Savaş hattından sıcak notlar

BEHEŞTİ ABDULLAH TEKİN
Abone Ol

“Gece Kur’an okudum ve namazımı kılıp yatmıştım. Bizi Allah korudu. Sabah olunca etraf aydınlandı. Evimiz yıkılmış, bahçemizdeki tavuklarımız ölmüştü. En ağır olanıysa, komşularımızdan birçoğu artık yaşamıyordu. Bedenleri paramparça olmuştu. Komşumun bir ayağı kopmuş bahçeme düşmüştü…”

Yıkılmış bir binanın enkazı altında kız çocuğuna ait oyuncak bebek, Peygamberimizin (s.a.v.) ism-i şerifi ve bir ilkokul kitabı. Bütün bunlar mâsum, tertemiz yavruların nasıl vahşice yok edildiğini bizlere gösteriyor. Sokak boyunca gördüğümüz insanlar şok geçirmiş hâlde. Gözyaşları ile ağıt yakanlar, başını ellerinin arasına alıp boşluğa dalıp giden yaşlı amcalar, geceden sabaha dek canla başla çalışan acil kurtarma ekipleri...

Yıkılmış bir binanın enkazı altında kız çocuğuna ait oyuncak bebek, Peygamberimizin (s.a.v.) ism-i şerifi ve bir ilkokul kitabı

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye indiğimden itibaren kendimi Türkiye’nin farklı bir bölgesine gitmiş gibi hissettim. Havalimanı çalışanlarından, güvenlik yetkililerine kadar Türkiye’den geldiğimizi duyan herkes “Türkiye canımız, gardaşız biz gardaş” diye samimiyetlerini doğal bir şekilde ifade ediyorlardı.

İndiğim gecenin sabahında savaşın en şiddetli yaşandığı bölgelerin başında gelen Terter’e ulaştım. Şehre girmemle birlikte birçok bombardıman ve roket sesi kulağımda çınlıyordu. Şehre düşen roketlerin etkisiyle kendimizi refleks olarak korumaya alırken aracımızla yanından geçtiğimiz birkaç sivilin sakin bir hâl ile “çekirdek çitlemeye” devam etmeleri beni çok şaşırtmıştı. İlk bakışta bu sahne gülümsemeye neden olsa da daha sonra biz de onlardan farksız olacaktık.

Son çatışmalarda Azerbaycan'ın Bakü’den sonra ikinci büyük şehri olan Gence hedef alındı. Gence büyük bir nüfusa ev sahipliği yapmasının yanı sıra ülke ekonomisi için de önemli.

Hava saldırılarının yoğunlaşmasıyla birlikte sokaklarda ve caddelerde hareket etmek imkânsız hâle gelmişti, fakat yapılması gereken vazifemiz vardı. Çevremizde olan bitenleri gözlemleyip dünyaya burada yaşanan vahim durumu anlatmak zorundaydık. Terter, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklara en yakın olan sıfır noktalarından birisi. Savaşın şiddetli yaşandığı bu noktaya ulaştığımızda yapılan bombardımanların etkisi ile birçok ev ve binanın kullanılamaz hâle geldiğini, şehrin adeta terkedilmiş bir ölü şehre dönüştüğünü müşahede ettik. Ermenistan tarafından ateşlenen roketlerin düştüğü yerlerde yoğun duman, sis ve sağır edici bir ses oluşuyordu.

Füzeler yağmaya başladı

Biz gözlem yaparken tepemize füze yağmaya başladı. Yakınımızdaki sokaklara ardı ardına füzeler düşüyordu. Her düşen füzeden önce ince bir ses geliyor, 2-3 saniye sonra infilâk ediyordu. Savaş bölgesinde bulunanlar bilir. Yoğun bombardımanın olduğu bir alandaysanız kendinizi muhafaza için bu tarz bilgiler hayatî derecede önemlidir. Nitekim biz de şehrin sokaklarında saldırılar sonrası oluşan manzarayı müşahede ederken o ince sesi duyup siper aldık. Siper alır almaz da roketin inişini duyduk. Anlık şok etkisiyle birlikte ayaklarımızın altındaki zemin deprem yaşanıyor gibi sarsıldı.

İki kere sürgün

Hava saldırılarının yaşandığı sırada Telman Muradov ile karşılaştık. Telman Amca’nın evi, 4 Ekim’de gerçekleşen füze saldırıları ve şarapnellerinin etkisiyle kullanılamaz hâle gelmişti. Telman Amca bizi harabe hâline gelen evine götürdü. Eve girdiğimizde Telman amcanın bize gösterdiği ilk şey ise çerçevesi kırılmış bir resim oldu. Resim, kız torununa aitti. Ardından Telman Muradov yaşlı gözlerle anlatmaya başladı:

  • “Yaşadığımız zalimce saldırıların ardından çocuklarım, torunlarım, bütün aile yuvamızı terk etmek zorunda kaldık. Ermenilerin saldırdığı bu bölgede sadece çocuklar ve yaşlılar yaşıyordu. Burada askeri güç bulunmuyor, sivil bölge. Neden burayı vuruyorlar? Ermeniler bu savaşta sivilleri hedef alıyor!”
  • Telman amca ardından toprağa işaret ederek “Bu topraklar bize ait, Karabağ bize ait! Zafer kazanacağız inşallah” dedi.

Telman amca aslen Karabağlı. Ermenistan’ın işgaliyle Terter’e göç etmek zorunda kalmış. Daha önce canını kurtarmak için Karabağ’dan hicret etmişti, şimdi yine Ermeniler yüzünden Terter’deki evini terk etmiş. Yani iki kere sürgün. Bizi şu sözlerle uğurladı: “Ölmeden önce sadece tek bir hayalim var. O da Dağlık Karabağ'ı tekrar Azerbaycan toprakları içinde görmek!"

Fakat Ermenistan tarafından hedef gözetmeksizin yapılan ağır hava saldırıları ortalığı toz duman ediyor, akla gelen tek şey “en kısa sürede nasıl buradan çıkabilirim” düşüncesi oluyor.

Sahada olduğumuz süre boyunca temas kurduğumuz insanların çoğu benzer duygulara sahipti. Yüzlerinde tarifi zor bir hüzün olsa da gözlerinde yılmaz bir inanç hâkim. Dillerinde ise “Karabağ Azerbaycan’ın. Karabağ’ın hürriyete kavuşması yakındır” sözleri hâkim.

Ermenistan sivilleri katlediyor

2017 yılından itibaren şiddetli çatışmaların yaşandığı Suriye, Libya gibi sahalarda onlarca kez bulunmuş biri olarak Azerbaycan-Ermenistan hattının bu denli korkutucu olacağını öngörememiştim. Fakat Ermenistan tarafından hedef gözetmeksizin yapılan ağır hava saldırıları ortalığı toz duman ediyor, akla gelen tek şey “en kısa sürede nasıl buradan çıkabilirim” düşüncesi oluyor. Saklanabileceğiniz yegâne alanlar ise binaların altındaki bodrumlar.

Sahada bu sahneler yaşanırken iki ülkenin dışişleri bakanları, taraflar arasında belli aralıklarla insânî ateşkes anlaşmaları yaptıklarını kamuoyuna duyuruyor. Birkaç saat geçmeden ‘insânî ateşkes’in sadece kâğıt üzerinde kaldığını görüyorsunuz, Ermenistan bu ateşkesleri füzelerle ihlal ediyor.

Yaklaşık 15 gündür Bakü, Gence, Terter hattında vakit geçiriyorum. Bir yandan bu güzergâh üzerinde hayatını sürdüren sivillerin yaşamış oldukları zorlukları mülahaza ederken diğer yandan birçok yetkili ile görüşme imkânım oldu.

Dışişleri Bakanlığının Sözcüsü Leyla Abdullayeva da bu yetkililerden bir tanesi. Abdullayeva kendisiyle gerçekleştirdiğim mülakatta Azerbaycan-Ermenistan arasında gerçekleştirilen diplomatik ilişkilerle alakalı olarak bilhassa şu noktaya dikkat çekiyor: “Defalarca yapılan insânî ateşkes anlaşmaları, Ermenistan tarafının sivil yerleşim alanlarını bombalamasıyla birlikte sekteye uğramaktadır. Ermenistan kâğıt üzerinde dünyaya kendilerinin insânî ateşkesi önemsediğini, bu bağlamda ateşkes yaptıklarını ilan ediyor fakat sahada yaşananlar tam aksi. Ermenistan silahlı güçleri sivilleri hedef alarak ateşkesi yürürlükten kaldıran girişimlerde bulunuyor.”

Gence savaş hattında

Son çatışmalarda Azerbaycan'ın Bakü’den sonra ikinci büyük şehri olan Gence hedef alındı. Gence büyük bir nüfusa ev sahipliği yapmasının yanı sıra ülke ekonomisi için de önemli. 330 bin kişilik nüfusa sahip olan şehir, Türk vatandaşlarının da uzun yıllardır yoğun olarak ikamet ettiği bir yer.

Aslına bakarsanız Gence, sıcak çatışmanın yaşandığı bölgelere bir hayli uzak mesafede. Fakat Ermenistan için bunun bir önemi yok. Gence’ye ulaştığımda daha önce görmediğim büyüklükte bir yıkımla karşılaştım. Hükümet yetkililerince yapılan açıklamaya göre en az 14 kişi hayatını kaybetmiş, 20 bina yıkılmış durumda. Bu yıkımın nedeni, Ermenistan’dan atılan balistik füzeler.

Gence’ye ulaştığımda daha önce görmediğim büyüklükte bir yıkımla karşılaştım. Hükümet yetkililerince yapılan açıklamaya göre en az 14 kişi hayatını kaybetmiş, 20 bina yıkılmış durumda. Bu yıkımın nedeni, Ermenistan’dan atılan balistik füzeler.

Gence halkı balistik füzelere uykularının en derin vakitlerinde yakalanmış. Binalar enkaza dönmüş, çoluk çocuğuyla aileler enkaz altında kalmış. Şehirde acı iklimi hâkim. Enkaza ulaştığınızda bu acıyı hissedebiliyorsunuz. Gözlerinizle şahit olduklarınız, ömrünüz boyunca unutamayacağınız kareleri zihninize kaydediyor.

Yıkılmış bir binanın enkazı altında kız çocuğuna ait oyuncak bebek, Peygamberimizin (sav) ism-i şerifi ve bir ilkokul kitabı. Bütün bunlar masum, tertemiz yavruların nasıl vahşice yok edildiğini bizlere gösteriyor. Sokak boyunca gördüğümüz insanlar şok geçirmiş halde. Gözyaşları ile ağıt yakanlar, başını ellerinin arasına alıp boşluğa dalıp giden yaşlı amcalar, geceden sabaha dek canla başla çalışan acil kurtarma ekipleri. Ufak bir köpeğin yıkılmış binanın enkazı üzerinde saatlerce oturup beklediğine şahit olduk. Hayvanın gözlerinde yitirdiği dostlarının acısı vardı.

Komşumun ayağı bahçeme düştü

Gence sakinlerinden Hojeva Tarana ile görüşüp kendisine patlama esnasında neler hissettiğini sorduk. Hojeva anlatırken o dehşet dolu anları tekrar yaşıyordu:

“Korkmuştum, çığlık çığlığa ağlıyordum. Evimiz üzerimize yıkılırken kendimi korumak için başımı kollarımın arasına aldım. Hemen oğlum aklıma geldi ve ona seslendim. Hiçbir şey göremiyordum, ev zifiri karanlıktı ve her yer tozlarla kaplıydı. Daha sonra oğlum ‘’anne, anne” diye seslendi ve oğlumun sesine doğru hareket ettim. Gece Kur’an okudum ve namazımı kılıp yatmıştım. Bizi Allah korudu. Sabah olunca etraf aydınlandı. Evimiz yıkılmış, bahçemizdeki tavuklarımız ölmüştü. En ağır olanıysa, komşularımızdan birçoğu artık yaşamıyordu. Bedenleri paramparça olmuştu. Komşumun bir ayağı kopmuş bahçeme düşmüştü…”

Kelimeler boğazına düğümlendi, daha fazla anlatamadı. Onu dinlerken biz de aynı hissiyata büründük.

Türkiye Türkiye’den büyüktür

Terter’de cephe hattında görev yapan bir grup asker Azerbaycan’ın bağımsızlığının 29. yılını kutluyorlardı. Türk olmamız hasebiyle bizlerin de katılmasını istediler. Ermenistan’a karşı savaşan askerlerden birisi şu sözleri söyledi: “Allah Türkiye’yi ve Recep babamızı korusun. O bizim ağabeyimiz, Allah ondan razı olsun, ömrümüzü ona bağışlasın!”

Azerbaycan-Ermenistan hattında en belirleyici rolü, hiç kuşkusuz millî gururumuz Bayraktar yapımı SİHA’lar oynuyor.

Azerbaycan-Ermenistan hattında en belirleyici rolü, hiç kuşkusuz millî gururumuz Bayraktar yapımı SİHA’lar oynuyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in France 24 Muhabiri Catherine Norris’in sorusuna verdiği cevap konuyu özetler nitelikte.

  • Catherine Norris: Kaç tane Türk drone’nuz var?
  • İlham Aliyev: Yeterli miktarda!

Aliyev, Türk drone’ları sayesinde Ermenistan’ın yaklaşık 1 milyar dolarlık silah envanterini kullanılamaz hâle getirdiklerini belirtti. SİHA’lar Azerbaycan ordusuna sağladığı destekle Dağlık Karabağ çevresindeki 3 büyük rayon (Fuzuli,Cebrail, Zengilan) ile birçok kasaba ve köyün işgalden kurtarılmasına vesile oldu.

Kafkaslar bizi bekliyor

Şeyh Şamil’in çağrısına ancak 1918’de Kafkas İslam Ordusu ile cevap verebildik. Bölgeye verilecek her destek, bu ordunun mânevî ve mütemmim cüz’üdür. Türkiyeli Müslümanlar olarak Filistin direnişine verdiğimiz desteği, Mısır Kıyamındaki duruşumuzu, Keşmir ve Arakan’daki serdengeçtiğimizi Kafkaslarda da sürdürmek zorundayız.