Türkiye kamu diplomasisinde yumuşak güç uygulamaları

MEHMET FATİH ÖZERDEM
Abone Ol

Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü diş politika gibi, yumuşak güç uygulaması için görevli kurumların aktif olması, dünya vatandaşlarına yarar sağlaması ve Türk diş politikasının yumuşak güce önem atfederek şekillendirilmesi durumunda ülkemizin lehine ilerleyen bu sürecin, orta ve uzun vadede gerek konjonktür gerekse uluslararası arenadaki statü anlamında önemli faydalar ve avantajlar sağlayacağını ilerleyen tarihlerde göreceğiz.

Enformasyon çağı sonrasında bilginin, kültürün ve ülkelerin politikalarının saniyeler içerisinde dünyanın öbür ucuna gitmesiyle birlikte uluslararası ilişkilerde sert güç uygulamaları yerine yumuşak güç daha da önem arz etmeye başlamıştır. Dünya siyasetinde 1990’lardan önce sert güç kavramı daha popülerken, o tarihten sonra yumuşak güç kavramı ön plana çıkmaya başlamıştır.

Yumuşak gücün kaynakları, kültür, dış politika ve siyasi değerlerdir. Eski dönemlerde ülkelerin gelişme ve ilerlemesinin önemli bir göstergesi olarak görülen askeri ve ekonomik gücün yerine, geldiğimiz çağda yumuşak güç uygulamaları ülkeler açısından diğer devletler üzerinde etki oluşturmada çok önemli bir araçtır. Yumuşak gücün önemli kazanımlarını fark eden Türkiye bu alanda önemli ilerleme kaydetmektedir.

Sert güç bir devletin elindeki askeri ve ekonomik kabiliyetler sayesinde karşısındaki devletleri ikna etme veya zorlama yoluyla isteğini ve çıkarını yerine getirmek anlamına gelmekteyse, yumuşak güç de uygulandığı ülkelerin gündemini belirleme, çekiciliği kullanma ve iş birliği anlamlarına gelmektedir. Diğer bir deyişle, sert güç bir ülkenin askeri ve ekonomik kudreti ölçüsünde diğer devletlere uyguladığı zorlama ile oluşan güçken; yumuşak güç fikirler üzerindeki güçtür.

Yumuşak güç ve Yunus felsefesi

Yumuşak güç kavramı ilk olarak 1990 yılında Joseph Nye tarafından kullanılmıştır. Yumuşak gücün tanımını basite indirgemek gerekirse karşındaki aktörün zihnini ve kalbini kazanmak olarak basitleştirilebilir. Her ne kadar Nye tarafından tanımlandığı söylense de, insanî değerleri, insan sevgisini ve toplumsal barışı temsil eden sembol bir isim olarak Anadolu mutasavvıfı Yunus Emre’nin felsefesi kültürümüzde yumuşak güç uygulamalarının çok eskiye dayandığının en büyük delilidir.

Yunus Emre dünyaya şöyle seslenmiştir:

  • “Gelin tanşık olalım, iş kolayın tutalım
  • Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz”

Tanışmak, bilişmek, sevmek, sevilmek…Yunus felsefesinin anahtar kavramları işte bunlardır. Ancak bu kavramlar içselleştirilir ve müşahhas davranışlarla hayata geçirilirse bu dünya yaşanabilir bir dünya olabilir. Bu içselleştirmede tanışmanın, bilişmenin, sevmek ve sevilmenin kişinin öncelikle kendi varlığında gerçekleşmesi gerekir. Bu sağlandığında içerdeki zenginlik ve güzellik dışarı yansıyacaktır. Bu öyle bir bilinçtir ki, bırakın bir insana zarar vermek için ona taş atmayı, yoldaki taşı bile birine zarar vermesin diye kaldırmayı gerektirir.

Geçmişte olduğu gibi bugün de ülkeler sorunlarının çoğunu uluslararası arenada diplomasi yoluyla çözerler. Diplomasi ikna etme sanatıdır. Günümüzde birçok diplomasi türü vardır. Kamu diplomasisi, ikili diplomasi, çok taraflı diplomasi, sivil diplomasi, arabuluculuk diplomasisi, dijital ve zirve diplomasisini sayabiliriz. Kamu diplomasisinin amaçlarından birisi de karşı ülkenin gereksinimlerini, kültürlerini anlamak ve bakış açılarını paylaşmaktır. Yanlış algılamaları düzeltmek ortak paydalarda buluşmak gibi önemli görevleri üstlenmiştir.

Kamu diplomasisi, gerek kuvvetli kültür yapısı gerek akılcı bir yönetim anlayışı gerekse şeffaflık gibi birçok özelliğiyle devletin benimsediği temel ilkedir. Ayrıca diğer devletler için öz bilinç, ilişki yönetimini kapsayan “kamu diplomasisi”, bütünsel bakış açısıyla markalaşma misyonunu içinde barındıran devletlerin temel değerleridir.

İbn Arabi fikriyatından ilham almak

TİKA, 21. yüzyılda Türk Dış Politikasının önemli araçlarından birisi ve yumuşak güç unsurlarından birisi olarak görev yapmaktadır.

Muhyiddin Arabi bir sözünde şöyle der:

“Ben, senin ben olabilmen için sen oldum.”

Bu formülasyon, yine politik konukseverlik ve diyalojik iletişim biçiminin temellendirilmesidir. Muhyiddin Arabi’nin “âlemşümullüğü” yani evrenselliği, bize sadece tarihdaşlarımıza karşı değil, bütün insanlığa karşı aynı kozmik ilkelerle yaklaşmamız gerektiğini salık verir. Muhyiddin Arabi’nin bu fikriyatı kamu diplomasimizi yansıtmaktadır.

Ülkemizde kurumsal anlamda yapılan ilk yumuşak güç uygulaması Türki Cumhuriyetler ile iş birliğimizi ve ilişkilerimizi güçlendirmek için kurulan Türk İş birliği ve Koordinasyon Ajansı ile gerçekleşmiştir. Ortak tarih ve kültüre sahip olduğumuz Türki Cumhuriyetlerin liberal dünyaya adaptasyon, ekonomik kalkınma, reformlar, eğitim vb. konularda Türkiye’den talepleri olması üzerine TİKA bu ülkeler ile Türkiye arasındaki iş birliğini geliştirmek için konumlandırılmıştır.

Harakani'den Yesevi'ye

TİKA, 21. yüzyılda Türk Dış Politikasının önemli araçlarından birisi ve yumuşak güç unsurlarından birisi olarak görev yapmaktadır. Zamanla ihtiyaçlara binaen Türk Dış Politikasının araçları olarak farklı kurumlar kurulmuş, var olan kurumlar yeniden yapılandırılmış ve Türk Dış Politikasının yumuşak güç unsurları olarak görev yapmaya devam etmektedirler. Yumuşak güç uygulamalarının Türkiye’deki ilk adımları 90’lı yılların sonlarında atılmış ancak uygulamaların hız kazanması 2002 yılında Ak Parti dönemiyle gerçekleşmiştir.

Örneğin geçmişte Ebul Hasan Harakani’nin Kars henüz Selçuklular’ca fethedilmeden önce şehre gelip bir dergah açtığı, dervişlerini toplayarak onlara şöyle vasiyet ettiği söylenir: “Dergahımıza gelene ekmeğini suyunu verin, sakın dinini inancını sormayın. Allahın can bağışlamaya değer bulduğu her varlık, bizim soframızda gıdalanmaya layıktır.”

Yine Türkistan coğrafyasının büyük velilerinden olan Ahmet Yesevi;

“Yoklar doymadığında, varlar ağlamıyor ise dünya tez yıkılır.” demiştir.

Türkiye birçok kurumuyla sahada

Ülkemizin yumuşak güç uygulamaları da bu minvalde ve bu düsturla yürütülmektedir. Türkiye’nin dış politikada yapmış olduğu yumuşak güç çalışmaları genellikle maddi yardımlar, tarihi İslam eserlerinin onarımı ve bakımı, eğitim alanında yapılan yatırımlar olarak sınıflandırabiliriz. Türkiye’nin en çok yardım ettiği ülkeler Ortadoğu ve Balkan ülkeleridir. TİKA, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan kurum yurt dışı ofisleri aracılığıyla Türkiye’nin dış yardımlarını organize etmektedir. Ayrıca insanlık, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik gibi değerleriyle İslam’ı, Kızılay ve Türkiye’yi, Türk dilini, tarihini, kültürünü ve sanatını tanıtmak, bununla ilgili bilgi ve belgeleri dünyanın istifadesine sunmak için kurulan Türk İş birliği ve Koordinasyon Ajansı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif Vakfı, Türk Hava Yolları gibi kuruluşlar Türkiye için son derece önemli kuruluşlardır.

Zamanla ihtiyaçlara binaen Türk Dış Politikasının araçları olarak farklı kurumlar kurulmuş, var olan kurumlar yeniden yapılandırılmış ve Türk Dış Politikasının yumuşak güç unsurları olarak görev yapmaya devam etmektedirler.

Bu kuruluşların her birinin ortak amacı bölgedeki barışı ve huzuru hâkim kılmaktır. Bununla ilgili Ebul Hasan Harakani’nin şu sözü dikkat çekmektedir.

  • “Türkistan’dan Şam’a kimin ayağına bir diken batsa benim yüreğime saplanmıştır. Türkistan’dan Şam’a kimin gönlüne bir damla hüzün düşse, o benim hüsnümdür.”

Sonuç olarak geçmiş kültürümüzde de yer alan yumuşak gücün artışının Türkiye’ye olumlu birçok yansıması vardır. Ülkeler yumuşak güçlerini en çok kamu diplomasisi aracılığıyla kullanmaktadırlar. Ülkeler yumuşak güçleri ile diğer ülkelere kendi fikirlerini ve kültürlerini diğer ülkelere benimsetmiş olurlar. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, siyasetin uluslararası boyut kazanmasına neden olmuştur.

Yumuşak güç ile gelen kazanımlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, barış için yoğun diplomasi yürüttü.

- Türkiye yumuşak güç araçları sayesinde yürütülen projeler ve yardımlar sayesinde dünyanın Türkiye’ye bakış açısı değişmiş ve olumlu yönde gelişmiştir.

- Eğitim programları ve okullar sayesinde Türk kültürü bölgede merak uyandıran bir kültür haline gelmiştir.

- Gerek Türkiye’ye gelen turist sayısında artış gerekse bölgeye giden Türk yatırımcılarına kolaylık sağlanması olarak geri dönüş sağlanmıştır.

- Türkiye’nin yumuşak güç uygulamalarının artışının bir diğer olumlu dönüşü ise bölgede Türkçe bilen ve konuşabilen kişi sayısının artışı olmuştur. Yunus Emre Kültür merkezleri ve Yunus Emre Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen projeler ile birlikte dünyada Türkçe’ye karşı önemli bir ilgi oluşmuş ve Türkçe bazı ülkelerde ikinci yabancı dil olarak okullarda öğretilmeye başlanmıştır.

Şüphesiz ki yumuşak güç hızla geri dönüş alınabilen bir strateji değildir. Buna karşın Türkiye’nin Ak Parti döneminde, yaklaşık son yirmi yıldır düzenli olarak uyguladığı politikalar sayesinde Türkiye’ye bakış açısı da değişmeye başlamıştır.

Ukrayna krizinde arabulucu Türkiye

Son günlerde gündemde olan Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müzakere heyetleri toplantılarında dile getirdiği “Adil bir barışın kaybedeni olmayacağına inanıyoruz. Çatışmanın uzaması hiç kimsenin yararına değildir.” sözü yumuşak güç uygulaması için en güzel örneklerdendir.

Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü dış politika gibi, yumuşak güç uygulaması için görevli kurumların aktif olması, dünya vatandaşlarına yarar sağlaması ve Türk Dış Politikasının yumuşak güce önem atfederek şekillendirilmesi durumunda ülkemizin lehine ilerleyen bu sürecin, orta ve uzun vadede gerek konjonktür gerekse uluslararası arenadaki statü anlamında önemli faydalar ve avantajlar sağlayacağını ilerleyen tarihlerde göreceğiz.