Türkiye’nin resmî meşruiyet krizi

D. MEHMET DOĞAN
Abone Ol

Her güçlü hamleye karşı atatürkçülüğün kullanılmasının önüne geçilmelidir. Başlangıç olarak Anayasa’dan altı ok ilkelerine atıf yapan maddelerin çıkarılması gerekir. Daha sonra diğer kanunlarda ve devlet teşrifatındaki törenlerde aynı şey yapılmalıdır. Büste, heykele tapma şeklinde seyreden bu törenler bütün dünyada gülünç karşılanırken, bizde ciddiye alınmaktadır. Türkiye’de iktidara muhalefet atatürkçülük ve milliyetçilik referans gösterilerek yapılmaktadır.

Kriz esasen Millî Mücadele’nin fikir zemininin terk edilip, Lozan’ın kabuller zemininde bir rejim değişikliği yapılması ile açıkça ortaya çıktı.

Millî Mücadele güçlü bir dinî arka plana sahipti. Mecliste hocalar, şeyhler, medreseliler büyük bir yekûn tutuyor, Mehmed Âkif mücadelenin başlangıcında “İslâm şairi” sıfatıyla Ankara’ya davet ediliyordu. Ne Mustafa Kemal ne de mücadelenin diğer öncüleri dini, imanı, İslâm’ı, hilafeti dilden bırakmıyordu.

Mustafa Kemal, Loyd Corc İstanbul’un sadece dini bir merkez, hilafet merkezi olacağını öne sürdüğünde şiddetle itiraz ediyor ve bunun millî ve dînî geleneklerimize aykırı olduğunu söylüyordu.

Gün geldi ki, İstanbul’un sadece hilafet merkezi olmasını kabul etti. Daha sonra da İngilizlerin bir numaralı düşmanı hilafet kaldırıldı.

Dört yılda ne değişti?

Dört yıl içinde ne değişmişti?

Yoksa mağlup mu olmuştuk?

Mustafa Kemal Atatürk.

Cumhuriyet’ten sonra Milli Mücadeleyi zafere ulaştıran dini ve milli değerlerimize karşı “inkılap” adı altında yıkıcı uygulamalara girişildi. Türk kavramına büyük güç katan dil, alfabe, musiki yok edilmek istendi. Alfabe kaldırıldı, dil zayıflatıldı, musiki öğretimi yasaklandı.

Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir sömürge yönetiminin o ülkenin müziğini, dilini, alfabesini değiştirmeye yürüdüğüne dair bir bilgiye sahip değiliz.

Bu büyük bir meşruiyet krizi meydana getirdi. Cumhuriyetin ilk döneminde klasik hiçbir hürriyetin, bilhassa din hürriyetinin esamesi okunmadığı için halkın tepki göstermesi mümkün değildi. En ufak tepki bile “gerici ayaklanma” iddiasıyla şiddetle bastırıldı.

İstiklâl Marşı bu meşruiyet krizini ifşa eden muhtevasıyla geri plana itildi, iki defa değiştirilmek istendi, fakat netice alınamadı. İstiklal Marşı 1930’larda fiilen terk edilmiş gibiydi. 1932’de MTTB başkanı olan Tevfik Bey (İleri) gençlerin İstiklal Marşı’nı öğrenmeleri için çeşitli kurslar açtı. Gençler, İstiklal Marşı öğrenmekte çok istekliydiler. Nitekim, Mehmet Âkif’in vefatında üniversitelilerin onun cenazesine sahip çıkması genç kitlenin temayülünün olumlu seyrettiğini gösterdi.

Türk milleti CHP’yi hep reddetti

Türkiye 2. Dünya Savaşı sona ererken, dış baskılarla çok partili hayata geçmeye zorlandı. 1950’de millet Türkiye’yi kurtarmak iddiasında olan CHP’yi seçmeyerek tavrını ortaya koydu. 1950 zaferini kazanan Demokrat Parti’nin meşruiyetle ilgili köklü bir değişiklik hamlesi yapması beklenirdi. CHP’nin 6 ok ilkeleriyle donatılmış tek parti anayasasını değiştirmedi. Kriz böylece süreklileşti, neredeyse her 10 yılda bir darbe ve müdahalelerle karşılaşıldı.

Darbecilerin temel tezi şuydu: Anayasa ihlâl ediliyor!

DP 6 oku yok etmedi cezasını da çekti

DP Anayasa’yı değiştirmemekle, Anayasa’dan CHP oklarını çıkarmamasının cezasını çekti. Daha sonra da sivil bir anayasa yapılamadı. Askerler, CHP ilkelerini tahkim eden anayasalar yaptılar.

Türkiye’de CHP ideolojisi, altı ok yahut da atatürkçülük bütün muhafazakâr iktidarların meşruiyetini sorgulamak için kullanıldı. Bu yüzden bu iktidarlarla sıkıntısı olan dış merkezler, atatürkçülüğü kullanışlı bir tahrik malzemesi olarak gördüler. Son defa yılın ilk günlerinde koparılan fırtınalar bu yöndeki seyrin nasıl olacağına işaret ediyor. Entipüften vak’alar üzerine hemen rejimi yıkma kıyafeti giydirildi. CHP başta bazı teferruat partileri meseleyi bu merkezde yorumlayarak tahriklere giriştiler.

Türkiye’nin İslamsızlaştırılması için çalışıyorlar

Türkiye’deki iktidardan memnuniyetlerini gizlemeyen ABD-İsrail gibi ülkelerin istihbarat ajanları, Türkiye’nin İslamsızlaştırılması için çok ve çeşitli araçlar kullanıyor. Son yıllarda inkılap tarihi masalları ile beyinleri yıkanan, alternatif kitaplar okumayan gençlere çengel attılar. Bu hususta tecrübeli yerli ajanlarını devreye soktular. Müslümanlığı “arap sevicilik” olarak gören güya “milliyetçi” gençlik türettiler. Bu zavallılar Türkiye’nin jeopolitiğinden, tarihinden, milli ve mânevî değerlerinden habersiz şiddete eğilimli hâle geldiler. Sokakta bunun her gün değişik tezahürleri ile karşılaşılıyor.

Türkiye bu meseleyi artık kökten halletmek zorundadır!

Atatürkçülüğün kullanılmasının önüne geçilmeli

Her güçlü hamleye karşı atatürkçülüğün kullanılmasının önüne geçilmelidir. Başlangıç olarak Anayasa’dan altı ok ilkelerine atıf yapan maddelerin çıkarılması gerekir. Daha sonra diğer kanunlarda ve devlet teşrifatındaki törenlerde aynı şey yapılmalıdır. Büste, heykele tapma şeklinde seyreden bu törenler bütün dünyada gülünç karşılanırken, bizde ciddiye alınmaktadır. Türkiye’de iktidara muhalefet atatürkçülük ve milliyetçilik referans gösterilerek yapılmaktadır. Aslında bazıları için ikisi de birdir. Bu tür milliyetçiliğin ipliğini pazara çıkaracak kampanyalar yapılması şarttır.

Bu son fırsat olabilir! Eğer yabancı istihbarat ajanlarının kullanışlı aletleri ellerinden alınamazsa, Allah göstermesin, büyük felaketlerle karşılaşılabilir.