Türkiye’nin üniversite sorunu ve üniversite felsefesi

HABER MERKEZİ GERÇEK HAYAT 4 DAKİKADA OKUNUR

Üniversite sorununun temelinde yer alan “düşünce derinliği zafiyeti”nin çeşitli örneklerle ortaya konulduğu her iki eser de, üniversite kurumunun varlık amacı hakkında bilinç meydana getirme ve felsefi arka planın neler olması gerektiğini mesele ediniyor.

YÖK yürütme kurulu eski üyesi ve Maltepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Durmuş Günay tarafından kaleme alınan ve Büyüyen Ay yayınları arasından neşredilen, “Üniversite Felsefesi ve Türkiye’nin Üniversite Sorunu - Trajik Bir Yolculuk” isimli iki kitapta hem teorik bilgiler, hem de pratik uygulamaya dönük teklifler yer alıyor. Kitaplar, 1999’dan başlayıp 2018 yılına kadar çeşitli yerlerde neşredilmiş veya sunulmuş makalelerden oluşuyor.

Her iki kitabın münderecatında yükseköğretime hem eleştiri, hem de teklifler var. Her iki durum dengeli şekilde verilmiş. Bu da kitaplara ayrı bir güzellik katıyor. Üniversite felsefesi, üniversite sorununun temelinde yer alan “düşünce derinliği zafiyeti”nin çeşitli örneklerle ortaya konulduğu her iki eser de, üniversite kurumunun varlık amacı hakkında bilinç meydana getirme ve felsefi arka planın neler olması gerektiğini mesele ediniyor.

ÜNİVERSİTE MESELESİ…

“Üniversite meselesi gerçekten bir memleket meselesidir. Durmuş Günay, bakınız kitabında meseleyi nasıl ele alıyor: “Üniversite, bir toplumda en derin bilgi kurumudur. Üniversite; bilginin üretilmesi (araştırma), iletilmesi (eğitim) ve kamu hizmeti (yayın+danışmanlık) şeklinde bütün boyutlarıyla, bilgi ile meşgul olan bir kurum olarak tanımlanmaktadır. Bilgide amaç ‘doğruluk’tur. Estetikte amaç ‘güzellik’, etik (ahlak felsefesi) alanında amaç ‘iyiliktir’. Doğruluk, güzellik ve iyiliğin yekvücut halinde birlikteliği de ‘hakikat’ olarak vasfedilmektedir.”

“Üniversite varlığını bu külli bilgiye adaması gereken, onu sadakatle aramaya çalışan kurumsal bir yapıdır. Onun en temel özelliği budur. Üniversite öncelikle felsefi derinliğe sahip olmalıdır. Üniversitelerimizin misyonları doğrultusunda felsefi bir zemin üzerine oturan, bilinçli bir şekilde organize edilmiş bir akademik yapıya sahip olduğunu söylemek zordur (Sayfa 46). Türk yükseköğretim kurumlarının en önemli sorunu, üniversite ile toplum arasındaki bağların yeterince kurulmamış olmasıdır. Üniversite ile iş dünyası ve toplum arasında aktif bağlar olduğu söylenemez.” (Sayfa 48)

TUBA AĞACI NAZARİYESİ

“Üniversite, daha üstü olmayan toplumun en üstü kurumudur. Bizim tarihimizde, Emrullah Efendi (1859-1914) II. Meşrutiyet döneminde, Tuba Ağacı Nazariyesini ortaya atar. Tuba ağacı, kökleri yukarıda, dalları ve meyveleri aşağıda olan cennet dilinin meyvelerini kolayca yediği cennet bağlı bir ağaçtır. Bu ağacın kökü üniversitedir. Kökler göklerdedir. Eğitim reformu için önce üniversiteden başlanmalıdır. İnsan aklının doğruya yolculuğu, yukarıdan aşağıya doğrudur. Düşünme/akıl yürütme, tümelden tekile doğrudur. Aklın doğru kullanımı için mantığın verdiği geçerli akıl yürütme dedüksiyondur.” (sayfa 12).

Üniversite varlığını bu külli bilgiye adaması gereken, onu sadakatle aramaya çalışan kurumsal bir yapıdır.
NEPOTİZM / ADAM KAYIRMA

Nepotizm, kayırmacık veya bezdirme (mobbing) üniversitelerin için çok ciddi sorun oluşturmaktadır. Günay kitabında bu sorunu şöyle dile getiriyor:

“Akademik istihdamda liyakat değil yakın ilişkilerin ve kayırmacılığın rol oynaması, üniversitede çürütücü sonuçlara yol açar. Akademik alanda yakın ilişkiler, karar vericilerin adil davranmamasına yol açmaktadır. Kimi zaman liyakat değil ilişki öne çıkmaktadır.” (sayfa 126).

YEDİNCİ NESİL ÜNİVERSİTE

“Türkiye’nin en kronik sorunlarından biri eğitim, özellikle de yükseköğretimdir. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar beş Darülfünun kuruldu ve kapandı. Cumhuriyet’ten sonra üniversite sisteminde çok sayıda değişiklik yapıldı. Ama sorunlar hala orada durmaktadır. Bize göre bunun temel nedeni, çözümü doğru yerde aramamaktadır. İkincisi, kültürümüze araz olan derinlik zaafı veya yüzeyselliktir.” (sayfa 162).

  • “Yedinci Nesil Üniversite Sezai Karakoç’ın deyimiyle, Medeniyetimizin Üniversitesinin dirilişi: “Diriliş Üniversitesi” olacaktır. Üniversite mekanik bir yapı, bir kurallar bütünü değil, öncelikle bir niteliktir, ruhtur. Ülkemizin en önemli sorunu kendine değil daha çok Batıya bakan, bu yüzden özgüvenini yitiren bir zihinsel yapının oluşturduğu derinlik ve özgüven zafiyetidir. Üniversitenin öncelikle hakikati arayan kurum ise, felsefi bir zemine oturtması şarttır. Çünkü felsefe hakikat arayışıdır.” (sayfa 164).

AKADEMİSYENLER

Akademisyenler, meslektaşlarını ihbar etme, teşvik ve kışkırtmalarla kendi ideolojileri doğrultusunda öğrencileri yönlendirmişler veya kullanmışlardır. Tutarlılık ve etik ilkeler konusunda hassasiyet gösteren yürekli akademisyenleri istisna tutarsak, kimi akademisyenler bir yandan özerklik ve özgürlük söyleminde bulunurken diğer yandan otorite karşında boyun eğmekten geri kalmamışlardır.

2 Aralık 1982 tarihinde Kenan Evren’e Doktora ve Profesörlük unvanı verilmişti.

EVREN’E VERİLEN DOKTORA PAYESİ

Üniversite yönetimleri her dönem hükümet ve devlet yöneticilerine yaranmaya çalışmaktan geri durmamışlardır. Kitapta bununla ilgili çarpıyı bir örnek de verilmiştir. 12 Eylül sonrası, 2 Aralık 1982 tarihinde darbe lideri Kenan Evren’e İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından oy birliğiyle Doktora ve Profesörlük unvanı verilmiştir.

MEVLANA PERGELİ

Durmuş Günay, zihniyetle ilgili sorunları ele aldıktan sonra çözüm önerileri üzerinde yoğunlaşıyor. “Aktarma sistemlerle işi götüremeyiz” diyor: “Üniversite, bir ucunu kendi bulunduğu yere batırıp öteki ucu evrensel boyuta kadar helezonvari genişleyen Mevlana pergeli gibi yürütülmelidir. Felsefeye dayanmak bir sistem kurmaktır. En uçtaki ayrıntı bile üniversitenin dayandığı felsefenin uzantısı olarak tasarlanmalıdır. Fakülteler, bölümler, müfredat, terminoloji, hepsi bir anlam bütünlüğü içinde olmalıdır. Araştırma ve eğitim bir felsefi sisteme göre yapılmalıdır.”

TÜRKİYE KENDİ DÜŞÜNÜRLERİNE MUHTAÇ

“Türkiye’nin eğitim ve yükseköğretim sistemini tasarlayacak, kendi düşünürlerine, filozoflarına acil ihtiyacı vardır. Türkiye bilim ve teknoloji üretmek ve yüksek düzeyde insan yetiştirmek durumundadır. Ülkeler arasındaki düzeyin, bilim ve teknoloji üretimi ve yüksek nitelikli insan yetiştirme kapasitesi ile kıyaslandığı bir dünyada yaşamaktayız.”

Bir tebrik, bir tenkit ve de bir teklif

Her iki kitaptan dolayı Durmuş Günay hocamızı tebrik ediyorum. Tebrikten sonra tenkit ve de teklifim olacak. Her iki kitapta çok fazla tekrar var. Tekrarlar okuyucu üzerinde olumsuz etki bırakır ve okumayı zevksiz kılar. Teklifim, eserlerin yeniden gözden geçirilip tek kitap olarak yayınlanması.

Prof. Durmuş Günay’ın her iki kitabı da tablolar, şemalar, grafikler, istatiksel bilgiler, titiz bir araştırma ve geniş bir kaynakça ile zenginleştirilmiş. Yükseköğretim konusunda önemli kaynak kitaplar olarak tavsiye edilir.

H HABER MERKEZİ GZT Editörü

Son dakika gelişmelerini, gündemdeki haberleri, bildiğiniz haberlerin bilmediğiniz detaylarını sizlerle buluşturuyor.