Türkiye ‘Dağlık Karabağ Masası’nın neresinde?

SAMİR BABAOĞLU
Abone Ol

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Azerbaycanlılarınve Ermenilerin barış gücüne veya gözlem faaliyetine ihtiyaçduymadan birlikte yaşamasını sağlayacak şartları oluşturmakistediklerini” belirtmesi Türkiye’nin Rusların bölgede uzunsoluklu yerleşmesine rıza gösteremeyeceğinin bir işareti olarakokumak mümkün.

İkinci Karabağ Savaşı’nın ortaya çıkan sonuçlarıyla ilgili Azerbaycan ve Azerbaycan’ı destekleyenler tarafında temelde iki ana değerlendirme mevcut. Bunlardan birincisini kısaca “iyimser”, ikincisini ise “kötümser” olarak nitelendirmek mümkün. Bunun dışında sonucun iyi mi, kötü mü olduğuna henüz karar veremeyen “kafası karışıklar” grubu da var.

"İyimserler"in gerekçeleri

Mevcut durumla yetinen ve sonuca olumlu bakan “iyimser” değerlendirme sahiplerinin argümanlarını genel olarak şu başlıklarda toplamak mümkün:

• Azerbaycan 30 yıl sonra işgal altında bulunan topraklarını 44 gün süren kahramanca bir mücadele sonucunda geri aldı, Ermeniler ağır mağlubiyet yaşadı ve Azerbaycan ordusu ve halkında yeni bir uyanış meydana geldi.

• Tümüyle geri alınamayan ve eskiden beri tartışma konusu olan Dağlık Karabağ bölgesinin resmî olarak Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçası olduğu tekrar teyit edildi.

Cumhurbaşkanı Aliyev, işgalden kurtarılmış bölgeleri ziyaret ederek askerlerle beraber galibiyet pozu vermişti.

• Karabağ Savaşıyla birlikte Azerbaycan’la Türkiye bir birine daha da yakınlaştı ve bölgede Türk-Rus ateşkesi izleme merkezleriyle birlikte Türk ordusu Azerbaycan’a girmiş oldu.

• Azerbaycan’la Nahçıvan arasında kara bağlantısı için anlaşma sağlandı ve böylece Türkiye’nin Azerbaycan ve Türk dünyasına çıkışı gerçekleşmiş oldu.

• İmzalanan beyanname ile birlikte bölgeye Rus barış gücü yerleşmiş olsa da Rusların bölgede bulunma süresi 5 yıl ile sınırlı ve 5 yıl sonra Azerbaycan istemezse Ruslar çıkıp gidecekler.

‘Kötümserler’ argümanlarında haklılar mı?

Savaş sonucu oluşan duruma daha kötümser bakan ve “hayal kırıklığına uğrayan” ikinci kısmın argümanları ise daha çok Rusların “hazır sonuca el koyması” ile ilgili.

• Azerbaycan ordusu tüm gücüyle Hankendi’ni de alıp sorunu toptan çözecek bir durumdayken bir anda durdu ve barış anlaşması imzaladı.

Çarlıktan Sovyetlere Azerbaycan’da Türk olmak ve Türkiye algısı
Gerçek Hayat

• 1992’de Ebülfez Elçibey’in ülkeden çıkardığı Rus ordusu tekrar bölgeye yerleşmiş oldu ve Ruslar asla girdikleri yerden çıkmazlar.

Bölgede bulunan Rus barış güçleri sözde

• İmzalanan beyannameye göre Ermeni güçlerinin Dağlık Karabağ’dan çıkması gerekirken hâlâ Ermeni silahlı güçleri bölgede bulunuyor ve Rus barış güçleriyle birlikte boy gösteriyorlar.

• Sözde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti”nin yetkilileri Hankendi’nde kendi bayraklarıyla birlikte Ermenistanlı bakanlarla ve Rus barış gücü komutanlarıyla görüşmeler yapıyorlar ve Azerbaycan devleti buna sessiz kalıyor.

• Ruslar imzalanan beyannamenin dışına çıkarak bölgeye ağır silahlar ve gösterilenden çok daha fazla silahlı gücü bölgeye yerleştirmeye devam ediyorlar.

• Türkiye tüm çabalarına rağmen imzalanan beyannamede yer almadı ve sonraki süreçte de masanın kontrolünü tamamen Ruslara bırakmış oldu.

Hem iyimserlerin, hem de kötümserlerin haklı olduğu argümanlar var. Süreci kenardan izlediğimiz için kapalı kapılar ardında nasıl müzakereler yürütüldüğüyle ilgili sadece tahminler yürütebiliyoruz.

  • Ne Azerbaycan yönetimi, ne de Ermenistan yönetimi müzakerelerin içeriğiyle ilgili kamuoylarına şeffaf bir bilgilendirme yapmadıkları için kafalarda çok fazla soru işaretleri oluşmuş durumda.

Buna paralel olarak her iki ülkenin muhalefet cepheleri ise mevcut iktidarlarını ülkeyi birilerine “peşkeş” çekmekle suçluyorlar. Ermenistan’da Başbakan Nikol Paşinyan’a karşı halkın genelinde ağır mağlubiyetten dolayı bir nefret ve ihanet suçlaması varken, Azerbaycan halkında daha çok “Cumhurbaşkanımızın vardır bir bildiği, bekleyip görelim” düşüncesi ağır basıyor.

Moskova görüşmesi yeni soru işaretleri doğurdu

11 Ocak’ta Moskova’da gerçekleştirilen üçlü görüşme kafalardaki bazı soru işaretlerini gidermiş olsa da yeni soru işaretlerinin oluşmasına da neden oldu. Bu görüşmenin yapılış şekliyle, sonucuyla ve görüşme sonrası imzalanan beyannemeyle ilgili tartışmalar sürüyor. Öncelikle, Türkiye’nin 9 Kasım’da imzalanan ateşkes beyannamesinde kendine yer bulamaması ve sonrasında gerçekleşen süreçte pasif bir görüntü sergilemesiyle ilgili yaygın bir kanaat mevcut.

Türkiye’nin Moskova’daki görüşmede hiçbir şekilde bulunmaması ve üçlü görüşmede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Ermenistan Başbakanı’nı karşısına alıp âdeta dikte eder gibi bir görüntü sergilemesi en çok eleştirilen konulardan biri oldu.

Moskova'daki görüşmede Putin'in iki ülke yöneticisine dikte eder gibi bir tavır sergilemesi tartışma konusu olmuştu.

Görüşmenin sonucunda üç devlet yetkilisinin düzenlediği basın konferansında Azerbaycan ve Rusya devlet başkanlarının görüşmeden memnun kaldıklarını bildirmesi, buna karşılık Ermenistan Başbakanının memnuniyetsiz tavrı dikkatlerden kaçmadı.

Nikol Paşinyan’ın Dağlık Karabağ’ın statüsünün ve savaş esirlerinin durumuyla ilgili sorunun gündeme getirilmemesinden şikayetçi olması ve Cumhurbaşkanı Aliyev’in daha olumlu konuşması çoğu gözlemci tarafından Moskova görüşmesinin Azerbaycan’ın hânesine yazılması gerektiğini söylemelerine neden oldu.

İkinci Karabağ Savaşı’nda İran neler kaybetti?
Gerçek Hayat

Moskova’daki üçlü görüşme siyasi kararlarla değil daha çok iktisadi kararların alınmasıyla dikkat çekti. Görüşme sonrasında imzalanan beyannamede bölgede ekonomik bağlantıların inşa edilmesi ve altyapı ile ilgili projelerin geliştirilmesine yönelik her üç devletin başbakan yardımcılarından oluşan ortak çalışma grubunun kurulması meselesi ön plana çıktı.

Moskova görüşmesi Nahçıvan’la Azerbaycan’ı ve dolayısıyla Türkiye’yi Azerbaycan’a bağlayan ulaşım yolunun açılması yönünde alınan kararın teyidi yönünden önemli oldu. Bununla birlikte Azerbaycan’dan geçecek olan Ermenistan’ı İran ve Rusya’ya bağlayacak demiryolunun inşası konusunda alınan karar görüşmenin diğer önemli bir yanıydı.

Moskova görüşmesine Rusya damga vurdu

İktisadî kararların alınması dışında Moskova görüşmesi birçok şeyi de teyit etmiş oldu.

1. Rusya bölgenin en büyük söz sahibi olmaya devam ediyor.

2. Rusya, Dağlık Karabağ sorununu nihaî olarak çözülmesini kısa vadede istemiyor ve bu sorunu her iki ülkeye karşı koz olarak kullanmaya devam edecek.

Moskova görüşmesinde Ermenistan'ı Rusya'ya demiryolu ile bağlayacak proje konusunda anlaşma sağlanmıştı.

3. Rusya, Ermenistan’ın ekonomik ve siyasi olarak Batı’ya yönelmemesi için bölgesel ekonomik projelere çekmenin peşinde ve Paşinyan’ı hizaya getirmişken iktidardan gönderilmesine sıcak bakmıyor.

4. Rusya, Dağlık Karabağ Ermenilerinin Ermenistan siyasetinde söz sahibi olmasını istemiyor ama aynı zamanda onları Azerbaycan’a karşı kullanılabilecek bir kart olarak da görüyor.

  • 4. Rusya, Azerbaycan devleti ile daha yakın ilişkide olduğu görüntüsünü vererek ve hatta zaman zaman destekliyormuş gibi davranarak Azerbaycan’ı tamamen Türkiye’ye bırakmak istemiyor.

5. Rusya “tarafsız” bir görüntü sergileyerek Ermeni yanlısı olduğuyla ilgili suçlamalardan kurtulmak istiyor

6. Görüşme öncesi Putin’in Karabağ sorunu konusunda Macron’la telefonda görüşmesi, Rusya’nın AGİT Minsk grubunu zamanı geldiğinde Türkiye’ye karşı kullanabilecek bir alternatif oluşum olarak gördüğünü düşündürüyor.

7. Görüşme sonrasında Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı görüşme konusunda bilgilendirmesi Rusya’nın Türkiye’yi Güney Kafkasya’da bir güç olarak gördüğünü teyit ediyor.

8. Dağlık Karabağ sorununun çözülmesinde savaş ihtimali tamamen ortadan kalkmış oldu.

Türkiye masada yer almalı

Ateşkes beyannamesinin imzalandığı 9 Kasım gecesi ve sonrasında gelişen olayları, aynı zamanda 11 Ocak’taki Moskova görüşmesinin sonuçlarını değerlendirdiğimiz zaman Rusya eksenli bir jeopolitik değerlendirme yapmak zorunda kalıyoruz. Çünkü oyunu idare eden ve bölgeye hâkim güç olarak Rusya ön plana çıkıyor. Rusya’nın bu görüntüsü yadırganacak bir görüntü de değil.

  • • İki yüzyıldır bölgede yadsınamaz bir ağırlığı olan süper güce karşı Azerbaycan’ın tabiri caizse “kafa tutması” en azından şimdilik mümkün değil.

• Yükselen askerî, siyasî ekonomik gücüyle bölgede ve dünyada kendini gösteren Türkiye’nin Rusya’ya rağmen Güney Kafkasya’daki oyuna dâhil olması oldukça zor görünüyordu. Türkiye, 44 günlük savaş boyunca Azerbaycan’a gösterdiği destekle bir anlamda oyuna dâhil olsa da, tabi ki gönlümüzden geçen daha fazla aktiflik. En azından bölgenin kaderinin değiştirildiği masada Türkiye’nin de yer bulması arzu ettiğimiz bir durum.

Dünden bugüne Karabağ’ın işgali
Gerçek Hayat

• Türkiye’den her gün Azerbaycan’a doğru hareket eden askeri nakliye uçaklarının fazlalığı akıllara “vardır Türkiye’nin de bir planı” düşüncesini getiriyor. Türk ordusunun “ateşkesi gözetleme merkezleri” dışında Azerbaycan’daki askeri üs olarak varlığı, şüphesiz Rusya’nın Dağlık Karabağ’daki pervasız davranışlarına karşı da caydırıcı bir güç olarak kendini gösterecektir.

Azerbaycan'ın çözmesi gereken en önemli konular

Türk ordusunun Azerbaycan’daki varlığını da dikkate alarak Azerbaycan yönetiminin savaş sonrası oluşan mevcut durumda Dağlık Karabağ’da çözüme kavuşturması gereken bir takım konular var:

1. Bölgeye yerleştirilen Rus barış gücünün “barış gücü fonksiyonunun” dışına çıkmamasını ve 9 Kasım’da imzalanmış beyanname şartlarına uygun hareket etmesini sağlamak şu anda çözülmesi gereken en önemli konulardan biri olarak duruyor. Rusların, beyannamede gösterilen 1960 kişiden oluşan Rus barış gücünün dışında bölgeye farklı isimler altında çok fazla asker sevkiyatı yapması ve ağır silahlar yerleştirmesi Azerbaycan için bir handikap olarak gözüküyor.

Hankendi'nde Ermeniler Rus barış güçlerine üzerine Rusya ve sözde

2. Rus barış gücü yetkililerinin sözde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti” yetkilileri ile onların sözde bayraklarının iştiraki ile görüşmeler gerçekleştirmesi ve Ermenistanlı yetkililerin Dağlık Karabağ’a sürekli ziyaretler yapması Azerbaycan devletinin şiddetle karşı çıktığı bir durum.

Rusya’nın devlet başkanı nezdinde Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu teyit etmesine rağmen Ermenistan devlet yetkililerinin Azerbaycan’ın izni olmadan bölgeye giriş yapabiliyor olması Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne karşı bir saldırı olarak nitelendiriliyor.

3. Savaşın bitmesinin üzerinden 2 aylık bir zaman geçmesine rağmen Dağlık Karabağ’da bulunan Ermeni silahlı güçlerinin bölgeyi terk etmemesi ve zaman zaman ateşkesi bozma girişimleri de çözülmemiş bir konu olarak ortada duruyor.

Ermenistan ve Ermeniler İran için ne anlam ifade ediyor?
Gerçek Hayat

4. Ermenistan resmi ağızdan Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü henüz kabul etmedi. Böyle bir durumda, yani komşusunun topraklarında gözü olan bir devletin bölgesel projelerde Azerbaycan’la birlikte yer alması muhtemel projelerin güvenliğini de tehlikeye atmış oluyor. Azerbaycan elindeki baskı araçlarını kullanarak bir an önce toprak bütünlüğünün Ermenistan tarafından resmi olarak kabul ettirmesi lazım.

Türkiye "de facto" durumdan memnun değil

Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da Rusya’nın oluşturduğu “de facto” durumdan memnun olmadığı ve bunun için planlar yaptığını kestirmek güç değil.

30 yılda Minsk Üçlüsünün başaramadığını Türkiye'nin verdiği destekle Azerbaycan 44 günde gerçekleştirdi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova görüşmesi sonrası Vladimir Putin’le yaptığı telefon görüşmesinden sonra yeni açtığı Telegram kanalından paylaştığı mesaj bunu teyit eder nitelikteydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni açtığı telegram kanalında Dağlık Karabağ'da

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Azerbaycanlıların ve Ermenilerin barış gücüne veya gözlem faaliyetine ihtiyaç duymadan birlikte yaşamasını sağlayacak şartları oluşturmak istediklerini” belirtmesi Türkiye’nin Rusların bölgede uzun soluklu yerleşmesine rıza gösteremeyeceğinin bir işareti olarak okumak mümkün. Erdoğan’ın AB ülkeleri büyükelçileriyle yaptığı toplantıda “30 yılda Minsk Üçlüsünün başaramadığını Türkiye'nin verdiği destekle Azerbaycan’ın 44 günde gerçekleştirdiğini” ifade etmesi de bu anlamda önemliydi. Erdoğan’ın bu cümlelerini Türkiye’nin emek verdiği bir işin sonucuna da sahip çıkacağı yönünde değerlendirebiliriz.

Durumu toparlamak ve Azerbaycan tarafında oluşan olumsuz atmosferi dağıtmak için Azerbaycan ve Türkiye Cumhurbaşkanlarının yüz yüze ikili görüşmesi gerçekleşebilir. Bu hem zaruret, hem de Azerbaycan ve Türkiye’nin Dağlık Karabağ için kurulan müzakere masasında birlikte hareket ettiğini göstermek açısından oldukça ehemmiyetli bir adım olacaktır. Tabi ki, Azerbaycan yönetiminin de savaş sırasında dile getirdiği “Türkiye masada olmalı” çıkışı bu dönemde daha gür ve kararlı bir şekilde dile getirilmeli.