Yahudi-İsrail sorunu nasıl ‘Filistin sorunu’na dönüştürüldü?

CELAL TAHİR GERÇEK HAYAT 4 DAKİKADA OKUNUR

Buradan hareketle dünya, özellikle de Müslümanlar, Filistin sorunu diye bir sorun tanımamalı, tanımlamamalı, ortada İsrail’in yarattığı bir insanlık sorunu olduğunu kavramalıdır. Sorunun bu şekilde ortaya konması, tarihi ve aktüel açıdan bir zorunluluktur. Çünkü “Filistin Sorunu” bir şekilde -belki de yakında- çözümlenebilir. Ama Yahudiler vaat edilmiş topraklar hedefinden vazgeçip, Müslüman Hıristiyan tüm diğer unsurlar ile birlikte varolmayı benimsemediği sürece, İsrail sorunu varolmaya devam eder.

Sorunun Arap-İsrail sorunundan Filistin sorununa dönüşmesi yahut indirgenmesi sürecini genel çizgileriyle anlatırken, ABD ve SSCB’nin İsrail’i kuruluşunda ve sonrasında nasıl beraber koruyup kolladığına, dikkat çekmek gereklidir.

Soğuk Savaş döneminde iki olay Soğuk Savaş’taki yazılı olmayan ABD-SSCB anlaşmasını ortaya koyar niteliktedir. İlki, 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulması ve 1948-49 Arap- İsrail Savaşı’nda, ikincisi 1956 yılında başlayan İngiltere ve Fransa’nın Süveyş Kanalı harekâtında ABD ve SSCB’nin tutumudur.

Her iki sorunda ABD ve SSCB, görünürde Soğuk Savaş’ın en derin ayrılıklarının, çatışmalarının ve bloklaşmalarının yaşandığı bu dönemde ortak hareket ederler. İsrail Devleti kurulurken, BM’de, ABD ve SSCB İsrail lehinde oy kullanır.

1948 Arap-İsrail Savaşı ya da diğer adıyla Birinci Arap-İsrail Savaşı, Arap ülkeleri koalisyonu ve İsrail arasında Filistin'in kontrolü sebebiyle yaşanan savaştır.

Araplar İsrail’e 15 Mayıs 1948’de savaş açar. Bunun üzerine, hem SSCB, İsrail’e silah yardımı yapar, hem de bölgeyi ablukaya alan ABD, Araplara silah sevkiyatını engeller.

Bu şekilde Araplar yenilgiye uğrar ve İsrail’in resmen kurulması sağlanır. İkinci gelişme olan Kanal krizinde, ABD ve SSCB, İngiltere ve Fransa’ya karşı ortak hareket ederek bu ülkeleri Mısır’dan çekilmesi için ikaz ederler. 1956’daki bu savaş Sovyetler Birliği’nin Londra ve Paris’e atom bombası atma tehdidi karşısında İngiltere ve Fransa’nın geri adım atmasıyla sonuçlanır.

Bolşevik Partisi Merkez Komitesi. Bu partide birçok Yahudi bulunuyordu...

KONU İSRAİLSE ABD VE RUSYA BERABERDİR

Sovyet Rusya’nın, hem bu olay özelinde ve hem de İsrail meselesinin genelindeki rolünü, eski Sovyet rejiminin ideolojik karakterinden bağımsız olarak, Ekim 1917 sosyalist devrimini gerçekleştiren Bolşevik Partisi Merkez Komitesi’nde çoğunluğu Yahudiler'in oluşturması ile irtibatlandırmak mümkün müdür? Ayrıca düşünmek gerekir.

1967’deki Altı Gün Savaşları, Araplar'ın açık yenilgisi ile sonuçlanır. Akabinde 1971’deki Filistinliler için kara olan Eylül’de Kral Hüseyin katliamına ve sürgününe maruz kalan FKÖ’nün, sorunu artık zarurî olarak ‘Filistin sorunu’ şeklinde telakki etmesine zemin teşkil eder

Kara Eylül Filistinliler'in sürgün edilmesidir. Sürgün, Filistinliler'in önemli bir bölümünün ölmesi ile neticelenir.

Yine bu süreçte Kral Hüseyin, ABD Başkanı Nixon, Kissinger ve İngilizler ile çok yönlü ilişkiler içindedir. Bütün bu olup bitenler neticesi Filistinli Araplar yalnızlık duygusuna kapılırlar. Bundan sonra direnişi merkezileştirmek ve konuyu uluslararası kamuoyuna taşımak amacıyla, FKÖ oluşturulur. Bu teşkilat bir yandan diplomatik-politik olarak mücadele verirken diğer yandan da silahlı direnişi organize eder.

İsrail-Filistin sorununun, giderek ‘Filistin sorunu’ şeklinde telakki olunması çağımızın en bariz ve en ciddi zihin operasyonu-manipülasyonu örneklerindendir.

ZİHİN MANİPÜLASYONU

İsrail-Filistin sorununun, giderek ‘Filistin sorunu’ şeklinde telakki olunması çağımızın en bariz ve en ciddi zihin operasyonu-manipülasyonu örneklerindendir. Açık ve kat’i bir şekilde ifade etmek gerekir ki, ortada bir Filistin-İsrail sorunu yoktur. Sorunun bu şekilde ifade edilmesi tarihî ve mantıkî olarak yanlıştır.

Üzerinde durulmadığında basit ve önemsiz görülecek bu ifade tarzı sanılanın üstünde ve ötesinde bir öneme sahiptir. Esasen günümüzde ‘Filistinliler’ diye bir millet de yoktur. En fazla ‘Filistinli Araplar’ tabiri doğru olabilir. Bölgeye Filistin adını verenler tarih öncesi çağlarda Grek kıyılarından doğu Akdeniz’e inen ve Tunç Çağını Sona Erdiren deniz kavimlerinden, Filistinlilerdir. Bu Filistinliler kavmi ile bugünkü Filistinli Araplar arasında bir devamlılık ilişkisi ve bu bağlamda organik bir bağ yoktur.

Filistin'de halk Putin'i protesto etti...

Ancak mesele şudur ki, Hz. Musa (a.s.) önderliğinde Mısır’dan çıkan İsrailoğulları Kenan diyarına yerleşmişlerdir.

İsrailoğulları 2000 sene sonra, yeniden bölgeye dönerken, bölgenin Filistin, daha önemlisi bölge ahalisinin Filistinliler olarak anılması, herhalde daha ‘anlamlı’ olmaktadır. Ve geçerken belirtmek gerekir ki, İsrailoğulları “hak yolunda” olduğu ve kendilerine ‘tebliğ olunanı’ diğer kavimlere-insanlara, tebliğ etmeleri için- ve tebliğ ettikleri sürece - seçilmiş kavimdir. Seçilmiş olmalarının anlamı budur. Yahudilerin buradan hareketle kendilerini ayrıcalıklı ve üstün bir ırk-kavim telakki etmeleri, hakikatin tersyüz edilmesidir. Demek ki İsrailoğulları, epeydir seçilmiş kavim değildir.

Benedict Anderson

NİYE ‘FİLİSTİN SORUNU’ DEĞİL?

İlk olarak, Yahudiler binlerce yıl önce Hz. Musa (a.s.)’ın öncülüğünde nasıl Filistin’e yerleşmişse binlerce yıl sonra yeniden “vaat edilmiş” topraklara bu günkü Filistin’e dönmüşlerdir. Çünkü bu bazı Yahudilerin sözde “kutsî idealidir”.

İkinci sebep; Milliyetçilik-ulusçuluk cereyanına ve ulus-devlet mantığına uygun olarak Filistinliler diye bir ulus inşa-icad edilmiş olmasıdır. Benedict Anderson’un hayali cemaatlerde etraflıca anlattığı süreç burada da yaşanmaktadır. Oysa Filistinliler diye ayrı bir ulustan değil, belki Filistinli Araplardan söz etmek, makuldür.

Üçüncü ve en önemli sebep, siyasi stratejidir, cephenin daraltılmasıdır.

İsrail'in Filistinliler'e zulmü bitmek bilmiyor...

Müslümanlar ile Yahudiler arası sorundan Arap İsrail sorununa oradan da İsrail Filistin sorununa doğru indirgenen bir seyir vardır. Sorun sıradan bir ifade sorunu değildir. Bir zihin manipülasyonunun dışına çıkıp-çıkamama sorunudur. İnsan ile eşya ve hayat arasındaki irtibatın zayıflaması ve kavram ile varlık arasındaki mesafenin açılması, çağımızda yaşanan ifade sorunu ve kavram kargaşasının sebebidir.

Kargaşa modernitenin karakteristik özelliğidir. Kavramlar dünyasındaki belirsizlik, bir neticeye bağlanamayan tartışmalar, modernitenin zihniyet dünyasındaki yansımasını gösterir. Demek ki, her türden ifade sorunu, bir zihin karışıklığının yansımasıdır. Bu metafizik prensibin zahiri-görünür tezahürleri ise, kelimelerin ve kavramların rastgele kullanılması ve nihayet toplumsal kargaşadır.

Gelinen noktada ABD Başkanı Donald Trump’ın yüzyılın planı olarak takdim ettiği Ortadoğu Barış Planı zaten Müslümanları ve insanlığı bu noktaya taşımıştır.

YÜZYILIN PLANI OLARAK TAKDİM EDİLDİ

Buradan hareketle dünya, özellikle de Müslümanlar, ‘Filistin sorunu’ diye bir sorun tanımamalı, tanımlamamalı, ortada İsrail’in oluşturduğu bir insanlık sorunu olduğunu kavramalıdır. Sorunun bu şekilde ortaya konması, tarihî ve aktüel açıdan bir zorunluluktur. Çünkü “Filistin Sorunu” bir şekilde -belki de yakında- çözümlenebilir. Ama Yahudiler vaat edilmiş topraklar hedefinden vazgeçip, Müslüman Hıristiyan tüm diğer unsurlar ile birlikte varolmayı benimsemediği sürece, İsrail sorunu varolmaya devam eder. Gelinen noktada ABD Başkanı Donald Trump’ın yüzyılın planı olarak takdim ettiği Ortadoğu Barış planı zaten Müslümanları ve insanlığı bu noktaya taşımıştır.

Çünkü bugüne kadar Yahudi- İsrail sorunu Filistin sorunu olarak ifade ve ilan edildiği için, garip bir durum ortaya çıkmıştır.

Bazı Arap ülkelerinin bu planı kabul etmeleri muhtemeldir; planda yapılacak bazı revizyonlar sonrası da Filistin hükümetinin kabul etmesi de çok sürpriz sayılmamalıdır. Dolayısıyla başa dönersek bu sorun Yahudilerin ortaya çıkarttığı İsrail sorunu olarak kabul ifade ilan edilmeli ve bu mevcut planında tanımayacağı bu çerçevede ilan edilmelidir. Ve Müslümanlar İsrail sorununun makul bir çözümü için seferber olma durumundadırlar.

C CELAL TAHİR Pirimedya