Yahnicine demişti?

MEHMET YÜCE KATIRCIOĞLU
Abone Ol

Rahşan Ecevit'in Yahudi kökenli olduğu, Bülent Ecevit'in ise İngiliz Mason locasının üyesi olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır. Dahası F. Gülen'in o seçimde Ecevit'e çok büyük destek sağladığı da…Gülen'in Allah'ın huzurunda bir kişi için şefaat hakkımı kullanmam istense, bu hakkımı Ecevit için kullanırım dediği de… Süleyman Demirel'in masonluğunun tartışıldığı süreçte Ecevit'in ‘insan mason da olabilir’ sözü de…

11 Temmuz 2000 tarihli gazetelerde, MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici'nin bir televizyon programında yaptığı konuşma ile ilgili bir haber yer alıyordu.

Habere göre Yahnici bu konuşmasında şunları söylemişti:

  • "Bugün Türkiye'de Apo'yu asabilecek hiçbir hükümet yoktur. Bugünkü hükümet yerine şehid anneleri hükümeti olsa, onların bile Apo'yu asmaya gücü yetmez!"

Yahnici'nin bu sözleri söylerken, hükümetin elindeki bilgileri dikkate alarak konuştuğuna şüphe yok!

Yahnici'nin bu çok önemli konuşması, bizim o dönemde ısrarla yazdığımız bilgilerin ve yaptığımız analizlerin tamamen doğru olduğunu kesin biçimde ortaya koyuyordu!

Körfez Savaşı'ndan sonra, NATO Başkomutanı, daha sonra da ABD Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Shalikashvili'ye İncirlik üssünde verilen ve Türk Subayları'nın alınmadığı(!) gizli brifingde konuşulanları hatırlamalı ve değerlendirmeliyiz:

Amerikalı brifing subayı, Orgeneral Shalikashvili'nin sorularına şu cevapları veriyordu:

"Kürt Devleti'nin kuruluş süreci için beş yıllık süre öngörmüştük. Ama bu kadar süre içinde beceremezler, yetersiz çıktılar. O nedenle süre uzayacak. Orada görevlendirilen çok sayıda NGO/STK var ama fazla bir etkileri olmuyor. Kürt Devletinin kuruluş sürecinde en önemli işlevi yerine getiren üç grup; Barzani grubu, Talabani grubu ve PKK'dır. PKK'nın görevi, Kürt Devleti'nin kuruluş süreci boyunca Türkiye'yi angaje tutmaktır!”

Biz bu çok özel bilgiyi, brifing salonuna sızarak bütün konuşmaları dinleyen bir istihbaratçı Kurmay subayımızdan bizzat dinlemiştik.

Apo da, Türkiye'ye getirildikten sonra, İmralı'da yaptığı konuşmada "Ben rolümü oynadım" diyerek brifing subayının söylediklerini teyid ediyordu.

İhanetin üç oyuncusu

Böylece, onbinlerce evladımızın canına mâl olan bu ABD-İsrail komplosunda ihanet rollerini oynayan en önemli üç oyuncunun Barzani, Talabani ve Apo olduğu kesinleşmiş oluyordu.

Alman/Polonyalı melezi bir anne ile Gürcü bir babanın oğlu olan Amerikalı Orgeneral John Shalikashvili yüksek dereceli bir masondu.

Kuzey Irak'taki Kürt/Yahudi devletinin lideri olan Barzani ailesi de Yahudi kökenli olduğunu da hatırlatıp devam edelim.

İsrail komplosunda ihanet rollerini oynayan en önemli üç oyuncunun Barzani, Talabani ve Apo olduğu kesinleşmiş oluyordu.

Körfez savaşı sürecinde ABD yedi bin (7000) Kürdü Pasifik'teki Guam üssüne götürüp eğitmiş, daha sonra da tekrar Kuzey Irak'a getirmişti.

Hâlen Kuzey Irak'taki yapılanmanın bütün birimlerini yönetmekte olan bu Kürtlerin tamamı Yahudi kökenli.

Kısa süre önce Kuzey Irak'taki bu yapılanmanın bastırmak istediği hâtıra pullarının üzerinde, Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinin Büyük Kürdistan sınırları içerisinde gösterildiği de bilinmeli ve hatırlanmalı.

‘Siz Kerkük ve Erbil'e karışırsanız, biz de Diyarbakır'a…’

Mesut Barzani'nin Türkiye'ye hitaben; “Siz Kerkük ve Erbil'e karışırsanız, biz de Diyarbakır'a karışırız” dediği de bilinmeli ve hatırlanmalı.

Apo'yu bize teslim edenin CIA/Mossad ikilisi olduğu biliniyor.

Yahnici'nin bu çok önemli açıklamasından sonra birileri Apo'nun asılmasını AB'nin engellediği bilgisini yaymaya çalışmışlardı. Bu çok tipik bir dezenformasyon girişimiydi.

AB'nin bunu engellemeye gücü yetmezdi.

O süreçte/dönemde Apo'nun asılmasını yalnızca ABD/İsrail ikilisi engelleyebilirdi.

Zaten onlar da asılmasını engelleyebileceklerini bildikleri için Apo'yu bize teslim etmişlerdi.

Yahudi lobisinin ünlü ve de küstah sözcülerinden William Safire, 1992 yılında yazdığı "Kürt Devleti'ne Giden Yol" başlıklı stratejisinde şöyle demişti:

"Türkiye'ye PKK'nın kellesi hediye edilmeli ve karşılığında Irak'ta kurulacak Kürt Devletini tanıması istenmelidir."

APO'yu neden bize teslim etmişlerdi?

İncirlik'teki gizli brifingten öğrendiğimiz bilgiler, bu kanlı ihanet bilmecesinin neden uzadığını, yani Apo'nun bize tesliminin neden geciktiğini de açıklıyor. Eğer Kuzey Irak'takiler daha becerikli olabilseydi, devletlerini daha çabuk kurabilecekler, Apo da daha erken bir tarihte bize teslim edilebilecekti.

Daha da önemlisi bu olağanüstü bilgilerin öğrenilebilmesi, Türkiye'nin, Suriye'yi savaşla tehdit ederek Apo'yu kovdurmak için neden 1998 Eylül'üne kadar beklediğini de açıklığa kavuşturmuş oluyordu.

O süreçte Türkiye, Kuzey Irak'ta Kürt Devleti kurulmasını savaş sebebi sayacağını defalarca açıklamış ama aynı zamanda Türk Subayları, Yahudi Barzani'nin peşmergelerini ve subay adaylarını eğitmişlerdi.

Yani o dönemde Türkiye'yi yönetenler, yaptıkları çarpıcı/iddialı açıklamaların tam aksine o Yahudi/Kürt Devletinin kuruluşuna olağanüstü katkı sağlamışlardı.

Burada sorulması gereken soru şudur: ABD/İsrail ikilisi, mâdem asmamıza izin vermeyeceklerdi, öyleyse Apo'yu neden bize teslim etmişlerdi?

Bize göre bunun nedeni, Ecevitler'in DSP'sini seçimlerde birinci parti yapmak istemeleriydi.

Gerçekten, Apo'nun CIA/MOSSAD ikilisi tarafından Türkiye'ye teslim edilmesi kamuoyuna Ecevit'in başarısı olarak sunulmuş ve kısa süre sonra yapılan seçimlerden DSP'nin birinci parti olarak çıkması sağlanmıştı.

Mason Ecevitler

Bu noktada, 1999 yılının 29-30-31 Ağustos tarihlerinde Yeni Şafak gazetesinde Taha Kıvanç imzası ile yayınlanan "Ecevit'in sınanması" başlıklı dizi yazını dikkatle okumak gerekir.

Ayrıca Rahşan Ecevit'in Yahudi kökenli olduğu, Bülent Ecevit'in ise İngiliz Mason locasının üyesi olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır.

Dahası F. Gülen'in o seçimde Ecevit'e çok büyük destek sağladığı da…

Gülen'in Allah'ın huzurunda bir kişi için şefaat hakkımı kullanmam istense, bu hakkımı Ecevit için kullanırım dediği de…

F. Gülen'in o seçimde Ecevit'e çok büyük destek sağladığı da…

Süleyman Demirel'in masonluğunun tartışıldığı süreçte Ecevit'in ‘insan mason da olabilir’ sözü de…

Ecevit'ten ne bekliyorlardı?

Tam bu noktada sorulması gereken bir diğer önemli soru da şudur:

Bu kurnazca senaryoyu uygulayarak Ecevit'in DSP'sine seçimi kazandıranlar, bunun karşılığında Ecevit'ten ne bekliyorlardı?

Başbakan Ecevit'in 18 Şubat 1999 tarihinde, Apo'nun yakalanıp Türkiye'ye getirilmesi konusunda ABD ile olan ilişkimizin bir alışveriş olduğunu açıklaması, o süreçte olağanüstü önem taşıyordu.

Ama mason Ecevit, bu alışverişte Apo'ya karşılık bizim ne verdiğimizi açıklamamıştı.

Körfez savaşının başından itibaren Kuzey Irak'taki, bizim için çok tehlikeli oluşuma sürekli olarak karşı çıkan Ecevit, yine 1999 yılı içerisinde birdenbire yüz seksen derecelik dönüş yaparak "Kuzey Irak'ta çağdaş bir devlet kuruluyor" diyebilmişti.

Yani milliyetçi diye bilinen Ecevit, yıllardır savunduğu görüşünü birdenbire terkederek, Türkiye'nin bölünmesi senaryosunda çok tehlikeli bir adımı oluşturabilecek olan Kuzey Irak'taki Kürt/Yahudi devletini kabullenivermişti.

‘Orta İsrail: Kürt Herzl’

İsrailli stratejist yazar Amotz Asael de yine 1999 yılı içinde Jerusalem Post gazetesinde yayınlanan "Orta İsrail: Kürt Herzl" başlıklı çok çarpıcı makalesinde "AB'nin Türkiye'yi üye yapması karşılığında, Türkiye'nin de Kürtlere otonomi vermesini" istemişti.

Bu makalenin yayınlanmasından çok kısa bir süre sonra da bizi yıllardır oyalayıp engelleyen AB keskin bir dönüşle bizi aday üye yapacağını açıklamıştı.

Ama AB en yetkili ağızları, ‘Türkiye'den Kürt sorununda somut sonuç bekliyoruz’ diyordu.

Ecevit ise Oslo'da şöyle diyordu: ‘Hükümetimiz devam ederse, birkaç yıl içerisinde AB'ne tam üyelik kriterlerini yakalarız.’

Aynı günlerde Türkiye'nin doğu ve güneydoğusuna sansasyonel bir gezi yapan Yahudi kökenli ABD Büyükelçisi Mark Parris Van'da şöyle diyordu: ‘Türk Hükümetinin bölgeye yönelik statü değişikliği girişimlerini destekliyoruz.’

  • Yahudi Mark Parris'in sözünü ettiği statü değişikliğinin Türkiye'nin üniter yapısını bozup, Kürtlere özerklik vermek anlamına geldiği çok açıktı.

Ama Mason Ecevit Hükümetinin iktidar ömrü bunu gerçekleştirmeye yetmemişti.

1990'lı yılların Türkiye’si işte böyleydi ve Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde işte böyle bir Türkiye devralmıştı.

Bu olağanüstü olayları iyi anlar ve unutmazsak, Sayın Tayyip Erdoğan'ın o günden bu güne gerçekleştirdiği olağanüstü başarıyı da daha iyi anlayabiliriz.