Batı Keşmir'e karşı neden sessiz?

YASEMİN ŞEVVAL ÇAĞLAYAN GZT 2 DAKİKADA OKUNUR

Koronavirüs salgını bütün dünyayı ve gündemi etkisi altına aldı. Ancak gözümüzle görmesek bile hala insanlar bir yerlerde başka sebeplerle acı çekiyor. GZT olarak Keşmir'le alakalı bir yazıyı sizler için derledik.

Dünya koronavirüs salgınıyla bir dayanışma testinden de geçiyor. Bütün gündem pandemi tarafından esir alınmışken dünyada insanlar hala uğradıkları haksızlıkların ve şiddetin öznesi olmaya devam ediyor. Mesela Irak'ta yeni bir çatışma ortamı tetiklenmeye çalışılırken, Hindistan'da ise Keşmirli Müslümanlar hala sistematik devlet şiddetine maruz kalıyor.

Gazeteci, köşe yazarı, çatışma ve terör analisti C. J. Werleman Keşmir sorunu üzerine bir makale yazdı ve "Dünya Hindistan'ın Keşmir'de uyguladığı şiddeti neden görmezden geliyor?" sorusunu sordu.

Werleman'ın makalesinden satır başları şöyle:

2008'in son haftalarında, ABD başkanlık seçimlerinde dönemin Demokrat adayı Barack Obama Keşmir krizini çözmek için kararlılığını ifade etti. Hatta Obama Keşmir krizini, "gelecek yönetim için kritik bir görev" olarak değerlendirmişti.

Obama'nın sözleri dünyanın en uzun krizlerinden birini işaret ediyordu. Bu sözler Hindistan'ın siyaset koridorlarında büyük bir kaygı yaratmıştı.

Bu durum bir ABD başkanının veya başkan adayının Keşmir krizini çözmeye dair son sözleri oldu.

Hatta Keşmirliler dünyanın en çok unutulan insanları haline geldi.

Neler oldu?

Keşmirliler sadece özgürlüklerini ve kendi kaderlerini tayin etme haklarını ellerinden alan acımasız bir statükoya hapsedilmediler, aynı zamanda bir milyon Hindistan askerinin tatbik ettiği vahşi ve acımasız bir işgale maruz bırakıldılar.

  • 4 milyon Keşmirli Müslüman yargı dışı cinayetlerin, periyodik toplu katliamların, tecavüz ve işkencenin öznesi haline getirildiler.

1989 ayaklanmasından bir kare

Hindistan'ın düzenlediği şikeli seçimlere ve bunu protesto edenleri vurmasına cevaben Keşmirli Müslümanların ayaklandığı 1989 yılından beri Hindistan'a göre 50 bin Keşmirli öldürüldü(Bu rakam artık öldüğü varsayılan kayıp 10 bin kişiyi içermiyor). İnsan hakları kuruluşları Hindistan'ın öldürdüğü Keşmirli sayısının devletin verdiği rakamların iki katı olduğunu tahmin ediyor.

Kaşmir'de bir toplu mezar. Mezarlar numaralarla isimlendirilmiş

Ve tabii, toplu mezarlar var. 2011 yılında Hindistan'ın Keşmirlilere uyguladığı devlet şiddetini araştıran bir insan hakları komisyonu, 20 yıl önce yaşanmış ayaklanmadan kaldığı tahmin edilen ve 38 farklı yere gömülmüş, kimliği teşhis edilemeyen 2 bin 156 ceset buldu. Cesetlerin çoğu kurşunlarla delik deşik edilmiş, başları kesilmiş ve parçalara ayrılmıştı.

Son zamanlarda neler yaşandı?

Son zamanlarda Keşmirli Müslümanlara uyguladığı şiddetin öldürücülüğünü azaltmak isteyen Hindistan, konvansiyonel silahlar yerine havalı tabancalar tercih etmeye başladı.

2016'nın son aylarında birçoğu -delik deşik haline gelen 11 yaşındaki bir çocuğu da kapsayan- gençlerden oluşan 500'den fazla Keşmirli, bu havalı tabancalarla yüzlerinden vuruldu. Gösterinin birinde Hintli güçler 4 bin kovan kullandı. Bu da, 1,3 milyon metal topun protesto amacıyla bir araya gelmiş silahsız gençlere doğrultulması demekti.

2016'dan bir kare

  • Metal saçmaların isabet ettiği hayatta kalanlar ömür boyu sürecek korkunç yaralar aldılar. 2016 yılının son yarısında Keşmirli doktorlar günde 12 göz ameliyatı yapıyorlardı.

Amma velakin, Hindistan'ın insan haklarını grotesk ihlali tartışılmamaya ve medyada yer bulmamaya devam ediyor.

Peki Batı medyasının dünyanın en büyük insani trajedilerinden birine sessiz kalmasını ne açıklıyor?

Demokrasi oyunu, şiddet ve ikiyüzlülük

ABD'nin gerçekten sapan "teröre karşı savaş"(war on terror) söylemi bu durumda büyük rol oynuyor. Bu duruma göre, Batı demokrasisi anti-demokratik, İslami aşırıcılığa karşı ideolojik bir savaşın pençesine düşmüş durumda.

Buna görüşe göre Hindistan dünyanın en geniş demokrasileriden biri, Keşmir de 4 milyon Müslüman'ın evi olarak görülüyor.

Dolayısıyla Hindistan'ın Batı'ya "Radikal İslam'a karşı savaşıyoruz" anlatısını satması epey kolaylaşıyor. Bu, Esed'in Suriye'de yaptıklarına, İsrail'in de Filistin'de yaptıklarına sunduğu gerekçeyle aynı.

Pankaj Mishra'nın ifade ettiği gibi: Keşmir'in komik ama iğrenç durumu iyi eğitimli Müslüman nüfusunu, geleneksel bir şekilde heterodoks ve çoğulcu mizaçlarını ve demokrasi için çaresizliklerini teşkil ediyor.

Hindistan'ın Keşmir'deki baskı ve şiddeti ise modern uluslararası toplulukların şimdiye dek gördüğü faşist rejimler gibi otoriter olarak tasvir edilebilir.

Son söz

Werleman yazısında Körfez medyasını da aynı şekilde Keşmir'e sessiz kalmakla suçluyor ve son olarak ekliyor: Bu yazıyı paylaşın, sosyal medyada dolaşan gönderiler basında da dolaşmaya başlar. Basında yankı bulan ifadeler politika belirleyicilerin de gündemini oluşturur.