Nesilden nesile aktarılan Osmanlı lezzeti: Boza

ÖMER FURKAN ÇINAR
Abone Ol

Bozanın Osmanlı'den bugüne yolculuğunu, soğuk kış günlerinde sokaktan gelen o sesi unutmak mümkün değil ve elbette 7'den 70'e hepimizin sevdiği fermente ve sağlıklı içeceğimiz olan, damaklarımızda yer eden tadı kış gelince yine aklımıza düştü.

Boza, darı irmiği, su ve şekerden üretilen bir kış içeceğidir. Bilinen en eski Türk içeceklerinden biridir. Günümüzde eski Osmanlı coğrafyası ile Orta Asya coğrafyasının bazı kısımlarında yapılıp tüketilir. Balkan coğrafyasından Türkiye, Kosova, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan, Romanya gibi ülkelerde ve Asya'dan Kazakistan, Kırgızistan kesimlerinde tüketilen bir içecektir. Yüzyıllardır yeme-içme kültürümüzde önemli bir yeri olan bozayı gelin daha yakından tanıyalım.

Boza içmenin sağlık açısından yararlarını gösteren infografik.

0. Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır. Karbonhidrat ve proteinin yanı sıra birçok besin öğesini içerdiğinden besleyici özelliği nedeniyle “sıvı ekmek” olarak anılır.
0. Bozanın mayalanması sırasında oluşan laktik asit, hazmı kolaylaştırmada çok yardımcıdır. İçerdiği laktik asit nedeniyle bağırsak florasını düzenleyici role sahiptir. Mide bezlerinin faaliyetlerini olumlu yönde etkiler. B kompleksi vitaminleri içerdiğinden beslenmede önemli role sahiptir.
0. Gribal enfeksiyon gibi, birçok enfeksiyona karşı bünyeyi dirençli kılar, yararlı bakterilerle vücuttaki direncin güçlenmesini sağlar. Zengin protein ve B vitamini içeriği nedeniyle enerji ihtiyacı fazla olan kişiler, gebeler ve sporcular için çok faydalıdır.
0. İçerdiği aktif mayalar sayesinde emziren annelerde süt yapımını artırır. Nitrozamin gibi kanserojen maddelerin vücuttaki oluşumunun önlenmesine yardımcı olur. İçerdiği aktif mayalar ve faydalı bakteriler sayesinde probiyotik etkisi vardır.
0. İbn Battuta isimli Arap gezgini, 14. yüzyıl başlarında yazdığı seyahatnamesinde Türklerin bulunduğu Deşt-i Kıpçak bölgesini anlatırken Türklerin içtiği bir şıra olan bozayı anlatmaktadır. "Tattığında ekşilik hissettiğim için hemen bıraktım. Yemekten çıktığım zaman bunun ne olduğunu araştırdım, anlattılar; Duki (düğ = ince bulgur) tanelerinden yapılan bir nebizdir bu. Onlar Hanefi mezhebindendir ve nebiz onlar nezdinde helaldir. Buralılar dukiden yapılmış bu nebize buza (boza) adını veriyorlar."
0. Evliya Çelebi 17. yüzyıl ortalarında İstanbul'da 300'den fazla bozacı dükkânının bulunduğunu, bu dükkânlarda 1100 kadar bozacının çalıştığını aktarmıştır. Osmanlı'da fazla mayalandırılarak, içine afyon katılan bozahanelerin, 19.yüzyıla doğru ortadan kalktığı biliniyor. Boza, Mısır ve Kuzey Afrika sahilleriyle Akdenizli tüccar gemiciler aracılığıyla batıya, Hazar Denizi güneyinden doğuya, Asya içlerine ve Çin’e; İran ve Afganistan’a, Kafkaslar’dan kuzeye, Volga havzasına doğru geniş bir coğrafyaya yayılır.
0. İçilmeden önce de ekşimesini sağlamak için içine bir miktar şeker katılır. Soğuk tutulmazsa boza dört günden fazla dayanmaz. Bakır bozayı bozabileceği için boza güğümler içinde saklanmaz mermer küpler veya cam sürahiler içinde saklanır cam bardaklarla içilir.
0. Boza yapmak için önce darı değirmende öğütülür, kepeği çıkarılır, kazanda kavrulur. Bir miktar suyla koyuca pişirilir sonra elekten geçirilerek öz haline getirilir. Bu hale gelen boza, eski boza veya hamur mayası ile mayalandırılarak serin bir yere bırakılır.
0. Boza; su, şeker ve darı irmiğinden üretilen bir kış içeceğidir. Boza en çok Eylül-Mayıs ayları arasında tüketilir. Eski zamanlarda köşe başı bozacılarında satılan, sokakta sıklıkla içilen bir kış içeceğiydi.​