Yerli ve millî probiyotik gen bankası kurmalıyız

SEVDA DURSUN
Abone Ol

Sağlık Bilimleri Üniversitesinden Dr. Eczacı İsmail Aslan’a yiyeceklerimiz ile radyasyon ilişkisini sorduk. Koronavirüs aşısının bulunmasının çok zor olduğunu söyleyen Aslan, çözümün bağışıklık sistemini güçlendirmekte yattığını ifade ediyor. Fermente ürünler bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor, ancak Aslan’a göre piyasada kullanılan probiyotikler bizim genlerimizden değil. Gerçek şifayı istiyorsak, yerli ve milli probiyotik gen bankası kurmamız gerekiyor.

Bu yazı 27 Nisan 2020 tarihinde, Gerçek Hayat dergisinin 1018. sayısında yayınlanmıştır.


Yediğimiz, içtiğimiz besinlerde radyasyon var mı? Radyasyonun zararının yanı sıra faydalı yönlerinden de söz edebilir miyiz? Koronayı dezenfekte etmek için radyasyondan mı faydalanılıyor? Mikrodalga fırınlar hayatımızı nasıl etkiliyor? Hangi bitkiler virüsleri öldürüyor? İkinci beynimiz olan bağırsaklarımız için neler yapmalıyız? Ekmeği, yoğurdu evde yaparken, kullandığımız maya ne kadar bizim?

Çernobil, geçmişimiz mi, geleceğimiz mi?
Gerçek Hayat

Bütün bu soruları Sağlık Bilimleri Üniversitesinden Dr. Eczacı İsmail Aslan’a sorduk. Koronavirüs aşısının bulunmasının çok zor olduğunu söyleyen Aslan, çözümün bağışıklık sistemini güçlendirmekte yattığını ifade ediyor. Fermente ürünler bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor, ancak Aslan’a göre piyasada kullanılan probiyotikler bizim genlerimizden değil. Gerçek şifayı istiyorsak, yerli ve milli probiyotik gen bankası kurmamız gerekiyor.

Sevda Dursun

Çernobil faciasının etkileri çok uzun yıllar sürdü. Ve hala da sürmeye devam ediyor. Çernobil’den yayılan radyasyonun besinlere ne gibi etkileri oldu?

26 Nisan 1986 tarihinde Sovyetler Birliği'ne bağlı Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Pripyat şehri yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali'de, 4 numaralı reaktöründe gerçekleşen nükleer kaza tarihe Çernobil Faciası olarak geçmiştir.

Çernobil santrali patladığında yarılanma ömrü değişken olan tehlikeli parçacıklar ülkemizde de dâhil olmak üzere dünyanın pek çok yerinde olumsuz etkiler oluşturdu. Mesela Karadeniz bölgesinde çaylar üzerinde kalıcı etki bırakıp o yıllarda, o çayları tüketen insanlar ciddi akciğer kanserine yakalandı.

Ancak Çernobil’in etkisini tek yıllık bitkiler üzerinde düşünmemek lazım. Sadece çayla ilgili bir durum da değil. Nükleer ışınlar, rüzgârın etkisiyle o bölgedeki bütün tabiatta kalıcı hasarlar bıraktı. Bunu akademik çalışmalarla, dokularda bıraktığı hasarlara bakarak anlayabiliriz. Özellikle çok yıllık bitkilerde, tohumlarına kadar etkilediğini düşünüyorum. Besinler olarak da doğrudan tükettiğimiz besinler olmasa da tohumlar üzerinde gen mutasyonuna yol açtığı için, o bölgedeki tohumların, oradan üretilen ürünlerin tekrardan değerlendirilmesi gerekir. Günümüzde bu radyasyona maruz kalarak ölümlerin olup olmadığı ise araştırmaya muhtaç durumda.

Radyasyon sevimsiz bir kelime olsa da, olumlu şekilde kullanıldığı uygulamalar var mı?

Bununla ilgili yakın zamanda bir akademik çalışma yaptık. Son günlerde yaşadığımız korona insanlara sadece damlacık yoluyla geçmediğini, besinler üzerinde veya besini taşıyan ambalajlar üzerinde kaldığını biliyoruz. Bu ambalajların sterilizasyonuyla ilgili bir simülasyon yaptık ve bunun için radyasyon ışınları kullandık. Kökten nükleer santrale karşı biri değilim. Ama gücü kontrol edebilmeniz gerekiyor.

Radyasyonla Sterilizasyon

Besinlerin üzerindeki koronavirüsün temizlenmesiyle ilgili nasıl bir araştırma yaptınız? Biraz açabilir misiniz?

Hastanede koronavirüsteki en büyük belirti akciğerlerin irtifa kaybıdır.

Besinleri taşıyan ambalajların üzerine Covid-19, SARS ve influenza virüsleri bulunabiliyor. Besinleri ambalajladığımızda en azından ambalajdan kaynaklı bir bulaşma olmasın diye, belirli dozlarda gama sterilizasyon yapılmasını tavsiye ettik. Yurt dışından gelen kargolar için de geçerli bu. Bazı kargoların dışını kendi imkanlarımızla dezenfekte etsek bile içinde koronavirüs inaktif olarak da olsa yüzeylerinde yaklaşık on gün kalabiliyor. Dolayısıyla gama sterilizasyon birimleri kurulup da düşük dozda uygulandığında, eğer içindeki besin bundan etkilenmeyecekse, bu şekilde sterilizasyon yapılabilir.

  • Hastanede koronavirüsteki en büyük belirti akciğerlerin irtifa kaybıdır. Ama hastanede her gün o kişiye mutlaka röntgen filmi çekilir. Röntgen filmi çekilirken herkesi izole etmeniz mümkün değil.

Hastalığı ilerlemiş olan veya ilerlememiş olan kişi de vücudunu bir röntgen cihazına temas ediyor. Belki korona olmayan hastayla cihazlar ayrılabilir. Ama onlarca sağlık çalışanı da aynı ortama mâruz kalıyor. O bölgeyi tamamen starilize etmeniz mümkün değil. Şu an sağlık bakanlığının UVC uygulaması var bu alanların starilizasyonuyla ilgili. Bu bölgede oluşabilecek koronavirüsü yok ediyor. Bu alanda Süleyman Demirel Üniversitesinden iki değerli akademisyen ve bir sanayici ile patent başvurumuzu yaptık.

Mikrodalga Yarım Dakika Kuralı

Marketten aldığımız ürünleri eve getirdiğimizde nasıl sterilizasyon yapmalıyız? Mikrodalga fırınları bu amaç için kullananlar var. Mikrodalgadaki ışınlar sterilizasyon sağlar mı?

Mikrodalga ile sterilizasyon yapmak mümkün, ancak pek tavsiye edilmeyen bir yöntem.

Mümkün ama mikrodalga pek tavsiye edilmeyen bir şey. Doğal katı sabunun sıvılaştırılmış halinden seyrelterek sebzeleri dezenfekte edebiliriz. Ama gerçek katı sabun mantığıyla üretilmiş olmalı, kimyasal deterjanlardan söz etmiyorum. Sirkenin de bu anlamda iyi bir temizleyici özelliği var. Virüsler dışarıda herhangi bir şey üzerinde aktifleşmemiş haldedir. Ancak hücre içerisine girdikleri zaman aktifleşebilirler. Soluma yoluyla, hapşırma yoluyla boğaz ve mukustan geçerek hücreyle temas eder etmez aktifleşirler. Tıpkı bir vantuz gibi. Ambalajlı ürünleri sabunlu suyla yıkamamız yeterli. Bulaşık deterjanıyla yıkamaya gerek yok. Sabunlu su doğru bir misel oluşturur. Misel, yuvarlak baloncuklardır. Bu baloncuklar COVID-19’u oradan uzaklaştırabilir.

Neredeyse bütün evlerde kullanılan mikrodalga fırınların zararları neler? Besin içeriklerini mi bozuyor, yoksa yaydığı ışınlarla insanlara zarar mı veriyor?

Yapılan çalışmalar özellikle bitki kökenli besinlerin, proteinlerin yapılarını bozduğuna dair güçlü deliller var.

Virüslerin 60-65 dereceden sonra aktifliğini kaybettiğini biliyoruz. Eğer ki mikrodalgayı kullanacaksak, 65 dereceye yarım dakikada çok rahat ulaşır.

Şu anda mikrodalga fırının dışarıya ışın yaydığı ile ilgili anlamlı bir çalışma yok. Çünkü mevcutta kullanılan mikrodalga cihazlarında dışarıya sızıntı yok. Yarım saat süresince çalışsa, belki bir yerden sızmalar yapabilir. Ama kısa süreli çalışmalarda dışarıya ışın yaymayacak şekilde tasarlandıkları görülüyor. Mikrodalga çalışırken kapağı açılırsa kişiye zarar verebilir. Ama şimdiki mikrodalga fırınlar çalışırken kapıları açılmayacak şekilde tasarlanmıştır.

Uçucu Yağlar Virüsü Öldürür

Koronanın aşısı, ilacı bulunamadı. Ama elimizde de yüzlerce yıldır kullandığımız birçok bitki var. Bitkilerin virüs öldürme etkileri var mı?

Uçucu yağların hemen hemen büyük çoğunluğu virüslere karşı etkilidir.

Bitkiler üzerinde sabit ve uçucu olmak üzere iki tip yağ var. Sabit yağ, bitkinin tohumlarında, gövdesinde, bazen de yapraklarında bulunur. Uçucu yağlar özellikle bitkinin meyve, çiçek, yaprak gibi kısımlarında bulunur ve kokuludur. Uçucu yağların hemen hemen büyük çoğunluğu virüslere karşı etkilidir. Özellikle yapısında terpend bulunan; adaçayı, limon, greyfurt, nane, sitronella, okaliptus, kekik gibi uçucu yağlar virüsleri engeller. Korunmak için sabit bir yağla hafif karıştırıp, burun kenarlarına sürülebilir. Ayrıca evlerimizde difüzör cihazlarına suya damlatılıp kısa sürede ortamı kolayca dezenfekte edebiliriz.

  • Bizim genetik ve geleneksel kodlarımızda bazen aradığımız çoğu şey gizlidir. Mesela nezle, grip olan insanlara nane-limon çayı yaparlar. Virüsleri öldürmede etkilidir. Ihlamur, bağışıklık sistemini güçlendirir. Bütün hastalıklarda bağışıklığı güçlü olan ayakta kalıyor. Vücudumuz eser elementlerle ayakta. Eser element kısmında sentetiklerden uzak duralım anlayışı var. Ama doğal kaynakları da bilmiyoruz.

Güneş Işığı Tedavisi

Nedir bu eser elementler? Ayakta kalabilmek, bağışıklık sistemimizi güçlendirebilmek için hangi bitkilerden faydalanabiliriz?

Hastalığı yenemeyen insanların D vitamini son derece düşük.

Öncelikle vitaminlerden söz edelim. C vitamini eksikliğinde vücut hastalıklara karşı açık hâle geliyor. Limon, portakal, mandalina deyince aklımıza hep C vitamini gelir. Bunları bolca yemeliyiz.

D vitamini eksikliği de bağışıklık sistemini ciddi derecede düşürür. Hastalığı yenemeyen insanların D vitamini son derece düşük. Yetişkin bir insanın D vitamini günlük 5000, çocuğun ise 1000 ünitedir. Bu da şuna tekabul eder, dik gelen güneş ışınlarında, özellikle nisan, ekim ve kasım ayları çok önemli, saat 12:00 ile 15:00 arasında 15-20 dakika kollarımızla doğrudan güneş alınması gerekir. Asla camdan değil. Çatı katı olabilir, bahçe de olabilir.

  • Toplumumuzda şu anda pek çok insanda D vitamini eksikliği var. Koronavirüsün akciğerde ACE-2 reseptörüne bağlandığını biliyoruz. D vitamini de o reseptöre bağlandığı için, o gün alınan D vitamini gün boyunca koronavirüsü bloke ediyor, bağlatmıyor. Koronavirüs hastalarına şu anda günde en az 25 bin ünite D vitamini kullanılıyor. D vitamini yeterli olduğunda solunum cihazını bıraktığı görülüyor.

Neleri Takviye Etmeliyiz?

Başka hangi eser element eksikliği bu virüse yakalanmayı kolaylaştırıyor? Ve nasıl takviye alırız?

Tiroid hormonumuz iyi çalışmadığı takdirde guatr dediğimiz rahatsızlık oluşuyor. Guatr belirtisi olmasa bile, halsizlik, yorgunluk, sabah geç uyanma, çabuk hasta olma gibi belirtiler de tiroid bezinin sağlıklı bir şekilde çalışmayıp, iyot üretememesinden kaynaklanıyor. Tuzun içinde iyot var. Yemek pişerken değil de soğurken belli bir miktar tuz atmak, iyot ihtiyacı için gerekir. Sağlıklı bir kişinin günlük iyot ihtiyacı 150 µg(mikrogram)’dır. Besinlere baktığımızda, ton balığında, çilekte, dereotunda iyot bulunur.

İyot bir de toprakta vardır. Son zamanlarda ziraat ilaçları kullanımı topraktaki iyotu toptan yok ediyor. Takviye olarak eczacıların majistral (yapma) hazırlayacağı yüzde 5 iyot, yüzde 10 potasyum karışımı lugol formülü alınıp gargara yapılması veya günde bir iki damla lugol damlasından besinlerimize katarak içmek etkili olacaktır. Ayrıca iyotun radyasyondan koruyucu özelliği de var. Ben kendi çocuğuma haftada en az bir ki damla meyve suyuna koyup içiriyorum. Ama maalesef toplumumuzda sık kullanılan bir şey değil bu ve ülkemizde yüzde 90’a yakın iyot yetersizliği var.

Selenyum eksikliğinde de bağışıklık sistemi düşüyor yine. Odaklanamama, vücudun halsizliği ortaya çıkıyor. Dışarıdan selenyum takviyesi almak istemeyenler, bulgur, çiğ badem ve cevizden alabilirler.

Canan Karatay “Kelle paça yiyin” dediğinde insanlar dalga geçmişti. Kelle paçanın içerisinde doğal kolajen var. Ayrıca sarımsak ve sirke ilavesiyle içiliyor. Dünyada yapay zekâ, koronavirüse etkili yirmiye yakın doğal aday molekül belirledi. Bu moleküllerin arasında allisin içeren sarımsak var. Paçadaki kolojen vücudun immun sistemini destekliyor. Sirke ise fermente bir ürün olduğundan, zaten etkisi tartışılmaz.

Sirke, Turşu, Kefir, Yoğurt Ye

Fermente ürünlerin virüslere karşı çok etkili olduğu söyleniyor zaten. Bir de bağırsaklarımızın ikinci beynimiz olduğunu öğrendik. Bağırsak floramızı güçlendirmek konusunda neler önerirsiniz?

Sirke, turşu, kefir, yoğurt gibi fermente ürünler bağırsak florasını güçlendirmekte en etkili besinler.

İnsanoğlunun ömrünü kaliteli hâle getirmek kendi elinde. Bunun bir yolu da bağırsak sağlığı. Sirke, turşu, kefir, yoğurt gibi fermente ürünler bağırsak florasını güçlendirmekte en etkili besinler. Bizim tedavilerimiz; gelenek ve genetik kodlarımızda gizli. Orta Asya’dan at üzerinde Orta Avrupa’ya kadar helak olmadan gelen bir nesil var. Bunu kavurma, probiyotik, kımız gibi fermente ürünlere borçlu. İnsanlara komik geliyor ama bilmeden doğruyu söylüyor bizim halkımız, “onların yarasa çorbası varsa biz pastırma tüketiyoruz” diyor. Pastırmanın içerisindeki çemenin antiviral etkisi var mesela. Kavurma dinç durmaya yarıyor. Dünya bunların çok geç farkına vardı.

İnsanoğlu koronavirüsün aşısının derdine düştü. Aşının bulunması çok zor. Hâlbuki çözüm immun sistemini güçlendirmekte. Biz kendimize ait olmayan yoğurdu, kefiri tüketiyoruz. İçindeki probiyotikler yani mayası yurtdışından geliyor. Kendi probiyotiğimizi üretmek zorundayız. Yediğinde hazımsızlık yapabilen yoğurt ilginç bir şekilde bizde var. Çünkü içinde kullandığımız probiyotik bize ait değil ki, Fransıza ait. Yerlî ve millî İHA, SİHA, araç yapmak kadar, yerli ve milli probiyotik gen bankamızı kurmamız gerekiyor. Şuan bizim laboratuarımızda 12 bin yerli ve milli probiyotik koleksiyonuna sahibiz.

Kendimize İyi Bakmak Önemli

Evde yoğurt yapıyoruz, mayasını da yine evde yoğurt yapan birinden almışsak kendi probiyotiğimiz olmuyor mu bu?

Biz kendimize ait olmayan şeyleri tüketerek bağırsak floramızın var olmasını bekliyoruz. Kendinize iyi bakın derler ya, hakikaten kendimize iyi bakmak çok önemli.

Kendi mayanızın başlangıcı yine bir ecnebî imzası olabilir. Mayalandıkça dönüşüme uğramıyor. Zaten kodlanmış mayalar, mayadan maya üretseniz bile dördüncü seferden sonra o etkisini kaybediyor. Çünkü yurtdışı sizi kendine bağlıyor. Biz kendi laboratuarlarımızda 12 bin tane Türkiye izolatını ayırmayı başardık. Otobüsteki tutamaçtan tutun, mezardaki bakteriye kadar hepsini topladık. Bizim yaptığımız probiyotiklerde ırklar saf. Ben devlet erkânına bir çağrıda bulunacağım. Gelsinler Türkiye’de probiyotik gen bankası kuralım. Milli probiyotik bankamız olsun.

Ayla filminde bir üst teğmen Koreli bir kızı çantasına koyup Türkiye’ye getirmeye çalışıyordu. Oradaki Yüzbaşı “Bak evladım, her fidan kendi toprağında büyür” demişti. Biz kendimize ait olmayan şeyleri tüketerek bağırsak floramızın var olmasını bekliyoruz. Kendinize iyi bakın derler ya, hakikaten kendimize iyi bakmak çok önemli. Hayırlı ramazanlar diliyorum.