Tevhîd-iTedrîsât’tan, tevhîdî eğitime geçmek

KEMAL ÖZER
Abone Ol

Sıfırın, saatin, optiğin kâşiflerinin, en az 2500 yıl evvel, Çin işgalindeki Doğu Türkistan’ımızın Turfan şehrinde ‘kariz / kehriz’ adlı sızma ve buharlaşmayı engelleyen sistemi kurarak, 5 bin km sulama kanalı döşeyip çölü ihya ederek cennete çevirenlerin çocukları, bugün başkasının usûlleriyle nesil eğitmeye kalkıyorsa, bu işte ters giden bir şey yok, her şey ters demektir.

Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta İbn-i Haldun Üniversitesinin açılış konuşmasında eğitim, fikrî ve kültürel iktidardan söz edip “Fikrî iktidarımızı hâlâ tesis edemedik” dedi.

“Gerçek iktidarın fikrî iktidar olduğunu da gayet iyi biliyoruz” diyen Cumhurbaşkanı, 18 yılda her alanda tarihi hizmetlere imza attıklarını, ancak eğitim, kültürde arzu edilen ilerlemeyi sağlayamadıklarını belirti. Medyadan dert yandı. Fikrî iktidarı siyasi kadroların değil, bilim, sanat ve hikmet insanlarının inşâ edilebileceğini belirtti.

“Gerçek iktidarın fikrî iktidar olduğunu da gayet iyi biliyoruz” diyen Cumhurbaşkanı, 18 yılda her alanda tarihi hizmetlere imza attıklarını, ancak eğitim, kültürde arzu edilen ilerlemeyi sağlayamadıklarını belirti.

Önümüzdeki dönemde önceliğimizi aileden başlayarak, eğitim öğretim hayatları boyunca gençleri hakkıyla yetiştirmek olarak değiştireceklerini ve bu değişimin sıradan bir müfredat tadilatının ötesinde topyekûn bir eğitim öğretim reformu gerektirdiğini dile getirdi.

Bunlar ümit verici sözler, lâkin bunun nasıl yapılacağı da bir o kadar mühim. Mesela Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden biri, zorunlu eğitim sistemi. Zorunlu eğitim yüzünden;

  • - Ziraat ve çiftçilik bitmek üzere
  • - Toplumun en mühim işlerini gören meslekler ve sanat öldü, ölecek
  • - Eğitim maliyetleri aldı başını gitti
  • - Ellerinden kör eşeğin bile saman yemeyeceği diplomalı cahiller çoğaldı
  • - İşsizlik had safhalarda
  • - Ahlâkî yok oluşla yüzyüzeyiz.
  • - Tüketim ve israf dağıyla karşı karşıyayız
  • - Kültürel olarak dibe vurduk.

Türkiye’nin, daha doğrusu iktidarın önündeki en mühim şey, keyfiyete mi, kemmiyete mi öncelik vereceğidir. Kemmiyetin neticeleri ortada olduğuna göre, artık tercihin değişmesi şart.

  • Türkiye’nin üçte biri toprağa (357.578 km2) ve aynı miktarda yani 83 milyon nüfusa sahip olan Almanya’da halkın yüzde 7,5’i yani 6,2 milyon kişi okuma yazma bilmiyor. Üniversitelerindeki Alman talebe sayısı ise 2,5 milyon…

Gelin tabloya bakalım

Almanya Türkiye

Nüfus 83 milyon 83 milyon

Yüz ölçüm 357.578 km2 783.562 km²

GSMH 4,773 trilyon $ 2,381 trilyon $

Yoğunluk 229/km2 105/km2

Okuryazar %92,5 %98,7

Genç nüfus Düşük Yüksek

Zorunlu eğitim 8 yıl 12 yıl

Demek ki, meselenin diplomayla pek ilişkisi yok. Aksine usûl ve müfredat her şeyden önde geliyor. Sekülerleştirilen Türkiye’nin eğitim sistemini kim inşâ etti? Elbette ki 1930’larda Alman görünümlü Yahudiler! Ardından da Fulbright Anlaşması ile Amerikalılar.

Sekülerleştirilen Türkiye’nin eğitim sistemini kim inşâ etti? Elbette ki 1930’larda Alman görünümlü Yahudiler! Ardından da Fulbright Anlaşması ile Amerikalılar.

Faturayı sadece onlara kesip kurtulmak da büyük hatadır. Neredeyse artık her köye üniversite kuracağız. Bu hangi zaviyeden bakarsanız bakınız büyük bir hata. Nitelikli insanın kaynağının yegâne yolunun, üniversite mezunlardan geçtiği zannı felakete doğru sürüklüyor bizi.

28 Şubatçıların İmam Hatip Liselerini yok etmek için ortaya çıkardıkları kesintisiz eğitimin resmen 12, fiilen 16 ve daha fazlasına çıkarılması, ülkenin geleceği açısından ürkütücü. Bunu görmek konusunda bile geç kaldık. Hâlâ yeni üniversite ve fakülteler kuruluyor ki, geç kalmayı bırakın körlüğün devam ettiğinin nişanesi bu.

Çâre ne?

Eğitim sistemini ve kitapları değiştirelim, tamam. Peki, bu çâre mi? Çâre olmadığını söylemeye hacet yok sanırız. Bu öğretmen kalitesi ve zihniyeti, bu MEB yönetim biçimi, herkesi okumak ve diploma yapma hastalığı sürdüğü müddetçe, kesinlikle hayır!

Yani diyoruz ki, eğitimde 150 yıldır yaşanan kriz, tâlî usullerle çözülemez. Gelenek ile modern sistemin doğru anlaşılarak yeni bir sistem inşasına ihtiyaç var. Lâkin bu iş, tek başına bürokratlara ve akademisyenlere asla bırakılamaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda yeni bir kapı araladığına göre, daha fazla eleştiri ve mırıldanmak yerine herkesin eteğindeki taşı artık dökmesi gerekiyor. Ama masal raporlarla değil…

Zihnî bir berraklığa, sahih bir usûle, sâlim bir akla, güçlü bir siyasî iradeye, sağlam mefkûreye ve daha fazlasına ihtiyaç var. Eğitimden murad; tâlim ve terbiyedir. Yani millî ve dinî hasletlere sahip nesiller yetiştirmek…

Eğitimde talebe, hocaya zimmetlenir. Hoca ile talebe arasında güçlü bir ünsiyete/ülfete ihtiyaç var. Usûl dersleri öğretilmeden esasa geçilmez. Diz çökmeden tedrisat asla olmaz. İstidadı olmayanları okutmak, vakit ve para ziyanı olduğu gibi, aynı zamanda hak edenlerin hakkının gaspıdır.

Alfabeyi yani okuyup yazmayı öğretmek, çocukları, gençleri yetiştirmek olmadığı gibi, onları at yarışına sokmak ve ne kadar lüzumsuz bilgi varsa ezberletmek de değil.

  • Israrla diyoruz ki, 4+4+4+4 sisteminden derhâl vazgeçilmeli!

Ayrıca eğitimde merkezi sistem de derhal terk edilmeli, mahalli usuller geliştirilip teşvik edilmelidir. 4+4+4+4 yerine (mîsal olarak) 2+1+2+1 gibi bir sisteme geçilebilir.

  • • İlk iki, okuma-yazma ve âdâbı muaşeret.
  • • Sonraki yıl bir yıl süre ile Kur'an-ı Kerim öğretimi ve dinî bilgi aktarımı
  • • Müteakip iki de, Osmanlı Türkçesi, Arapça, İngilizce eğitimi ama teorik değil, sadece okuma, yazma ve konuşmaya yönelik.
  • • Ardından gelen son yılda tarih, coğrafya, tabiat gibi ilk mektep dersleri.

Zoraki eğitim zulümdür

İstemeyene zoraki eğitim zulümdür. Ardından arzu eden -kâideleri devletçe belirlenen- çıraklık, kalfalık ve ustalık şeklinde sürecek olan meslekî mekteplere gidebilir.

Yüksek tahsil düşünenler dal liselerine yönlendirilmeli.

Tedrici olarak yüksek tahsildeki Batılı akademik unvan ve yayın sistemine alternatif ve rakip bir sistem inşâ edilmeli… Yüksek tahsil, ülkenin ihtiyacı gözetilerek belirlenmelidir.

Eğitim sadece terfi ile olmaz, aynı zamanda tenzil sistemini de ihtiva etmeli.

Eğitim sadece terfi ile olmaz, aynı zamanda tenzil sistemini de ihtiva etmeli. 657 zırhına bürünüp emekli olana dek devletteki işi garantili çalışan da, eğitimci de, sadece devlete değil, geleceğimize de yük. Eğitimci vasattan değil, kabiliyet ve keyfiyetten belirlenir.

Hocanın talebe, talebeler ve ailelerin de hoca seçme hakkı şarttır. Seçilmeyen hoca zaten başarısızdır ve sistem dışına kendiliğinden çıkar.

Karma eğitim derhal terk edilmeli

Millet, memleket ve ailenin geleceği için karma eğitim derhal terk edilmelidir. Hocaları dâhil hanımlar ve erkekler farklı mekânlarda eğitim görmeli ve hatta usûlleri ve dallarının seçimi de özel cinsiyet özelliklerine göre olmalıdır.

Bu milletin inanç, kültür ve değerlerine yabancı kimseler bunların tümüne itiraz edebilir. Hakları da vardır sahip oldukları bâtıl değerlerce... Temel dersleri devlet belirlemek şartı ile itiraz edenlerin çocukları da faklı programlar uygulayan özel okullarda okuyabilmeli. Neticede doğru usûl takip eden, sahih bilgi aktaran, vasıflı ve ahlâklı insan yetiştirenler kazanacak ve daha sonra diğerleri de ona yönelecektir.

Biz Müslümanlar olarak eğitimi tarihimizden, inancımızdan ve an’anelerimizden bağımsız yapamayız. Yüzyılı aşkındır süren mevcut düzenin çoktan iflas ettiği ortadadır. İyiyi ve doğruyu yapmak için bizim ne Berlin’in, ne Londra’nın, ne Paris’in, Washington’un rehberliğine ihtiyacımız var.

Bugün onlar bir şey biliyorlarsa, Medine’den, Şam’dan, Bağdat’tan, Kufe’den, Buhara’dan, Turfan’dan, Horosan’dan, Semerkand’dan, Halep’ten, Kudüs’ten, İşbiliye’den, Kurtuba’dan, Gırnata’dan, Kahire’den, Konya’dan, Bursa’dan, İstanbul’dan öğrendiler.

Dar’ul-Erkam’da ve Ashab-ı Suffe’de ekilen tohumlar yeşermiş ve yedi düvele insanlık ve medeniyet götürmüşse, aynını bugün de yapabiliriz.

Amerikalı bir teknoloji şirketinin hanım genel müdürü, seneler evvel şu hakikati haykırmıştı çalışanlarına: “Müslümanlar keşfettikleri şeylere patent almış olsalardı, bugün bizim hiçbir şeyimiz olmazdı. Hele ki, sıfır (0) rakamına patent alsalardı HP diye bir firma hiçbir zaman olamazdı.”

Sıfırın, saatin, optiğin kâşiflerinin, en az 2500 yıl evvel, Çin işgalindeki Doğu Türkistan’ımızın Turfan şehrinde ‘kariz / kehriz’ adlı sızma ve buharlaşmayı engelleyen sistemi kurarak, 5 bin km sulama kanalı döşeyip çölü ihya ederek cennete çevirenlerin çocukları, bugün başkasının usûlleriyle nesil eğitmeye kalkıyorsa, bu işte ters giden bir şey yok, her şey ters demektir.

Usûl, esasa mukaddemse ve mâzimiz tecrübelerle doluysa, başkalarının bize giydirdiği deli gömleğini yırtıp atmak için daha neyi bekliyoruz?