Sade bir hayat yaşamak pahalı değil

SEMİHA NUR MIHÇIOĞLU
Abone Ol

Gıda almak enerji için gerekli. Fakat insan yalnız gıdalardan enerji sağlamaz. İbadet etmek, güzel bir sohbet dinlemek, ağaçların çiçeklerin çevresinde tefekkürle dolaşmak, mümin bir kardeşiyle göz göze gelmek, iyi duygular beslemek de enerji verir. Ayrıca havadan ve güneşten de enerji alırız. Oruç da bir ibadet olarak enerji kaynağıdır, yani bizatihi gıdadır. 2014 yılında vefat eden Dr. Aidin Salih, Türk ve Türkiyeli olmamasına rağmen Anadolu’da modern tıbbın yanlışları ve beslenme hatalarına karşı büyük bir mücadele yürüttü.

Aidin Salih merhumla sizin özel bir hukukunuz vardı, merhumla nasıl tanıştınız?

Aidin Salih ile tanışmadan önce, yaptığı sohbetlerde tutulan notlar elime geçmiş, temel referans olarak Efendimizin hayatını benimsemiş olması, bunu yaparken modern tıp paradigmalarından bağımsız tedavi yöntemlerini uygulaması dikkatimi çekmişti. O yıllarda Türkiye’de oturma izni olmadığı için sık sık yurtdışına gidip geliyordu. İstanbul’a geldiğinde bazı sağlık sorunlarımı vesile ederek kendisiyle tanışmak nasip oldu. Önerdiği uygulamaları yaparken kendimde müşahede ettiğim olumlu gelişmeler bende, bir seminerler dizisi düzenleyip Aidin Hanım’ı olabildiğince çok insana tanıtma düşüncesine yol açtı. Bu seminer organizasyonları esnasında aramızda derin bir dostluk gelişti, birçok meseleye ortak yaklaşımımız ise bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı.

Son zamanlarda çok meşhur olan kitabını birlikte mi hazırladınız?

Aidin Hanım ‘Gerçek Tıp Yitik Şifanın İzinde’ isimli kitabının üzerinde on yıldır çalışmasına rağmen ana dili Türkçe olmadığı için bir türlü tamamlayamamış. Tanışmamız sonrasında birlikte çalışmaya karar verdik. Benim daha önce yayıncılık alanında çalışmış olmam işimizi kolaylaştırmıştı. Yaklaşık bir yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda 2007’de ‘Gerçek Tıp Yitik Şifanın İzinde’ isimli kitabın ilk baskısını gerçekleştirdik. Sonradan defalarca basılan ve alanında en çok satan kitap olan Gerçek Tıp binlerce insanın başucu kitabı oldu.

Yaklaşık bir yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda 2007’de ‘Gerçek Tıp Yitik Şifanın İzinde’ isimli kitabın ilk baskısını gerçekleştirdik.

Aidin Hanım “Ana dilim olmayan bir dilde kitap yazmaya nasıl cesaret edip de başladığıma hep şaşırıyordum, demek ki seni yetiştirmem gerekiyormuş” derdi. Gerçekten bu süreç benim için çok kıymetli ve verimliydi. Bu süreçte ve daha sonra vefatına kadar Aidin Hanım’ın hastalarla görüşmesinde bulunarak, aradaki irtibatı sağlayıp takiplerini yaparak büyük bir tecrübe kazandığımı düşünüyorum.

Sade hayat derneği faaliyete geçti

Sonrası nasıl gelişti?

Gerçek Tıp kitabının baskısını gerçekleştirdikten sonra Aidin Hanım’a hasta olarak gelip iyileşmiş ve bu alanda çalışmaya gönüllü bir grup arkadaşı organize edip kendisine düzenli dersler yapmayı ve Gerçek Tıp kitabı çerçevesinde uygulamalı çalışmalar yapmayı teklif ettim, Aidin Hanım da bilgi ve tecrübelerini paylaşmayı memnuniyetle kabul etti.

Semiha Nur Mıhçıoğlu Hatice Misge ile mülakat yaptı.

Gerçek Tıp kitabı gerçekten de rahmetli Aidin Hanım’ın bilgilerini cömertçe paylaştığı, hayat boyu başucu kitabı olması gereken bir eser. Ancak kitabı, yazarının dilinden dinleyip, katılımcıların sorularını sorabilecekleri bir platformu onlara sunmamız onlar açısından da büyük bir kazanım oldu. Yılda bir veya iki dönem halinde vefatına kadar haftalık olarak devam ettirdiğimiz derslere talep çok artınca katılımcılardan kitabın okunmuş ve kitapta önerilen açlıkların yapılmış olmasını talep ettik ve bu şekilde bir elemeye gittik. İlk grupla başladığımız ders yedi ay sürdü; bu derse katılan arkadaşlarla birlikte Sade Hayat Derneği’ni kurduk ve Sade Hayat Hareketi böylelikle başlamış oldu.

İnsan fıtratı bozulunca tabiat da bozulur

Aidin Hanım’la birlikte çok kimse modern tıp ve ilaçlarla arasına mesafe koymaya başladı. Açlık oruçları, hacamat, sülük tedavisi ve şifalı bitkilere teveccüh arttı öyle değil mi?

Evet, Aidin Hanım’ın yaklaşımı binlerce insanın iyileşmesine vesile oldu. İnsanlar beslenme, uyku, temizlik ve spor alanlarında fayda sandığı pek çok yanlışa düşüyor. Biz düşülen hataları tespit ve mümkün mertebe tashih edip hayat kalitesini yükseltmeye çalışıyoruz.

Aidin Hanım’ın kurduğu sistemin temelinde Allah’ın insanı mükemmel yarattığı kabulü var.

Aidin Hanım’ın kurduğu sistemin temelinde Allah’ın insanı mükemmel yarattığı kabulü var. Bu kabulden ötürü biz insanın kendi kendini iyileştirme yetisinin mevcut olduğuna inanıyoruz. Fakat bundan önce insanın kendi sağlığını muhafaza etme imkânı da var. Bu imkânın gerçekleşmesi sanılanın aksine tek yönlü bir süreç değil. İnsanın bedenine karşı bir takım mesuliyetleri varsa, onu kuşatan çevreye karşı da var. Bu mesuliyetler yerine getirilmediğinde müselsel bir ifsad süreci başlıyor. İnsan fıtratı bozulduğunda, tabiatı Allah’ın bir emaneti olarak telakki etmemekte, doğanın imkânlarını hoyratça kullanmaktadır. Aynı şekilde ekosistem bir kez bozulduğunda da bu bozulma insan sağlığı üzerinde pek çok menfi sonuçlara yol açmaktadır.

Sağlıksız olana gıda denmez

Günümüzde yaygın ürünlere karşı bir tepki oluştu ve insanlar tabii olana yönelmeye başladı. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Gıdaları sağlıklı ve sağlıksız olarak ayırmak bu çağın insanları olarak bizlerin ayıbıdır. Sağlıksız olana gıda demek mümkün değil. Eğer bir ürün insana faydalıysa; helâl ve tabiî ise gıda vasfını alır. İşte bu ürün sağlıklıdır, değilse zaten gıda değildir.

  • Bugün gıda olarak kendisinden bahsedilen fakat hiçbir şekilde gıda vasfı taşımayan pek çok ürün var. Bu vakıanın kaynağında insanın doymama endişesi yatmakta. Bu endişeden dolayı verimi arttırmaya yönelik pek çok teknoloji geliştirildi ve kimyevî maddeler icat edildi.

Mesela 1930’lu yıllarda tarımda kullanılmaya başlanan DDT aslında korkunç bir zehir. Bu zehri insanlar, toprağa, suya, hayvanlara hatta çocukların başlarından aşağıya döktüler. Bu zehrin toprağı ve canlıları katlettiğini bilmiyorlar mıydı? Elbette biliyorlardı ama bu gerçeği 1970'lere kadar kabul etmediler. 1970’te DDT tamamen yasaklandı fakat bu kez de DDT’den daha tehlikelilerini ürettiler.

Yiyecekler gıda vasfı taşımıyor

DDT demişken bu ziraat kimyasalları hakkında ne düşünüyorsunuz, zîra bunlar pek çok hastalığın müsebbibi olarak gösteriliyor!

Endüstriye hâkim olan güçler, aynı dönemde tarım ilaçlarıyla ve sentetik gübre ile verimi arttıracaklarını vaat etti. Verim artırma adı altında bu kez de toprak, su, insan ve diğer canlılar yeniden ve en az eskisi kadar güçlü bir şekilde zehirlendi. Ardından da genetik yapısını yani yaratılışını değiştirerek ürün miktarını arttırmayı vaat ettiler. Aslında artırdıkları şey ürün miktarı değil hastalıklardı.

Neticede insan bu gıda vasfı taşımayan yiyecekleri daha kolay, daha çok ve daha ucuza temin ediliyor, çünkü çok miktarda üretildikleri için çok yaygınlar. Bu kirli düzende ucuz gıda tuzaktır. Bu pahalı olan iyidir mânâsına gelmez. Bizlere düşen gıdanın menşeini üretim biçimini araştırıp ona göre tedarik etmektir.

İnekler daha fazla süt veriyor ama...

Et, süt, yumurta gibi hayvanî ürünler hakkında neler söylemek istersiniz?

Bugün GDO’lu yemler ve hormonlarla beslenen inekler, tabiatta beslenen ineklere nispeten neredeyse yedi-sekiz katı süt veriyor. Oysa kıymetli olmak doğal olanın tabiatında vardır. Yapmamız gereken tabiî olandan haddi aşmayacak şekilde yiyip-içmek ve üretici olmanın yollarını aramaktır.

Gönül ister ki, sentetik malzemelerin ve hormonlu gıdaların hiçbirini evlerimize sokmayalım. Hassasiyet gösteren kimselerin bazıları maddî şartları sebebiyle tercihte bulunmak zorunda kalıyor. Bu hususta ne tavsiye edersiniz?

Bu konu hayat tarzını bir bütün olarak değiştirmekle alakalı. Doğal kumaşlardan hazırlanmış giysilere dönüş yapmak; bir günde iki öğünden fazla yememek, öğünü tek çeşitle sınırlamak, mutfakta tabiî yağlara geçmek, kimyasal madde ve yapay parfüm içermeyen deterjanları tercih etmek masraflı görünebilir. Fakat tüketilen yiyecek ve ürün miktarı daha sade bir hayatla düştüğünde bu farkın düşünüldüğü kadar çok olmadığı görülecektir.