’te bitmesi planlanan girişim, İngiltere liderliğindeki Combat Air System ile Japonya’nın FX programının izdivacını içeriyor.

Japonya’nın uzun menzilli füze geliştirmek ve tedarik etmek üzere önümüzdeki 5 yıl için 37 milyar dolar harcamayı planladığı haberleri de geçen ayın öne çıkan başlıklarındandı. Görülmemiş oranda seyir ve balistik füze tedarikine bu yoğun ve acil yönelim başlı başına haber değeri taşıyor elbette ki. Nitekim Başbakan Kişida, savunma bakanlığından gelen SİHA ve hipersonik füzeleri kapsayan talep listesine, kuşatıcı güncellemeler vaadiyle karşılık verdi. Mitsubishi tarafından üretilen ve hâlihazırda kullanımda olan Type-12 füzesinin gelişmiş versiyonu olan bu ileri teknoloji ürünü 1.000 km menzilli füzeleri karadan, gemilerden, denizaltılardan ve savaş uçaklarından kullanarak hasım ülkelerin gemilerini ve sabit hedeflerini vurmayı amaçladıkları aşikâr.

G7 ülkesi Japonya, 2022 itibarıyla 47 milyar $ olan savunma harcamalarını iki katına çıkararak, GSYİH’in yüzde 2’sine çıkarma kararı almış durumda. Hâlihazırda dünya sıralamasında 7’nci sırada olan ülke bu yeni kararla üst basamaklara tırmanarak ABD ve Çin’e biraz daha yaklaşmış olacak.

Değişen manzara

Japon sözcüler bu silahlanma atağını Ukrayna savaşıyla birlikte küresel panoramanın değişmesiyle izah etseler de doğrusu işin aslı biraz farklı. Şu doğru: Rusya-Ukrayna savaşı dengeleri değiştirdi ve Hint-Pasifik’e ilgiyi artırdı. Ne var ki, Japonya da Hindistan gibi bu değişen manzaradan avantaj elde etmenin arayışında. Tıpkı Avrupa’da İngiltere ve Almanya’nın yaptığı gibi. Şu da var ki, Rusya ve biricik destekçisi Çin’i ötekileştirerek Avrupa ile Asya-Pasifik arasında artan bir trafikten de söz etmek mümkün.

Ukrayna savaşı olmasaydı da Japonya bu yeni rotaya yönelmek durumundaydı. Son aylarda yaşanan hadiselerin ivme ve çapına bakıldığında bu açıkça görülebiliyor. Kuzey Kore’nin 9 Eylül 2022 tarihinde nükleer güç olduğunu ilân eden yasa çıkartıp alışık olmadık bir sıklıkta -ABD’nin batı sahillerini vuracak kapasitede- uzun menzilli füze denemelerine koyulması, 4 Ekim’de Japonya üzerinden süzülen füzeler fırlatması bile başlı başına tetikleyici bir sebep olarak anılabilir. Japon devlet televizyonu NHK, Kuzey Kore’nin sadece bu yıl 34 füze testi gerçekleştirdiğini duyurdu. Tedirgin olmak ve tedbire başvurmak için fazlasıyla yeterli bir sayı bu.

Ukrayna işgalinden ötürü ambargo uygulamasına ateşli biçimde taraftar olması hasebiyle karşı ağırlık oluşturmak üzere Rusya’nın Japonya yakınlarında tatbikatlar tertiplemesi, ihtilaflı Kuril adasının hemen kuzeyine mobil kıyı savunma sistemleri konuşlandırması da başlı başına bir başka sebep. 500 km menzilli Bastion füze mürettebatı, kıyı sularını ve su geçitlerini kontrol edecek. Japonya Baş Kabine Sekreteri Matsuno bunun üzerine “Rusya’nın askerî faaliyetlerini yakından izlediklerini” ihtar sadedinde ifade etmişti.

406 gemisiyle

Gelgelelim aslında bunlar da işin bahanesi. Japonya’nın asıl endişesinin yanında bunların hepsi ikincil tehditler. Japonya’nın stratejik kâbusu, gittikçe saldırgan ve yayılmacı bir tutum izleyen Çin’le yüz yüze yaşamak ve günün birinde baş başa kalmak. Tüm pasifik Çin-Tayvan gerilimiyle çalkanırken ve bütün özneler saflarını seçmeye mecbur bırakılırken gerginlikten en çok nasibini alan ülke kendisi çünkü. Çin’in Tayvan Boğazı’nda gerçekleştirdiği askerî tatbikatlar, onunla Senkaku Adaları hususunda ihtilaflı olan Japonya için de ciddi birer gözdağı hükmünde.

Keza Doğu ve Güney Çin Denizi boyunca inşa edilen yapay adalara kondurulan askerî tesisler de orta-uzun vadede Japonya için en hayatî tehdit kaynağı. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi’nin provakatif ziyareti sonrasında Çin’in fırlattığı füzelerden 5’inin kendi karasuları yakınına düşmesinin bir tesadüf olmadığının Japonya elbette idrakinde. Tayvan turnusol kâğıdı ve geri dönülmez bir eşik. Çin oraya saldırdığında, Japonya hızlı ve caydırıcı bir hamle yapmayacak olursa kendi adası da aynı akıbete uğramak gibi ölümcül bir tehditle karşı karşıya kalacaktır.

250 milyar doları aşan savunma bütçesinde %6.8’lik bir artışa gideceğini açıklayan Çin şimdiden rakiplerini sollamış görünmekte. Military Direct’in yaptığı araştırmanın verilerine göre Çin askerî kapasite olarak ABD’yi çoktan geride bırakmış durumda. Öyle ki deniz savaşı simülasyonlarında ABD, Rusya ve Hindistan’a karşı 406 gemisiyle zafer kazanmaktadır. Çin’in gün be gün artan, yenilenen askerî teknolojisi ve savaş kapasitesi karşısında Japonya’nın bir başına hiçbir şansı bulunmuyor.

Birlik havası

Filhakika taraflar birbirine bakarak radikalleşmekte ve agresifleşmekte. AUKUS olarak adlandırılan, nükleer denizaltı projesi üzerinden Avustralya, İngiltere ve ABD’nin bir savunma ittifakına yönelmesi Çin’i kaygılandırmakta ve Asya-Pasifik’teki güç oyununu daha sert oynamaya sevk etmektedir. Sıcak çatışma riskini azamileştiren, bu sertlikten en çok etkilenenler, Çin tehdidine doğrudan maruz kalanlar ise ABD’nin bir başka bölgesel yapılanması olan QUAD (Dörtlü Güvenlik Diyalogu) üyesi Japonya ve Hindistan olmaktadır.

Japonya’yı bekleyen en kötü senaryo, Çin’le teke tek baş etmek zorunda kalmaktır. Bu yalnız bırakılma korkusu Japonya’nın son dönemdeki bütün tercihlerinin belirleyicisi konumundadır. Afganistan’dan palas pandıras çekilen bir ABD’nin müttefikliğine ne derece güveneceğinden, İngiltere veya Avustralya’nın imdada gelip gelmeyeceğinden hiç de emin değildir. Yine de başka çare yoktur. Bu ülkelerle safları sıklaştırmak, sık sık tatbikatlara katılmak, Çin’e karşı birlik havası, nispeten de olsa elini güçlendirebilir.

Hollanda ve Yeni Zelanda’nın katıldığı, hatta Almanya’nın 20 yıl sonra ilk defa Güney Çin Denizi’ne savaş gemisi yolladığı dayanışma görüntüleri yaraya merhem olmasa da müsekkin işlevi görmektedir. Askerî iş birliğini derinleştirmeye çalıştığı ülkeler arasında Endonezya, Tayland da yer almaktadır. Adı geçen bu ülkelerle, savaş durumunda orduların birbirinin üslerinde konuşlanabilmesine imkân tanıyan karşılıklı erişim anlaşmalarını imza etmektedir.

Güney Kore’yle ama en çok da Hindistan’la ortak tehdit algısıyla yakınlaşarak Çin’i çevreleme çabasından vazgeçecek değil. Gelgelelim karşılıklı çıkarlar ve ekonomik bağımlılıklar bile savaş ihtimalini aşağıya çekmeye yetmiyor. Japonya’yı bugüne dek silahlanma yarışında geri bırakan pasifist anayasanın değişmesi durumunda ise dengelerin ne ölçüde değişeceğini herkes merak ediyor.