Sarsıldık, acımız büyük, yükümüz ağır

ÖZNUR KÜÇÜKER SİRENE
Abone Ol

6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen çifte depremden sonra, 20 Şubat günü de Hatay iki yeni deprem ile sarsıldı. Türkiye ve Suriye’de yaşanan depremler bilim dünyasını da ayağı kaldırdı. Kanada'daki Victoria Üniversitesi Yeryüzü ve Okyanus Bilimleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Edwin Nissen'a göre ülkemizi sarsan deprem “şimdiye kadar kaydedilen en büyük depremlerden biri. Belki dünyada karada meydana gelen depremlerde ilk 5'e ya da 10'a girebilir.”

Almanya büyüklüğünde bir alan ve yaklaşık 13 milyon insanı etkileyen deprem 11 ilimizi yıktı geçti. Can kaybı ve yıkımın çok yüksek olduğu felaket karşısında Avrupa Birliği de olmak üzere bütün dünya ülkeleri harekete geçti. Bir yandan depremin ortaya çıkış şekil ve nedenleri hakkında türlü soru işaretleri mevcutken, diğer yandan da ülkece tarihimizin en önemli seçimlerinden birine hazırlanmaya çalışıyoruz.

Almanya büyüklüğünde bir alan ve yaklaşık 13 milyon insanı etkileyen deprem 11 ilimizi yıktı geçti. Can kaybı ve yıkımın çok yüksek olduğu felaket karşısında Avrupa Birliği de olmak üzere bütün dünya ülkeleri harekete geçti.

Coğrafya kaderdir. Hepimiz bu sözle büyüdük. Türkiye, tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış verimli toprakları, Asya ve Avrupa arasında köprü görevi gören jeostratejik konumu, Boğazlara hakimiyetiyle olağanüstü bir coğrafyaya sahip. Ancak ülkemiz, aynı zamanda Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı olmak üzere 3 adet fay hattı ile jeolojik olarak en aktif deprem kuşağı üzerinde yer alıyor. Bir başka deyişle, tarihe damga vurmuş bu coğrafya sarsıldığı zaman bizleri tarihten de silebiliyor.

Cumhuriyetimizin 10. yıl dönümüne tekabül eden 2023 yılı için büyük hayallerimiz vardı. Yıllarca 2023 hedeflerini gerçekleştirmek için çabaladık. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2023'te “hedefin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak ve Türkiye’mizi dünyada ilk 10 ülke içine sokmak olduğunu” söylüyordu. Kuşkusuz hiç kimse bu kadar önemli bir tarihte ülkemizin başına böylesine büyük bir felâket gelebileceğini düşünemezdi.

Bilanço korkunç

Tabii ki bu kadar büyük ve tekrar eden depremlerin sonuçları da hem can kaybı açısından hem de maddi anlamda ağır oldu. Depremin 18. gününde açıklanan verilere göre, depremlerde 43 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 108 bin 68 kişi de yaralandı. Aynı zamanda, depremlerde 6 bin 444 bina yıkılırken, hasar tespiti yapılan 830 bin 806 binanın 105 bininin yıkılmış, yıkılacak veya ağır hasarlı olduğu saptandı.

Deprem hayat alıp yaralarken, etkilediği coğrafyanın halkında psikolojik açıdan da travmaya sebep oldu. Akraba ve yakınlarını kaybeden depremzedeler, öksüz kalan çocuklar, ailesiyle birlikte enkaz altında kalıp ailesinin son anlarına şahit olan yaralılar ile Türkiye, deprem kadar içimizi parçalayan bu tür hikâyelerle de sarsıldı.

Depremin kültürel ve tarihi mânâda da yıkıcı etkileri oldu. Gaziantep’in sembolü olan 2 bin yıllık geçmişe sahip Gaziantep kalesi gibi Şirvâni Camii ve Kurtuluş Camii gibi birçok tarihi yapıda ciddi hasar oluştu. Gaziantep’in Nurdağı ilçesi yerle bir oldu. İlçenin tepesinde yer alan Hazreti Ukkâşe Türbesi ile çevresinde caminin de olduğu yapılar depreme dayanamayarak yıkıldı.

Gaziantep gibi bir başka tarihi gastronomi başkenti Antakya da depremde harap oldu. Antakya tarihi boyunca hep depremlere maruz kalmış bir şehir. Öyle ki Türkiye tarihinde son 2 bin 250 yılda yaşanan 100 büyük depremin en az 15’i bu şehirde yaşandı.

Yaşadığımız afetin net bir bilançosunu çıkarmak için henüz çok erken. Ancak can kaybı ve yıkıcılık açısından 17 bin kişinin hayatını kaybettiği 1999 Gölcük depremi, hatta yaklaşık 33 bin kişinin can verdiği 1939 Erzincan depremini bile geçmiş durumda.

Şov, yağma, yalan

Asrın felaketi karşısında milletimiz kenetlendi. Devlet, depremin ilk gününden itibaren bütün imkânları ve kurumlarını depremzedelere yardım için seferber etti. 15 Şubat'ta gerçekleştirilen “Türkiye tek yürek” ortak yayınında 115 milyar TL'nin üzerinde bağış toplandı. Keşke karşımızdaki bütün manzara bu olsaydı.

Ancak hepimiz depremler sonrasında iyilik kadar organize bir kötülüğe de şahit olduk. Sahada yağmacı ve hırsızlar harekete geçmişken, dijital ortamda da Ekşi Sözlük gibi devlet karşıtı operasyon merkezi haline gelmiş platformlarda halkı isyana teşvik edebilecek türlü provokatif içerikler üretildi.

Başımıza gelen felâketler hakkında çok şey yazıldı, çizildi, söylendi. Tabii ki bir konu var ki hepimizin ilgisini çekti. ABD’li sismolog Profesör Harold Tobin depremlerle ilgili olarak “24 saatten kısa bir süre içinde bu kadar büyük iki deprem neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir hâdise” yorumunu yaptı. “Eşi benzeri görülmemiş”, “olağan dışı” gibi ifadeleri birçok uzmandan okuduk.

Yüksek takipçili sosyal medya kullanıcıları tarafından üretilen yalanlar daha da yayıldı. “Devlet yok” algısı, deprem üzerinden ilgi çekmeye ve ön plana çıkmaya çalışan fenomenler tarafından pekiştirildi. Ortaya atılan “baraj patladı” tarzındaki yalanlar zaten panik halinde olan yerel halkı daha da telaşlandırdı. Arama kurtarma ekiplerinin çalışmalarına ara vermesi can kayıplarının artmasına sebep oldu.

Dijital ortamdaki dezenformasyon ve provokasyon faaliyetlerinin yanı sıra gerçek dışı ihbarlar, sahte yardım kampanyaları ile sahte hesap ve yalan paylaşımlara karşı Twitter ve bazı sosyal medya sitelerine erişim geçici olarak sınırlandırıldı. “İfade özgürlüğü” kisvesi altında alenen devlet düşmanlığının yapıldığı Ekşi Sözlük'e ise BTK tarafından erişim engeli getirildi. Orman yangınları esnasında başlatılan “Help Turkey” adlı kampanya dâhilinde yazılan yalan haberleri incelemiş İngiliz uzman Marc Owen Jones, bu sefer de deprem ile ilgili olarak yayılan yalanları inceledi. Ülkemizin başına gelen her felâkette öyle hızlı ve örgütlü şekilde yalan üreten çevreler var ki, bu durum yabancı uzmanlar için bile araştırma konusu oluyor.

Tuhaflıklar silsilesi

Başımıza gelen felâketler hakkında çok şey yazıldı, çizildi, söylendi. Tabii ki bir konu var ki hepimizin ilgisini çekti. ABD'li sismolog Profesör Harold Tobin depremlerle ilgili olarak “24 saatten kısa bir süre içinde bu kadar büyük iki deprem neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir hâdise” yorumunu yaptı. “Eşi benzeri görülmemiş”, “olağan dışı” gibi ifadeleri birçok uzmandan okuduk.

Ya peki, gerçekten bu depremler olağan değilse?

Her ne kadar bu tarz soruları aklımıza her getirdiğimizde “komplo teorisyeni” olmakla suçlansak da bu depremler öncesinde birçok akıl karıştıran olay yaşandı. Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Serdar Hüseyin Yıldırım geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği bir konuşmasında, “titanyum alaşımlı 10 metre çubukları uzaydan dünyaya istediği hedefe gönderebilen savaşçı uydular var. Yerin 5 kilometre derinliğine nüfus ederek 7-8 şiddetinde deprem yaratıyor” ifadelerini kullanmıştı.

Bunun akabinde;

- Tam deprem öncesi 9 Batı ülkesinin Türkiye’ye seyahat uyarısında bulunması,

- Bu ülkelerin konsolosluklarını kapatması,

- Boğaz’a demirleyen ABD savaş gemisi ve

- İstanbul’un Kâğıthane ilçesinde meydana gelen gizemli deprem gibi aklımızda soru işareti oluşturan birçok gelişme yaşandı.

Deprem öncesinde olduğu gibi deprem sonrasında da Türkiye’ye arama kurtarma ekiplerini gönderen Batılı ülkeler, Türkiye’yi “güvensiz” bir ülke olarak tanıtmaya devam ettiler. Avusturya kurtarma ekibi gibi birçok ekibin “güvenlik gerekçesiyle” geri çekildiği haberleri ortaya atılarak, sonradan yalanlandı.

AB depremzedeler için harekete geçti

Deprem öncesi ve sonrasında şüpheli davranışlarda bulunan Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Türkiye’de yaşanan can kaybı ve yıkımın olağanüstülüğü karşısında depremzedelere yardım için düğmeye bastı. Dünya Sağlık Örgütü’nün “Avrupa’da son yüz yıldır yaşanmış en büyük felâket” olarak nitelediği depremler sonrasında Türkiye’ye arama kurtarma ekibi gönderen 32 AB ülkesinin 1750 arama kurtarma görevlisi enkaz altından 79 vatandaşımızı kurtardı.

“Avrupa Birliği'nin bu zor zamanımızda ciddi bir dayanışma sergilediğini” belirten Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ayrıca AB mekanizmaları sayesinde 50 bin kış çadırı, 100 binden fazla battaniye ve 50 binden fazla ısıtıcının da Türkiye'ye getirildiğini belirtti.

AB’nin depremzedeler için 16 Mart’ta düzenleyeceği bağışçılar konferansında yüksek düzeyde katılımla “daha önce eşi benzeri görülmemiş” bir çaba ve milyarlarca euro para toplanması bekleniyor.

Türkiye’ye AB gibi dünyanın birçok farklı coğrafyasından da yardım yağdı. Ülkemizin siyasî gerginlik yaşadığı Yunanistan ve Ermenistan gibi ülkeler bile felaketin büyüklüğü karşısında Türk halkı ile dayanışma sergiledi.

Fransa’da yaşayan 800 bin kadar Türk vatandaşı da depremzedelere yardım için seferber oldu.

Ne yazık ki ülke içindeki siyasî çekişme ve kutuplaşma son hız devam ediyor. Böylesine büyük bir felâketin, Washington Post’un bile ifade ettiği gibi “2023’te dünyanın en önemli seçimlerinin” öncesine denk gelmesi, seçimlerin ertelenmesi gerektiği hakkındaki tartışmaları da beraberinde getirdi. Seçim tarihi henüz netleşmese de 14 Mayıs’ta seçim olma ihtimali yüksek. Altılı masa henüz adayını bile açıklayamamışken, depremzedelerin nerede ve nasıl oy vereceği bile gündeme getirilmeye başlandı.

Acımız bu kadar büyük ve taze, yükümüz bu kadar ağırken, seçimlerin sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesini, sonuçlarının vatanımıza ve milletimize hayırlar getirmesini ümit ediyorum.

  • Fransa’daki Türkler deprem için seferber oldu
  • Türkiye'de bu kadar ciddi bir felâket yaşanırken, çektiğimiz sıkıntılara Fransa da duyarsız kalmadı. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin “Türkiye’deki deprem için acil yardıma hazır” olduğunu açıkladı. Dışişleri Bakanı Catherine Colonna da İçişleri Bakanlığı'na bağlı 136 kişilik 2 enkaz altı arama ve kurtarma ekibinin Türkiye’ye gönderildiğini belirtti. Fransa'da yaşayan 800 bin kadar Türk vatandaşı da depremzedelere yardım için seferber oldu. Fransa’dan yardım tırıyla Türkiye'ye doğru yola çıkan 24 yaşındaki Gülfem Zengin ülkede çok konuşuldu.
  • Fransa, dış siyasetinde Ukrayna'ya destek olmaya tam hız devam ediyor. Ukrayna savaşının 1. yıl dönümünde Eyfel Kulesi, Ukrayna bayrağı renklerinde ışıklandırıldı. Fransa'nın savaşın başından bu yana Ukrayna'ya 550 milyon euro değerinde askeri yardımda bulunduğunu ve 30 bin kadar Ukraynalı mülteci için de yaklaşık 500 milyon euro harcadığını hatırlatalım.