Amerika'da yaşayan Müslüman Hun Türk'ü Çaba'nın bir solukta okuyacağınız hikayesi

ÇAĞRI SAÇARALP , ANIL KARAKUŞ
Abone Ol

Komünist Macarların baskısıyla Türkiye’ye mülteci olarak gelen Csukás ailesinin Kaliforniya’ya yerleşmesinden sonra, önceleri Katolik Macar olan biricik oğulları tarihçi Çaba, kendi deyimiyle Müslüman bir Hun Türk’ü olarak devam eden renkli yaşamını İstanbul ziyaretinde Gzt editörleri Anıl Karakuş ve Çağrı Saçaralp ile paylaştı. İşte zaman zaman gözlerinizin dolacağı zaman zaman yüzünüzde istemsiz bir tebessüm oluşturacak Çaba'nın çarpıcı hayat hikayesi…

Sabah Çaba'yı (Csaba) karşılamak için saat 6’da Atatürk Havalimanına vardığımızda gün yeni ışımaya başlamıştı. Çaba'nın uçağının inmesine henüz 15 dakika vardı. Uçak rötar yapmadan tam saatinde indi ama; pasaport sırası yüzünden Çaba'yla 3 saat gecikmeden sonra kavuşabildik.

Fazla vaktimiz olmadığı için Çaba’yla Atatürk Havalimanı'na en yakın Yenibosna’da sohbet etmeye karar verdik ve birlikte yola koyulduk. Yol boyunca Türkçe ve Macarca dilleri arasındaki benzer kelimelerden konuştuk. Kahvaltı yapıp sohbet edeceğimiz yere yaklaşmıştık ki yol üstünde dev Türk bayrağını gören Çaba, içten bir şekilde 'Elhamdülillah' diyerek 3. kez Türkiye'de olmasının kendisini ne kadar mutlu ettiğinden bahsetti.

Kahvaltı yapıp sohbet edeceğimiz yere nihayet vardık ve keyifli sohbetimize çaylarımızı yudumlayarak başladık...

Çaba, İstanbul’a üçüncü kez geliyorsun, diğer ikisi gibi yine Türk Hava Yolları’nı tercih ettin, Amerika’nın THY’ye uyguladığı laptop yasağı seni etkilemedi mi?

Öncelikle Laptop yasağını çok saçma buluyorum. Ama bu beni etkilemez, çünkü bütün kriterler açısından Türk Hava Yolları dünyada en iyisi olduğu için her zaman Türk Hava Yollarını tercih etmeye devam edeceğim.

Türk Hava Yolları özellikle yemekleriyle de beğeni topluyor. Sen de beğeniyor musun?

Evet ben de beğeniyorum, uçakta yedim bir şeyler ama Türk kahvaltısını da çok özledim. (gülüyor)

Çaba, Amerikan vatandaşısın, orada doğdun büyüdün. Aileni Amerika’ya götüren süreçten bahseder misin?

Annem ve babamın anlattıklarına göre, Sovyet Rusya, 1970’li yıllarda komünist Macarlar aracılığıyla rejim karşıtlarına işkence yapıp, hapse atıyorlar, komünizm karşıtlarını göçe zorluyorlarmış. Önce ailemi komünist etkideki Yugoslavya ardından Bulgaristan’a sürmüşler. Babam bu sırada Osmanlı İmparatorluğu zamanında Türklerin ve Macarların iyi ilişkileri olduğunu, daha önce Osmanlı İmparatorluğuna sığınmış Macar büyüklerin hikayelerinden öğrenmiş. Bu sebeple Komünist zulmünden sığınma seçeneği olarak Türkiye hakkında daha fazla araştırma yapmaya başlamış ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne güvenerek İstanbul Kadıköy’de bulunan mülteci kampına gelmişler.

Bu kampta Sovyet Rusya’nın zulmünden kaçan Afganlar, Doğu Almanya vatandaşları, Polonyalılar, Ukraynalılar ve Kazaklar da varmış. Ailem bir süre Kadıköy’deki kampta kaldıktan sonra Türkiye’nin eski Macaristan Büyükelçisi Behiç Erkin'nin oğlu Serdar Özteğmen ile tanışmış.

Serdar Özteğmen mi ailenin Amerika’ya gitmesini sağlıyor?

Hayır öyle bir şey yok. Şöyle anlatayım, Serdar Özteğmen Macaristan’dan çocuk yaşta ayrılmış olmasına rağmen Macarcayı unutmamış. Aileme Türkiye’de farklı kültürlerin bir arada yaşadığını, Hristiyanların da Türkiye’de serbestçe ibadet edebildiğini İstanbul’da yaşayan Ermenileri örnek göstererek anlatmış. Hatta Serdar Özteğmen, Türkiye’de yaşamaya karar verirlerse çalışabilsinler diye Üsküdar’da askeri bir hastanede, mikrobiyolog olan anne ve babama iş bulmuş, … Ancak, ailem Türkiye, coğrafi olarak Rusya’ya yakın olduğu için burada yaşamaktan korkuyorlarmış. Yani Serdar Özteğmen ailemin Türkiye’de yaşamasını istemiş ama başaramamış.

Peki sonra ne olmuş, ailen Türkiye’den nasıl ayrılmış?

Ailem 3 ay Kadıköy’deki mülteci kampında kaldıktan sonra, Türkiye’nin onlara verdiği mülteci pasaportu sayesinde arabalarıyla Yunanistan’a gitmişler. Esas amaçları Yunanistan’dan Roma’ya geçmekmiş. Katolik kilisesi o zamanlar Komünist rejimden kaçıp kendisine sığınan mültecilere yardım edeceğini açıklamış. Katolik olan ailem de bu sebeple Yunanistan’da çok kalmayıp arabalarıyla Roma’ya geçmişler.

Keşke kalsalarmış Türkiye’de sen de Türkiye’de doğmuş büyümüş olurdun

Çaba'nın evindeki çerçeve

(gülüyor) Evet güzel olurdu. Ama ailem zamanında Sovyet Rusya korkusundan Türkiye’de kalmamış.

Peki, Katolik kilisesi ailene yardım etmiş ve ailenin Roma’ya gelmesini sağlamış. Peki, neden oraya yerleşmemişler?

Sovyet Rusya’nın o dönemlerde en büyük düşmanı Amerikaydı ve dünyada soğuk savaş yaşanıyordu. Ailem bu sebeple en rahat Amerika’da yaşayacağını düşündüğü için Roma’da da çok fazla kalmamış, arabalarını hurdacıya satıp Amerika’ya gitmişler.

Çaba, Katolik bir ailede büyüdün. Senin din değiştirip Müslümanlığı seçmene ne sebep oldu?

Babam bana bir gün 1. Dünya Savaşı’nda yaşanan bir hikayeden bahsetti. Babamın anlattığı hikaye şu şekilde:

Çanakkale savaşı sırasında İngiliz ve Anzak birliklerine içme suyu taşıyan bir gemiyi, Osmanlı Donanması fark eder ve durdurur; ancak durdukları geminin askerlere içme suyu taşıdığını öğrenince geminin geçmesine izin verirler. Aynı gemiyi bir süre sonra Alman donanmasına ait bir gemi durdurur. Bu defa gemiye Alman donanması geçit vermez ve gemiyi batırır. Böylece İngiliz ve Anzak askerleri susuz kalmış olur. Hz. Muhammed’in bir sözü var: Savaşta bile olsa düşmanını sudan ya da yiyecekten mahrum etmemen gerekir. Babamın bana 14 yaşımdayken anlattığı bu hikaye İslamiyet’i ilk kez düşünmeme neden oldu. Bir süre sonra Katolik olmanın beni ruhsal olarak tatmin etmediğine inanmaya başladım ve bu durumu ailemle paylaştım. Ailem de bana İslamiyet’in Katoliklikle benzer yanlarının bulunduğunu, bana İslamiyet’i araştırmam gerektiğini söylediler. O günden sonra İslamiyet’i ve diğer dinleri incelemeye başladım.

İslamiyete dair birçok şey okudum, araştırdım. Müslüman din adamlarına kafamdaki soruları sordum, 17 yaşımın sonlarında 18 yaşına girmek üzereyken Kasım 2002'de Kelime-i Şehadet getirdim ve resmen Müslüman oldum. Bana verilen Müslüman ismi Muhammed Karim’di ancak Macar ismim Csaba Csukás'ı kullanmaya devam ettim.

Şundan da bahsetmek istiyorum. Önceleri Müslümanlığı seçmekte tereddüt ettim. Çünkü Müslüman olduğum zaman Hristiyan çevremin çok az bir kısmı bana saygı duyacaktı. Ben de bundan endişe ediyordum. Ancak o dönem Muhammed Ali’nin hikayesini okudum. Onun tüm baskılara rağmen, kendisine gösterilen tüm tepkilere rağmen, kalbinin sesini dinleyip Müslüman olduğunu öğrendim. Ben de kendi kalbimin sesini dinleyerek Müslüman oldum. Şu an 32 yaşındayım ve 15 yıldır Elhamdülillah Müslümanım. İnşallah Müslüman olarak öleceğim.

Müslümanlığı seçtikten sonra hayatında ne gibi değişiklikler oldu?

Müslüman olduktan sonra daha sabırlı oldum. İslam her yönden mantıklı ve uyumlu bir din. Ailem, en başından beri bana saygı duydu.Size şunu anlatabilirim; annemi 2011 yılında göğüs kanserinden kaybettik. Cenaze masraflarını karşılayacak paramız yoktu. Annemin cenaze masrafları için camideki Müslümanlar kendi arasında para topladı ve bize yardım etti. Bu olay beni çok etkilemiştir. Annemi camiden toplanan yardım parasıyla Katolik adetlerine uygun bir şekilde kiliseden defnettik.

Müslüman bir Amerikan vatandaşı olarak ve zamanında ailesi göçe zorlanmış biri olarak Suriyeli mülteciler hakkında ne düşünüyorsun?

Zamanında bizi Macaristan’dan göçe zorlayan unsur ile şu an Suriyelileri kendi ülkesinden göçe zorlayan unsur aynı şey: Özellikle Rusların hırsı… Sovyet Rusya’nın biz Macarlara yaptığı baskıyı günümüzde de Rusya ve Esat Suriyelilere yapıyor. Rusya’nın Esat’a desteği Suriyelileri daha da zor durumda bırakıyor. Maalesef en az 400 bin Müslüman kardeşimiz Suriye’de yaşamını yitirdi.

Bu arada Macar gazetecinin Suriyeli bir Mülteciye çelme takıp düşürmesi çok konuşuldu, özellikle bu olaya Türkler büyük tepki gösterdi. Sen ne hissettin bu olayla ilgili?

O gazetecinin yaptığı şey insanlık dışı bir olay. Kesinlikle bunu kabul edilebilir görmüyorum. O gazetecinin yaptığı hareket bütün Macarlara genellenemez, Macarlar tarihte kendileri de mülteci olarak çok acı çekti. Suriyeli mültecilere bu şekilde davranılmasını, tarihte yaşanılan acıları bilen bir Macar kesinlikle kabul edemez. Ben de Macar kökenli biri olarak yaşanılan bu olaya çok üzüldüm.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan hakkında ne düşünüyorsun?

Avrupalı devletler özellikle (Hollanda, Almanya) ırkçı, Türk ve İslam düşmanı oldukları için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan nefret ediyorlar ama bana göre Erdoğan harika bir lider. Türkiye, Erdoğan iktidara geldikten sonra çok gelişti ve Türkiye'nin; Fransa, Almanya gibi Avrupa’nın büyük devletlerinden hiçbir farkı kalmadı. Avrupalı devletler Türkiye’yi bu durumdan dolayı kıskanıyorlar ve üvey evlat misali Türkiye’ye gereken saygıyı göstermiyorlar. Avrupa’da olan Türk karşıtlığı maalesef uzun yılladır var. Halbuki 1952’de yaşanan Kore Savaşında, Türk ordusu aralarında birçok Avrupa ülkelerinin de bulunduğu birçok NATO askerinin hayatını kurtardı. Avrupa her zaman Türkiye ile işbirliği yapmalıdır.

Amerika’da senin gibi kendisini Türk kökenli gören Macar arkadaşların var mı?

Amerika’da açıkçası çok fazla Macar arkadaşım yok. Çünkü Amerika’daki Macarların neredeyse hepsi asimile olmuş durumda. Benim gibi olan, yani İslamiyeti benimseyen ve Türk olduğunu düşünen sadece birkaç arkadaşım var. Amerika'da azınlığız ve bunun zorluklarını bazen yaşıyoruz.

Senin Facebook’ta Türk Dünyası'na ilişkin çeşitli etkinliklere ve Azerbaycan bayrağıyla bazı protestolara katıldığını gösteren fotoğraflar gördük. Bunlar hakkında bilgi verebilir misin?

Çaba'nın Amerika'da katıldığı Hocalı Katliamı protestosu

Benim gibi düşünen arkadaşlarımla birlikte Türk ve İslam dünyasına yapılan haksızlıklara karşı bazı protestolar düzenliyoruz ve katılıyoruz. Örneğin; Çinlilerin Uygur Türklerine yaptığı baskılar ve Ermenistan'ın yaptığı Hocalı Katliamı gibi olaylara sessiz kalmıyoruz. Ermenilerin soykırım var diye neden şikayet ettiğini hiç anlamıyorum. Asıl soykırımı yapanlar onların ta kendileri. Hocalı’da yaptıkları ortada. Bir Azeri arkadaşım var, bazen onunla bu konuyu konuşuyoruz. Hatta beraber Washington’daki Ermeni Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolara da katıldık. Ermenileri protesto etmek için kendi paramla el ilanları bile bastırdım. Beraber insan hakları projelerinde de yer aldık.

Biz Türklerin özelliklerini tarif etsen, neler söylersin?

Türkiye’yi ve Türkleri çok seviyorum. Çünkü ailem bana Amerika’da doğduğumdan beri Macaristan’dan Amerika’ya geliş sürecinde yaşadıkları zor durumları ve bu zor durumlardan Türk halkının sayesinde nasıl kurtulduklarını anlattı. Babam her zaman Türkiye’deki Müslümanların biz Macar mültecilere yardım etmek için nasıl çabaladıklarından bahsederdi.

Bu sebeple Türklerin kesinlikle yapmacık olmadıklarını düşünüyorum. Türklerin hayatlarının ve problemlerinin gerçek olduğunu biliyorum. Türkler ne hissediyorsa onu söylüyor. Türkiye’ye ve Türklere ait olan her şeyi seviyorum. Kendi evimde de Türk gibi yaşıyorum. Örneğin evimde çayımı ince belli Türk bardağıyla içerim, odamda Fatih Sultan Mehmet’in biblosu, Mustafa Kemal Atatürk'ün posteri var. Türkiye’ye daha önce 2 kez daha geldim. İnşallah yine geleceğim. Türkiye benim vatanım.

Çaba'nın evindeki Fatih Sultan Mehmet biblosu

Çaba ile kısa kısa...

Bir tarihçi olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun Macaristan'ı mağlup ettiği Mohaç Meydan Muharebesi hakkında ne düşünüyorsun?

(Türkçe konuştu) Kanuni Sultan Süleyman'ı çok seviyorum.

İsminin anlamı ne? Nasıl okunuyor?

Csaba, Avrupa Hun İmparatoru Attila'nın çocuklarından birisinin ismi. İsmim Türkçe 'Çaba' olarak okunuyor.

Türkiye'de nerelere gittin?

2010 yılında İstanbul, Çanakkale ve Truva'ya gittim. 2013 yılında ise İstanbul ve Kuşadası'na gittim. Elhamdülillah yine İstanbul'dayım.

Türk müzikleri ile aran nasıl?

Özellikle arabamda mehter marşları dinlerim. Fetih Marşını çok seviyorum. Bunun dışında Hadise, Murat Boz ve Hande Yener en çok dinlediğim Türk sanatçılar arasında.

(Röportaj İngilizce olarak yapılmıştır)