Pazar ritüeli: Neden ihtiyacımız yokken alışveriş yaparız?

ÖMER FURKAN ÇINAR
Abone Ol

Pazar günleri şüphesiz ki alışveriş için en ideal aynı zamanda lüzumsuz tüketimin arttığı ve insanların kendini alışveriş merkezlerine kapattığı tatil günü. Tüketim, ihtiyaçlarımızın rasyonel olarak tatmin edilmesi midir? Daha çok tüketim, mutluluğu da peşinden getirir mi? Uluslararası markaların çoğalarak tüm dünyaya yayılması, yeni alışveriş merkezlerinin en geleneksel toplamların bile tüketim alışkanlıklarının değişmesine sebep oluyor. Kendilerine yapay ihtiyaçlar oluşturan insanlar aynı ürünün farklı rengini bile alabilecek duruma geliyor.

Herkes bazı ihtiyaçlarını karşılayabilmek için belli zamanlarda belli miktarda alışveriş yapar. Bazen, hiç ihtiyaç duymadığımız şeyleri de sevinç, üzüntü, öfke gibi farklı duyguların etkisinde kalarak satın alabiliriz. Her anlamsız, gereksiz ya da aşırı alışveriş davranışı hastalık anlamına da gelmez, peki neden ihtiyacımızdan fazlasını tüketiyoruz?

Alışveriş icat edilmiş kavramdır

Orta çağları bir düşünelim. Krallar, sultanlar, prensler alışveriş yapmıyorlardı. Terziler onlara özel kıyafetler dikiyordu. Saraydaki eşyalar ise onlara babalarından ve annelerinden kalıyordu. Bu eşyalar, giysiler ve maddi varlıklar ise son derece kaliteli ve uzun ömürlüydü. Sıradan halk ise daha az eşyaya sahipti çünkü onlara özel kıyafet dikilmesi gibi şeyler oldukça pahalıydı.

Bir şeyin atılması ve ucuz olması o zamanlar mevcut değildi desek yeridir. Plastik yoktu bir kere. Alüminyum yeni yeni kullanılıyordu. Yani alışveriş diye bir kavram yoktu, zira bir üründen binlerce üretilmesini sağlayacak üretim sistemi henüz mevcut değildi. Bir ceket, bir eldiven, bir çift ayakkabıya sahipti eskiden insanlar. Bu şeylere de iyi bakmak gerekiyordu çünkü ikincisini almak pek de mümkün değildi.

Günümüze doğru geldiğimizde alışverişin kökeninde ifade ve seçim özgürlüğünün bulunduğunu söyleyebiliriz. Tarihte sadece üst sınıfa ait olabilen şeyler, ilk kez aynı zamanda tüm halkın erişimine açıldı.

Bu ilk açılım materyalizmden ya da alışveriş çılgınlığından ziyade bir tür özgürlüğü işaretliyordu. Yani insanlar artık oturup kendi sabunlarını yapmak yerine hazır sabunlarda satın alabiliyorlar ve bu sayede kendilerine vakit ayırabiliyorlardı.

Alışveriş duygusaldır

Zara’ya gidince gömlek almayız aslında. O gömleğin bize vereceği duyguyu satın alırız. Ya da popüler bot markası Uggs’ı ele alalım. Kimsenin Uggs’a dair bir arzusu yoktur. Ancak rahat olmak ve modaya uyma arzusu vardır. Uggs giydiğinizde bu duyguyu satın alırsınız. Hem rahat hissedersiniz hem de arkadaş grubunuza uyum sağlarsınız. Zira tüm alışveriş duygusal bir eylemdir.

En ucuz ürünü alsanız bile bunun kökenine bir duygu yatar. Sizin eşyalara ve giysilere biçtiğiniz değere ve atfettiğiniz duyguya yönelik bir seçim vardır burada. Kendinizi reklamlardan asla etkilenmeyen biri olarak görseniz ve ucuz ürün satın alsanız bile bunun kökeninde duygusal bir tercih vardır.

Başka bir örnek: Spor salonuna üye olduğunuzda spor salonu üyeliği satın almazsınız. Hayalinizdeki fit vücudu satın alırsınız. Ceviz bir masa satın aldığınızda masa satın almazsınız. Havalı ve iyi eğitimli arkadaşlarınızda bu masanın etrafında oturup muhabbetetme ve eğlenme hayalini satın alırsınız. Yani alışveriş bir üst sınıfa yükselmeyi ve rahatlığı sağlamakta, hayatı kolaylaştırmaktadır.

Alışveriş için ürettiğimiz bahaneler

0. 1. İhtiyacım var
Alışverişin duygusal olduğunu söyledik ama yine de kendimizi satın alma işlemi için ikna etmemiz gerekir. Mantıklı bir gerekçe üretme ihtiyacı da hissederiz. 10 gömleğimiz olabilir, ama 11. gömlek geçen hafta aldığımız keten ceketle çok şık olur!
0. 2. Aile ve arkadaş etkisi
İnsanlar olarak çevremizdeki kişilerin eylemlerini taklit etmeye eğilim gösteririz. 1951 yılında yapılan bir deneyde, katılımcıların %75’i en az bir kere yanlış olduğunu bildikleri bir şeyi doğru olarak kabul ettiler. %25’i ise bunu reddetti.  Soru neydi, biliyor musunuz?
0. 3. Alışverişi seviyorum
0. 4. Bu fiyata kaçmaz

11 Kasım, Muhteşem Cuma, Kara Cuma, Hayırlı Cuma, Anneler Günü İndirimi, Babalar Günü İndirimi, 23 Nisan İndirimi, 30 Ağustos İndirimi, Hoşgeldiniz İndirimi, Beş Gittiniz İndirimi…“Bi daha bu fiyata bulamam” türü bir düşüncenin de sonu yoktur. Her şey her zaman güya indirimdedir çünkü.

0. 5. Kolay alışveriş
Bir zamanlar alışveriş zahmetli bir işti. Hafta sonu beklenir, mağazalar tek tek gezilir, fiyatlar kıyaslanırdı. Şimdilerde birkaç tıkla istediğiniz şeyi satın alabiliyorsunuz.  Ürün de 24 saatten kısa bir sürede elinize ulaşıyor.Bu kolaylık ise ihtiyaç duyulmayan şeyleri satın almayı, evi gereksiz şeylerle doldurmayı kolay hale getiriyor.
0. 6. Kendimi ödüllendirmeliyim

2 haftadır çalıştığınız sınavdan 100 almış olabilirsiniz… 4 aylık bir projeyi başarıyla tamamlamış olabilirsiniz… Tebrikler öyleyse. Bunun manevi tadını çıkarmak yerine kendinizi maddi bir şeyle ödüllendirmek işin duruluğunu ve saflığını bozacaktır.

Ya da zor bir günün ardından stres atmak, mutsuzluğu perdelemek için de benzer bir tutum izlenmektedir. 500 liraya alacağınız gözlük, sizi mutsuz eden şeyleri ortadan kaldırmayacaktır. Bu sorunu ortadan ancak siz kaldırabilirsiniz.
0. 7. Herkesin var benim neden olmasın

Bu insanın doğasında yer alan bir problem, bir bug’dır. Bir şeye başka insanların da sahip olması nedeniyle o şeyi satın alma isteği… İlkokuldayken de “Ahmet’in Pokemon’lu beslenme çantası var” diye anne babamızın başının etini çok yemişizdir.

Bugün ise sosyal medya ve Instagram çağında bu yarış daha da kızışmış durumda. Ünlü şarkıcıların, sanatçıların, futbolcuların, fenomenlerin giydiği tişörtün aynısından almak da yine moda bir hareket. Herkesin özgün ve biricik olmaya çalıştığı bir dönemde “Rihanna da aynısından giyiyor” diye onun giydiği tişörtten almak da akıl alır gibi değil.
0. 9. Yüz lirayı neye vermiyoruz ki?

“Neye 100 lira vermiyoruz ki?”

“10 lira yarım ekmek döner parası bile değil…”

Para satın alma gücünün simgesidir. Tek başına kağıt parçasından öte bir şey değildir. Bir şeyi satın aldığınız zaman bu güç de elinizden gitmiş olur. “Sadece 100 lira” diyerek elinizdeki bu gücü parça parça dağıtmak mı, yoksa bu gücü biriktirip uzun vadede daha çok ve daha önemli şeyler için harcamak mı? Size hangisi mantıklı geliyorsa, o şekilde davranmaya devam edin.
0. 10. Yattı balık, yan gider
150 liralık bütçeniz olmasına rağmen 250 liralık alışveriş yaptınız ve 30 liraya çok şık bir triko gördünüz… “Yattı balık, yan gider” diyerek 30 liralık bir harcama daha yapmak, esasında sizin için çok da önem arz etmeyen şeylerle evinizi doldurmanıza neden olacaktır.