Rusya, Filistin-İsrail çatışmasının neresinde?

SAMİR BABAOĞLU
Abone Ol

Filistin’deki el-Fetih ve Hamas örgütleri her ne kadar birbirleriyle çatışma halinde olsalar da her iki tarafın İsrail’e karşı mücadelede Rusya’yı ABD’ye karşı bir denge unsuru olarak gördükleri kesin. Ama mevcut çatışma ortamında Rusya’nın Türkiye gibi tamamen Hamas’ı destekleyen tarafta durması ve Hamas’ı terör örgütü olarak görmemesi çatışmada arabuluculuk rolünü minimuma indiriyor. Ama çatışmaların durmasından sonra Rusya’nın iki devletli çözüm konusunda önemli bir rol üstleneceğini ifade etmekte fayda var.

7 Ekim’de başlayan ve soykırıma dönüşen Gazze saldırılarına Batılı devletlerin ekseriyetinin tutumu İsrail’den yana olsa da farklı tavır gösteren devletler de yok değil. Başta İspanya olmak üzere bazı devletler İsrail’e karşı tavırlarını net bir biçimde ortaya koymaya devam ediyorlar. Ukrayna savaşıyla birlikte köşeye sıkıştırılan Rusya da Gazze’deki soykırıma karşı sesini yükselten devletler arasında. Tabi, buradaki tutum ve tavrın sadece “insânî ve vicdânî” ilkelerle açıklanmayacak derecede politik ve çıkar ilişkilerine dayalı olduğunu da unutmayalım.,

Putin’in Gazze çıkışı

Rusya devlet başkanı Vladimir Putin 21 Kasım'da BRICS zirvesinde ülkesinin İsrail-Filistin çatışmasıyla ilgili tutumunu şu sözlerle ifade etti: "Rusya'nın bu konudaki tutumu fırsatçı değildir, tam aksine tutarlıdır. Tansiyonun düşürülmesi, ateşkesin sağlanması ve Filistin-İsrail çatışmasına siyasi çözüm bulunması amacıyla uluslararası toplumu ortak çaba göstermeye çağırıyoruz. BRICS ülkeleri ve bölge ülkeleri bu çalışmada kilit rol oynayabilir.”

Rusya Devlet Başkanına göre Gazze Şeridi'ndeki durum, ABD'nin Orta Doğu'daki çatışmanın çözümünde arabuluculuk işlevlerini tekelleştirmeye çalıştığını açıkça gösteriyor.

Mahmud Abbas ve Putin.

Leningrad-Gazze benzetmesi

Rusya’dan sadece devlet başkanı sıfatıyla değil, yönetimin farklı kademelerinden de konuyla ilgili benzer açıklamalar geldi. Mesela, Federal Güvenlik Servisi (FSB) başkanı Sergey Stepaşin, İsrail’in Gazze saldırısını Nazi Almanyası’nın Leningrad kuşatmasından daha kötü olduğunu belirtti. “Şu anda Gazze Şeridi'nde olup bitenler Leningrad ablukasını hatırlatıyor, sadece daha acımasız. Orada yaşayan 1,5 milyon kadın ve çocuğun bununla ne ilgisi var, neyle suçlanacaklar?" diye açıklama yapan Stepaşin bu ifadesiyle aslında İsrail’e destek veren Almanya’ya da tarihi bir gönderme yapmış oldu.

Stepaşin’in Gazze’deki abluka ve yıkımla mukayese ettiği Leningrad kuşatması, modern tarihin en uzun süreli ve en yıkıcı kent kuşatmalarından biri olarak 872 gün sürmüş,1 milyondan fazla insan açlık, susuzluk ve bombardımanlardan ölmüştü.

Rusya Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin de Filistin-İsrail çatışmasının yeniden tırmanmasından ABD ve Batı'yı sorumlu tutarak, İsrail’e destek verenlerin Ukrayna’ya silah sağlayan devletler olduğunu belirti. Volodin, suçluları başka yerde aramaya gerek olmadığını ifade ederek “Filistin-İsrail çatışmasının sorumluları Biden, Macron ve Scholz'dur. Bunlar dünyada gerginlik yaratan suçlulardır” diye vurguladı.

Rusya-İsrail gerginliği Hamas’a fırsat doğurdu

Rusya ile İsrail’in ilişkilerinin gerginleşmesi ve dolayısıyla Mahmud Abbas yönetimi ve Hamas’la ilişkilerin yakınlaşması, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla daha belirgin hâl almaya başladı. Rusya-İsrail ilişkilerinin gerginleşmesinde İsrail’in Ukrayna’ya verdiği siyasî ve askerî desteğin de önemli olduğunu belirtmek lazım. Bu gerginlik, Rusya-Hamas ilişkilerinin de yumuşamasında etkili oldu.

Mayıs 2022'de Gazze Şeridi'nden temsilci bir heyet, Rusya'yı ziyaret ederek burada Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Çeçenistan lideri Ramazan Kadirov ile görüşmüştü. Ama bunun öncesinde de Rusya, Hamas yetkililerini farklı tarih ve ortamlarda devlet düzeyinde karşılayıp müzakereler yürütüyordu.

Maziye dayanan Fusya-Filistin ilişkileri

Rusya ile Filistin yönetiminin ve daha sonra kurulan Hamas’la ilişkileri yeni bir süreç değil. Sovyetler Birliği döneminde kapitalist cephenin korumasında ve gözetiminde olan İsrail, komünist liderler tarafından “düşman cephe”nin tehlikeli üyesi olarak görülüyordu.

Sovyetler Birliği’yle Filistin örgütleri arasındaki işbirliği, Arapların 6 Gün Savaşı'ndaki yenilgisinden sonra başladı ve özellikle SSCB ile Mısır arasındaki ilişkilerin soğumasından sonra yoğunlaştı.

Tarihler 1974’ü gösterdiğinde Moskova’da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) temsilciliği açıldı. 1970’lerin ortalarında Moskova, Orenburg, Nikolayev ve Simferopol’daki KGB ve GRU’nun okullarında onlarca Filistinli Arap komutan askerî eğitim aldılar.

1974'te FKÖ’nün talebi üzerine SSCB yönetimi örgüte çeşitli silahlar temin etti. 1982’de Lübnan Savaşı’nın başlanmasıyla birlikte SSCB’nin Filistinli örgütlere aktardığı silahların kapsamı ve çeşitliliği değişti. SSCB yönetimi Filistinli örgütlere otomatik hafif silahlar, taşınabilir füze sistemleri, T-34 ve T-54 tankları ve farklı mühimmatlar sağladı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya ile Filistin arasındaki ilişkiler kopmadı ve farklı bir boyuta geçmiş oldu.

Rusya’nın Orta Doğu politikasında Primakov etkisi

Yevgeni Primakov ve Yaser Arafat.

Gorbaçov’un Perestroyka'sından önce Sovyetlerin İsrail-Filistin çatışmasındaki tutumunu şöyle özetlemek mümkündü: İsrail Filistin'in tamamını işgal etti ve Sovyetler Birliği, başında Yaser Arafat'ın bulunduğu Filistin Kurtuluş Örgütü'nü (FKÖ) destekliyordu. FKÖ gibi sol politikaları sahiplenmiş bir örgütün Filistin’de iktidarda olması ve İsrail’le mücadele etmesi Moskova’nın işine geliyordu.

Sovyetlerin Orta Doğu ve bilhassa Filistin-İsrail çatışmasında sahaya sürdüğü isim, eski Rusya başbakanı Yevgeni Primakov’du. Yetenekli bir diplomat olan Primakov’un bir doğu bilimci olarak Orta Doğu’ya aşina olması, Arapça dil bilgisi ve Yaser Arafat’la arkadaş olması, SSCB’nin ve Rusya’nın, Filistin-İsrail konusunda etkili bir aktör olmasındaki önemli nedenlerden biriydi.

Bu arada mevcut Filistin Devleti Başkanı Mahmud Abbas’ın, Yevgeni Primakov’un yüksek lisans öğrencisi olduğunu hatırlatmakta da fayda var. Primakov 2015’de vefat etse de onunla aynı ismi taşıyan torununun başında olduğu Bağımsız Devletler Topluluğu, Yurtdışında Yaşayan Yurttaşlar ve Uluslararası İnsani İşbirliği Federal Ajansı (Rossotrudnichestvo) tarafından himaye edilen Rus kültür merkezi "Kalinka" Gazze’de faaliyet gösteriyor. Tabi eğer merkez İsrail bombardımanında dağılmadıysa.

SSCB’nin dağılması arifesinde,1990 yılında Moskova'daki FKÖ temsilciliği Filistin Devleti Büyükelçiliği'ne dönüştürüldü. 1995 yılında İsrail ve FKÖ arasında imzalanan Oslo Anlaşmaları sonucunda Filistin’de Rusya Temsilciliği Gazze'de faaliyete geçti ve daha sonra temsilcilik Ramallah’a kaydırıldı

SSCB'nin çöküşünden sonra Moskova, İsrail ile ilişkilerini kökten geliştirdi. Aynı zamanda Rus yetkililerin Hamas'a karşı tutumu da değişti. Ancak İsrail'le dostluğa ve Hamas’ın eylemlerini kınamasına rağmen Rusya, Hamas'ı hiçbir zaman terör örgütü olarak tanımadı.

Yasser Arafat ile SSCB lideri Leonid Brejnev.

Hamas’ın seçim zaferi Rusya’da etkili oldu

Rusya ile Hamas arasındaki ilişkiler, hareketin Ocak 2006'da Filistin Yönetimi parlamentosu seçimlerinde kazandığı zaferden sonra keskin bir şekilde ısındı. Hatta o sene yıllık basın toplantısında, El Cezire muhabirinin sorusunu yanıtlayan Başkan Vladimir Putin, Rusya'nın Hamas'ı hiçbir zaman terör örgütü olarak tanımadığını ifade etti. Ancak bunun "Hamas'ın yaptığı her şeyi onaylıyor ve destekliyoruz" anlamına gelmediğine dair çekincesini de dile getirdi.

Toplantıda Vladimir Putin, seçimleri kazandığı için Hamas’ın gerçek bir siyasi güç olarak dikkate alınması gerektiğini de ilave etti. Aynı sene Yevgeni Primakov, Kazan’da gerçekleştirilen “Rusya - İslam Dünyası” Stratejik Vizyon Grubu toplantısında Hamas'ı terör örgütü olarak değil, tam aksine bir yardım kuruluşu olarak gördüğünü ifade etti.

Halid Meşal’dan Rusya’ya övgü

Halid Meşal ve Sergei Lavrov.

Rusya 2006 yılından bu yana Hamas'ın üst düzey liderleri, politbüro üyeleriyle Dışişleri Bakanlığı düzeyinde düzenli toplantılar yapıyor. Hamas siyasî lideri Halid Meşal'in resmi bir ziyaret için Moskova'ya ilk gelişi, hareketin Filistin seçimlerindeki zaferinden hemen sonra yani Mart 2006'da gerçekleşti. Halid Meşal 2006’da Rossiyskaya Gazeta’ya verdiği mülâkatta ABD’nin kendilerini terör listesine almalarına tepki gösterirken, Rusya’nın bu konudaki duruşunu takdir ettiğini söylemişti.

Mülâkatta Meşal, ABD’nin “terör” tanımını sadece kendi bencil amaçları için kullandığını belirterek, Rusya’nın bu konuda daha ilkeli davrandığını ifade etmişti. 2010 yılında dönemin Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, Halid Meşal ile bir araya gelmişti.

Suriye savaşı Hamas-Rusya ilişkilerini bozdu

Ancak çok geçmeden Rusya ile Hamas’in ilişkileri bozulmaya başladı. Bunun sebebi 2011’de Suriye’de Esed rejimine karşı başlatılan devrim hareketine Hamas’ın destek vermesi oldu. Hamas’ın Suriye muhalefeti ile aynı cephede olması, Beşar Esed’e karşı çıkması, Rusya’nın Orta Doğu’daki çıkarlarına ters düştü. Soğuyan Rusya-Hamas ilişkilerinin sonucunda Rusya'nın Gazze Şeridi'ndeki nüfuzu azaldı. Ama buna rağmen Moskova'nın Hamas'a yönelik resmî tutumu değişmedi. Mesela, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, 2015’de Rusya'nın Hamas'ı terör örgütü olarak görmediğini, örgütün "Filistin toplumunun ayrılmaz bir parçası" olduğunu ifade etti.

Rusya ile Hamas arasındaki ilişkiler, hareketin Ocak 2006’da Filistin Yönetimi parlamentosu seçimlerinde kazandığı zaferden sonra keskin bir şekilde ısındı.

Rusya denge unsuru olabilir mi?

Filistin’deki El Fetih ve Hamas her ne kadar birbirleriyle çatışma halinde olsalar da her iki tarafın İsrail’e karşı mücadelede Rusya’yı ABD’ye karşı bir denge unsuru olarak gördüklerini söylemek mümkün. Ama mevcut çatışma ortamında Rusya’nın Türkiye gibi tamamen Hamas’ı destekleyen tarafta durması ve Hamas’ı terör örgütü olarak görmemesi çatışmada arabuluculuk rolünü minimuma indiriyor. Ama çatışmaların durmasından sonra Rusya’nın iki devletli çözüm konusunda önemli bir rol üstleneceğini ifade etmekte fayda var.