Sürekli tekrar edilen büyük yalan

BAKİ M. TOP
Abone Ol

Küresel ısınma tellallarının yalan söylemedeki becerileri ortada. Fikir tartışmalarından ve gerçeklerden sürekli kaçmalarının sebebi, iddialarının çoğunun yalan oluşundan. Fakat yalanlarını, sahibi oldukları mecralarda sürekli tekrarlayarak insanları kandırmakta hâlâ maharetliler. Yine de ne yaparlarsa yapsınlar yalanların ölümcül düşmanı “hakikat” mutlaka ortaya çıkacak.

Ardında yoğun finans, siyaset, medya, bilim, akademi, STK desteği olan her yalanın inananı çok olur. Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’e ait efsaneleşen sözün hayat bulmasıdır bu. Yine de algı operasyonlarının merkezinde semirtilen yalanlara inananların sayısının fazlalığı yanıltıcıdır ve tersyüz olması an meselesidir.

Goebbels “Yeterince büyük bir yalan söyler ve sürekli tekrar ederseniz, sonunda halk buna inanır” demişti. Tabii ki yalanın inandırıcılığı için yalanın sürdürülmesi de önemliydi. Onun için de “devletin halkı yalanın siyasî, ekonomik ve askerî sonuçlarından koruması gerekir.” Yani “Devlet bütün güçlerini kullanarak aykırı sesleri bastırmalıdır. Çünkü gerçek, yalanın ölümcül düşmanıdır” diye bağlamıştı sözlerini.

Dünya var olduğundan beri hakikatle meselesi olanlar hep yalan söylediler, söylüyorlar. Yalan olmazsa olmazlarından. Yalanla elde edilen malın, mülkün, makamın, paranın, insanın, şanın, şöhretin kaybedilmemesi içinse sürekliliği şart.

Goebbels’in varisleri

İnsanlığın kaderinin avuçlarında olduğunu düşünen global zenginler ve onların yörüngesinde dönen siyaset, medya, bilim ve entelektüel dünyası, Goebbels’in “yalancılık” akımının bugünkü temsilcileridirler. Kafalarında kurguladıkları felaketlere insanları inandırmak için her türlü yalan onlar için mübah. Sahip oldukları her gücü, ortaya attıkları büyük yalanlara olan inandırıcılığı artırmak için kullanıyorlar.

Ziraatın mütevazı dünyasında dünün en büyük yalanı yeşil devrim ve onun olmazsa olmazları; hibrit tohum, sentetik gübreler ve kimyasal zehirlerdi. Bugünse GDO’lar, endüstriyel gıdalar, 5G, yapay et, nano-teknoloji, sürdürülebilir tarım ve iklim değişikliğidir. Her büyük yalan, sürekli tekrarlarla ve ilişkili ilişkisiz her olayın ters yüz edilmesiyle palazlanıyor.

Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels.

Yarasaları öldüren neydi?

Yıl 2014. Avustralya’nın Queensland eyaleti, alışılmış kurak ve kavurucu bir yaz yaşamaktadır. Bir anda güneyindeki kasabalarda gökyüzünden ölü yarasalar yağmaya başlar. İklim değişikliği tellalları için bulunmaz bir fırsattır bu. Anında küresel ısınmanın sebep olacağı sıcak dalgaların bu türden olayları normalleştireceği yalanı atılır ortaya. Bütün haberler günlerce yüz bin yarasanın ölümünü konuşur.

Tabiatıyla yalancının üzüntüsü de yalandır. O yüzden de bu yarasalar için yaş dökerlerken karbon ayak izini azaltmak için önerilen yenilenebilir rüzgâr enerjisinin öldürdüğü yarasaları görmüyorlar. Oysa rüzgâr enerjisinden yalnızca ABD’de her yıl yaklaşık 1 milyon yarasa ölmektedir. Benzer kaderi paylaşan yüz binlerce farklı kuş türü ve nice börtü böcek de var. Üstelik bu ürpertici sayı, rüzgâr enerji üretiminin toplam elektrik üretimin sadece yüzde 3'üyken gerçekleşiyor. Rüzgâr enerji oranı mesela yüzde 30'a çıktığında her yıl en az 10 milyon yarasa ve bir o kadar farklı kuş ve diğer canlının öleceği anlamına geliyor bu. Rüzgâr enerjisinin dünyanın dört köşesinde yaygınlaştığı zamanda 100 bin için dövünen küresel ısınmacıların, nasıl milyonları gözden kaçırdıkları da ortaya çıkıyor.

Yarasaları öldüren neydi?

Küresel ısınma yalanı

Öte yandan 2014 yazındaki sıcaklık Avustralya'nın kaydedilen en yüksek sıcaklığı da değildi. Yüz bin yarasanın ölümüne sebep olduğu söylenen ısı dalgası, 50 yıl önce yine Queensland eyaletinde meydana gelen ısı dalgasına kıyasla daha düşüktü. Eğer küresel ısınma öldürücü ısı dalgalarına neden oluyorduysa, 1972’deki ısı dalgasında neden öyle bir olay yaşanmadı? Görüldüğü üzere her sıcaklık dalgasını küresel ısınmaya bağlamak, iklim değişikliğini savunanların bayat numaralarından biri. Çünkü objektif ve tarafsız ilim adamları çoktan kasırgalar, hortumlar, sıcak dalgalar veya kuraklık gibi hava olaylarının, son zamanlardaki olağan ısınmanın da etkisiyle daha az sıklıkta ve şiddette görüldüğünü söylüyorlar. Fakat modifikasyon teknolojilerini kullanarak havaya müdahale edilebildiği gizlendiği için yapay kasırgalar, seller, hortumlar, kuraklıklar insanlara kolayca iklim değişikliğinin sonucu olarak yutturulabiliyor.

Objektif ve tarafsız ilim adamları çoktan kasırgalar, hortumlar, sıcak dalgalar veya kuraklık gibi hava olaylarının, son zamanlardaki olağan ısınmanın da etkisiyle daha az sıklıkta ve şiddette görüldüğünü söylüyorlar.

Küresel ısınmacıların en büyük yalanlarından bir diğeriyse iklim değişiklinin özellikle dünyanın istikrarsız bölgelerinde 'tehdit çarpanı' olacağıdır. Bunlara göre iklim değişikliği nedeniyle kuraklık gibi doğal afetler şiddetlenecek, gıda ve su kıtlığı yaşanacaktır. İnsanların daha fazla yiyecek ve su bulunan yerlere kitlesel göçleri ise askerî çatışma risklerini artıracaktır. Gıda, su ve diğer kaynak kıtlığına dâir söylenenler, dünyanın dört bir yanında birilerince hayata geçiriliyor ve şu sıralar bunu bizler de yaşıyoruz. Hem de nesnel gerçekler bu iddiaları çürütürken.

Dünya ısınırsa üretim artar

Objektif veriler, gezegenimiz ısındıkça global yağışta ve toprak neminde kademeli bir artış olacağını göstermektedir. Çünkü artan sıcaklık okyanuslardan daha fazla suyun buharlaşmasına, dolayısıyla daha sık yağışlara neden olur. Bu durumda artan yağış miktarlarıyla birlikte toprak neminde iyileşme daha fazla beklenilir bir neticedir.

Gıda ve su kaynaklarıyla ilgili olarak mantıklı olan, dünya ısındıkça tüm kürenin mahsulünün artmasıdır. Çünkü atmosferik karbondioksit, bitki hayatı için esastır ve atmosfere daha fazlasının eklenmesi, bitki büyümesini ve mahsul üretimini artırır. Daha uzun büyüme mevsimleri ve daha az don olayı da bitki büyümesini ve mahsul üretimini olumlu etkiler. Yeşil devrimcilerin bugüne kadar övündükleri mahsul artışlarının bir sebebi de gezegenimizin mütevazı bir şekilde ısınıyor olmasındandır. Eğer mahsul kıtlığı millî güvenlik tehditlerine neden oluyorsa, üretimi artırıcı rol oynayan ısınmanın normalde bu tehlikeyi ortadan kaldırması gerekmez mi?

Aynı şey su kaynakları için de geçerli. Objektif veriler, gezegenimiz ısındıkça global yağışta ve toprak neminde kademeli bir artış olacağını göstermektedir. Çünkü artan sıcaklık okyanuslardan daha fazla suyun buharlaşmasına, dolayısıyla daha sık yağışlara neden olur. Bu durumda artan yağış miktarlarıyla birlikte toprak neminde iyileşme daha fazla beklenilir bir neticedir. O hâlde düşen yağış ve azalan toprak nemi bir askerî tehdit çarpanıysa, yaşadığımız türden ısınmaların daha güvenli, daha barışçıl bir dünyanın kapısını açması gerekmez mi?

İklim değişikliği savunucularının yalan söylemede becerileri gerçekten sınırsız.

Deniz seviyesi yükselir sözü de yalan

Yalanın biri biterken diğeri başlıyor. Daha yüksek sıcaklıkların kutup buz tabakalarının erimesine neden olacağı, böylece dünya denizlerindeki ve okyanuslarındaki su miktarının artacağı yalanı da bunlardan biri. Oysa küresel sıcaklıklar kademeli olarak yükseldiğinde dahi deniz seviyesinin yükselme hızı 20. yüzyıl boyunca sabit sayılacak düzeylerde kalmıştır. Benzer şekilde, son yıllarda deniz seviyesinin yükselme hızında bir artış olduğunu gösteren bir veri de yok.

Ayrıca kutuplardaki buz tabakalarının eridiği yönündeki iddia da doğru değildir. Yakın zamanda Kuzey Kutbu buz tabakasında bir küçülmeye işaret edilse de Antarktika'daki buz tabakasının genişlemesiyle bu düşüşün dengelendiği ifade edilmektedir. Kümülatif olarak, kutup buz tabakaları, NASA uydu cihazlarının onları 35 yıl önce hassas bir şekilde ölçmeye başlamasından bu yana hiç azalmamıştır.

Daha çok polen daha sağlıklı bitki

Küresel ısınmacıların bir diğer büyük yalanı ise ısınmalarla birlikte yeni alerjilerin ortaya çıkacağı ve alerjenler açısından insanların büyük sağlık problemleri yaşayacağıdır. Önümüzdeki 30 yıl içinde polen sayılarının ikiye katlanması sebebiyle alerjilere sebep olan yabanî otların çoğalacağı iddia edilmektedir. Bu yalana verilecek cevap, öncelikle polenin, bitki üreme ve büyümesinin bir ürünü ve mekanizması olduğudur.

Polen sayıları; bitki sağlığı ve bitki örtüsü yoğunluğu ile birlikte artar ve düşer. Yani polendeki herhangi bir artış, ancak daha yeşil bir biyosferin sonucu olabilir. Ormanların genişlemesinin, Lyme hastalığını yayan kenelere daha fazla alan oluşturacağını ileri süren yanlış argümana benzer şekilde, bitki sağlığına iyi gelecek ufak ısınmalar burada da kötü bir şeymiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa ziraatta basitçe “daha fazla polen daha sağlıklı bitki” anlamına gelir. Öte yandan NASA uydu cihazları, daha önce kurak, yarı çöl bölgelerde büyük bir yeşillenme olduğunu belgelemektedir.

Peki, her dakika kuraklıktan ve yeşilin azaldığından bahsedilen bir dünyada daha önce çorak olan bölgelerin yeşillenmesi gerçekte sevindirici bir gelişme değil midir? Görünen o ki küresel ısınmayı felaket olarak göstermeye çalışanlar için daha yeşil bir biyosfer, korkunç ve felaket bir durumdur. Diğer yandan, son 70 yıldır insanların başına bela olan alerjilerin çoğunun bitki örtülerinden değil tohumların genetikleriyle oynanmasından kaynaklandığını da bilen bilmektedir.

Peki, her dakika kuraklıktan ve yeşilin azaldığından bahsedilen bir dünyada daha önce çorak olan bölgelerin yeşillenmesi gerçekte sevindirici bir gelişme değil midir?

Değinilen şu birkaç örnek, küresel ısınma tellallarının yalan söylemedeki ölçüsüzlüklerinin ve becerilerinin delilleridir. Sürekli fikir tartışmalarından kaçmalarının ve yalanlarını çürüten gerçeklerden korkmalarının sebebi de zaten iddialarının çoğunun yalan olmasındandır. Fakat yalanlarını, sahibi oldukları mecralarda sürekli tekrarlayarak insanları kandırmakta hâlâ maharetliler.

Yine de ne yaparlarsa yapsınlar yalanların ölümcül düşmanı “hakikat” mutlaka ortaya çıkacak. Türlü yalanlarla bizleri kandırmaya çabalayan ve onların her yalanına gözü kapalı atlayan avallara hatırlatalım.