Türkiye’de siyasal iletişimin kısa tarihi: 50-60

TUNAHAN ELMAS
Abone Ol

31 Mart 2019 yerel seçimler için AK Parti’nin geleneksel seçimkampanyalarının dışına çıkacağını açıklamasının ardından, Türk siyasi tarihine izbırakmış başarılı kampanya ve siyasal iletişim teknikleri üzerine kısa birtarih yolculuğuna çıkıyoruz. Yazı dizisinin ilk bölümünde demokrasi tarihimiz açısından birkavşak olan 1950’ler var. İşte Türkiye’de siyasal iletişimin kısa tarihi…

  • ‘-Sizden biz yararlanmak isterdik Selçuk Bey
  • +Siz benden böyle bir hizmet isteseydiniz yapmazdım. Çünkü ben Türk milletinin demokrasi gerçeğini dinlemesinin değil, yaşamasının hasreti içindeyim. O nedenle sizin iktidarı halkın oylarıyla kaybetmeniz ve muhalefetteki partinin iktidara gelmesini istiyorum.
  • -Peki ama yeter sözü ile ne demek istiyorsunuz. Ne yeter?
  • +Muhalifleri destekleyen vatandaşlara yapılanlar yeter; her gün gazetelerde okuduğumuz tatsız olaylara yeter; devletin görevi olan hizmetlerin muhalefetteki vatandaşlardan esirgenmesine yeter.’

İsmet İnönü ve solunda oturan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel

Türk siyasetine yeni bir soluk

Bu diyalog Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve Teknik Öğretim Müsteşarlığında görevli memur Selçuk Milar arasında geçmişti. 14 Mayıs 1950 seçimlerinden önce muhalefetteki Demokrat Parti’nin seçim afişini hazırlayan Selçuk Milar, Bakan Yücel tarafından görüşmeye davet edilmiş ve başarısından dolayı bizzat bakan tarafından taktir edilmişti. Ancak göstermelik olan bu tebrikten 20 gün sonra Selçuk Milar, dönemin CHP hükümeti tarafından Urfa’daki bir şantiyeye sürgün edildi. Sürgün kararının ardından memuriyetten istifa eden Milar, uğruna memuriyetini kaybettiği seçim afişiyle ise Türkiye siyasetine yeni bir soluk getirmeyi başardı. 1950 sonrasında siyasi kampanyalar sık sık değişim ve dönüşüm yaşarken, Milar’ın bulduğu türden etkili ve kısa bir slogan aradan geçen uzun yıllarda bir türlü bulunamadı.

Başbakan Adnan Menderes makamında.

Önümüzdeki yerel seçimler için AK Parti’nin geleneksel seçim kampanyalarının dışına çıkacağı açıklamasından sonra Türk siyasal hayatında iz bırakmış başarılı kampanya ve siyasal iletişim teknikleri üzerine kısa bir tarih yolculuğuna çıkacağız. Dönemlere ayırarak ele alacağımız seçim kampanyaları yazı dizisinin ilk bölümünde demokrasi tarihimiz açısından bir kavşak olan 1950’ler var. İşte Türkiye’de siyasal iletişimin kısa tarihi…

Tarihin en etkili kampanyasıydı

Tam anlamıyla demokrasiye 1950 ile birlikte geçen Türkiye’de özgür ve sağlıklı bir ortamda siyasi kampanya yürütme imkanı da ilk olarak bu dönemde ortaya çıktı. 1946’da siyasi partilerin kurulmasına imkan tanınmasıyla birlikte birçok parti kurulmuş ancak bu partilerden sadece Demokrat Parti halkta ciddi bir karşılık bulmuştu. CHP’den istifa eden Celal Bayar, Refik Koraltan, Fuat Köprülü ve Adnan Menderes gibi isimlerin kurduğu Demokrat Parti’nin parti programı da CHP’yle %90 ölçüde örtüşüyordu.

Başbakan Adnan Menderes (Sağ)

‘Laikliğin din düşmanlığı olmadığı’

Ekonomide ve sosyal alanda daha fazla hürriyet talebiyle ortaya çıkan Demokrat Parti’nin, en büyük vaadi ise dini alanda vatandaşa serbestiyet tanımaktı. Parti programına ‘laikliğin din düşmanlığı olmadığı’ ibaresini ekleyen Demokrat Parti, yıllardır bir problem haline gelen inanç hürriyeti meselesini çözme noktasında da kendince bir yol buldu. Laikliği, ferdin inançlarını istediği şekilde yaşama özgürlüğü üzerinden okuyan Demokratların bu tutumu toplumda ciddi bir destek görürken, DP’nin yaklaşan seçimlerde rüzgarı arkasına almasını sağlıyordu. Ancak 27 yıllık tek parti iktidarının kansız bir şekilde seçimle devri dünya üstünde pek görülmüş şey değildi. Demokratlar, CHP’den bıkan kitleler için etkili bir slogan bulurken, ‘seçimi kaybedersek sonumuz ne olur’ diye düşünen CHP’lilere de ‘devri sabık yaratmayacağız’ sözüyle yargılanmama garantisi veriyordu.

İki tarafa da hoş görünecek bir kampanya

1950 seçimleri öncesi kampanyada Demokratların en göze çarpan seçim stratejisi millet kavramı üzerinden hakimiyeti miliye yani milli egemenlik vurgusuyla kampanyayı yürütmekti. Halk ve millet ayrımında halk o günkü toplumda yaşayan kitleleri temsil ederken, millet hem geçmiş hem geleceği temsil ederek daha uhrevi bir anlam taşımaktaydı.

İsmet İnönü ve eşi Mevhibe İnönü

‘Yeter Söz Milletindir’

  • Milletin özgürce vereceği bir kararla iktidara gelmek, CHP’ye göre bürokrasi ve Ordu’da oldukça zayıf olan Demokratlara özel bir meşruiyet kaynağı sunabilirdi. Bu ortamda ortaya çıkan ‘Yeter Söz Milletindir’ afişi aynı zamanda seçimin sloganı ve parolası haline gelmişti. Bu slogandaki özgürlük talebi ve vaadi kitlelerin beklentileriyle örtüşürken, aynı zamanda slogan sahiplerine de özgürlükçü ve demokrat bir imaj yüklüyordu.

15 Mayıs 1950'de DP Genel Başkanı Celal Bayar (sağda), seçimi kazandıkları anlaşıldıktan sonra Rüzgarlı sokaktaki Ankara İl İdare Kurulu binasına gitti.

Radyoların ilk defa propaganda için kullanıldığı seçimlerde CHP’lileri de teskin etmeye çalışan Demokratlar, ‘devri sabık yaratmayacağız’ ifadesini de bir seçim sloganı haline getirdi. İktidarın ne olursa olsun İsmet Paşa’nın iki dudağının arasında olduğunu bilen Demokratlar, CHP’ye yüklenirken de ılımlı bir dil kullanmaya ve iktidardakileri korkutmamaya özen gösteriyordu. Eski defterlerin açılmayacağına söz veren Demokratlar, CHP’li yöneticilerin uzun yıllar sonra iktidarı devretme noktasındaki korkularına böylelikle seslenmiş oluyordu.

Seçim afişleri.

Sorunsuz teslimiyet

Kampanya sonunda Demokrat Parti iktidara gelirken, CHP sorunsuz bir şekilde 27 yıllık iktidarı devretmeyi kabul etti. Ancak sonrasında yaşanılanlar başlangıçtaki kampanyadan uzaklaşıldığını gösterecekti. 1950 sonrası devam eden 10 yıl içindeki siyasi kampanyalarda Demokratlar uzlaşı ve hürriyet talebinden çok ezeli rakip CHP’yle verilen tarihsel kavgaya sık sık referans verecekti.

1 Temmuz 1953'de Başbakan Adnan Menderes (ortada), Ege gezisinde.

Sonu nasıl biterse bitsin, Demokrat Parti Türkiye’deki siyasal iletişim tarihinde yeni ve etkili bir kampanya metodunun kapısını araladı. Özellikle ‘Yeter Söz Milletindir’ sloganı daha sonra DP’nin devamı niteliğindeki Adalet, Anavatan, Doğruyol gibi partilerce kullanılırken, slogan sık sık değişikliğe uğratılarak siyasal yelpazenin solundaki partiler tarafından da ortaya atıldı. Yeter, Söz Emekçilerindir, Yeter, Söz Hakkındır şeklinde revize edildiğini gördüğümüz Demikırat’ın sloganı bu anlamda tarihin en etkili seçim kampanyalarındandı.

İcraat siyasetinin propaganda diline uyarlanması:1954 Seçimleri

Demokrat Parti için 1954 seçimlerindeki siyasi kampanyanın en önemli ayağını hükümet icraatları oluşturuyordu. Bir önceki dönemde seçim kampanyası özgürlük ve demokrasi vaadi üstüne kurulurken, Demokratların yeni dönemdeki stratejisi yaptıkları icraatlar üzerinden propaganda faaliyetlerini yürütmekti. İktidardaki bir partinin özgürlük ve demokrasi vaadi vermesinin saçma olacağının farkında olan DP yönetiminin ortaya attığı en önemli slogan, sonraki yıllarda sağ siyasetin dilinden hiç düşmeyecekti; Büyük ve Güçlü Türkiye…

1 Temmuz 1953'de Başbakan Adnan Menderes Ege gezisinde halka hitap etti.

Yatırım ve refah seviyesinin yükselmesi: Büyük ve Güçlü Türkiye

  • Büyük ve Güçlü Türkiye sloganı Demokrat Parti’yle birlikte yapılan yatırım ve artan refah seviyesinin slogana dönüşmüş halini yansıtıyordu. Yapılan yollar, barajlar ve köprüler üzerinden iktidarın başarısını ortaya koyan Demokratlar için sayılan icraatlar Türkiye’yi refah seviyesi yüksek Batı Medeniyetleriyle eş değer bir noktaya taşıyacaktı. Yol, köprü, baraj ve büyük inşaatlar Türkiye’nin kalkınmasındaki en temel icraatlar olarak Demokrat Parti kampanyasında ortaya çıkarken, CHP’nin tek parti yılları yoksulluk ve sefalet dönemi olarak seçmenin gözüne sokuluyordu.

Başbakan Adnan Menderes

DP’nin 1954 seçimleriyle birlikte ortaya attığı Büyük Türkiye sloganı aynı zamanda kutlu bir rüyanın da sembolize edilmiş haliydi. İmparatorluk bakiyesi bir devletin yeniden büyük olma arzusunu seçmene hissettiren DP, aynı zamanda kendi iktidarının kızıl elmasını da böylelikle belirlemiş oluyordu. Çünkü ‘Büyük Türkiye’ sınır konulamayacak bir rüyayken aynı zamanda soyut bir kavramdı. Yapılan icraatlarla bu iddia somutlaştırılırken, geçmiş icraatlar gelecek icraatlar için bir referans olma niteliğindeydi. Süleyman Demirel ve Turgut Özal gibi siyasi liderlerin de sık sık başvuracağı ‘Büyük Türkiye’ idealinin siyasi propagandada güçlü bir materyal haline gelmesi 1954 seçimlerini Türkiye açısından daha da önemli kılacaktı.

Ezan'ın Arapça okunma yasağının kaldırılması

Yine bu seçimlerde DP’nin seçim kampanyasının temel direğini oluşturan söylemlerin başında ezan ve inanç hürriyeti meselesi geliyordu. Dini kavramlar ve Türkçe ezan meselesi üzerine yoğun bir propagandaya girişen DP, iktidarı kaybetmesi halinde CHP’nin laiklik kavramı üzerinden tekrar bir yıpratma hareketine girişeceğini iddia ediyordu. DP’nin inanç hürriyetinin temini noktasında en büyük icraatı da ezanın Arapça okunmasına yönelik yasağın kaldırılmasıydı. Aslında meclisteki CHP’lilerin de muhalefet etmediği bu karar, propaganda alanında DP’nin istediği şekilde yansıtılacaktı.

İlk okunan Türkçe ezana ait bir gazete kupürü.

DP’nin icraatlar ve inanç hürriyeti üzerinden yürüttüğü bu dönemki seçim kampanyasında CHP ise daha atıl ve pasif kaldı. İktidara yönelik ciddi bir muhalefet kampanyası yürütemeyen CHP, bu seçimlerde Atatürk kartını ve Milli Şef İsmet Paşa figürü üzerinden güç toplamaya çalışırken, kan kaybetmeye devam ediyordu.

İktidarın temel hizmetlerdeki icraatları, yurt dışı destekli kredi yardımlarıyla birlikte büyüyen ekonomi CHP’nin elini kolunu bağlıyordu. Atatürk’ün partisi ibaresini bu seçimlerde sık sık vurgulayan CHP’ye karşı, çıkarttığı Atatürk’ü Koruma Kanunu ve yıllardır inşaatı tamamlanmayan Anıtkabir’in faaliyete geçişiyle birlikte DP’nin bu seçimde Atatürk üzerinden gol yemesi de pek mümkün değildi. İsmet Paşanın kişisel karizması üzerinden yürütülen propaganda, CHP’ye büyük bir hezimet yaşatırken, DP kırılması güç bir rekora imza atıyor ve Türkiye’nin bugüne kadar gördüğü en yüksek oyla seçim kazanan partisi konumuna geliyordu. 2 Mayıs 1954'te yapılan seçimlere yüzde 88,6 oranında katılım olurken, sandıktan kırılması güç bir rekor çıkıyordu. Demokrat Parti oyların yüzde 58'ini alarak 490 milletvekili ile yeniden iktidara gelirken, CHP ise adeta erimişti. İsmet Paşa’nın yeni dönemde Meclis’te sadece 30 milletvekili vardı.

26 Ocak 1958'de, ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles (solda), Ankara ziyaretinde Başbakan Adnan Menderes (sağda), tarafından karşılandı.

Yeni Dönem: Topyekün Kavga

Demokrat Parti’nin ilk dönemdeki başarısı ikinci döneminde gerçekleşmedi. Refaha alışmış halk, yeni dönemde bozulan ekonomiyle birlikte sıkıntıya düşmüştü. Bu durum Demokrat Parti’yi zor durumda bırakırken, iktidarlarla muhalefet arasındaki gerilim günden güne artmaktaydı. Ordu içinde cuntaların gelişim gösterdiğine dair iddiaların varlığı da Demokratları erken seçim kararı almaya itti. Demokrasinin kurulmasından sonraki süreçte Türkiye’nin ilk erken seçimi olacak 1957 seçimleri yeni bir siyaset dilini de ortaya çıkaracaktı. Seçim ittifaklarının fiili olarak ilk kez kurulduğu 1957 seçimleri Türkiye’deki cephe siyasetininin de ilk örneğini teşkil edecekti.

CHP’nin stratejisi: Dikta Rejimi Kurulmak İsteniyor

CHP’nin 1957 seçimlerinde kullandığı kampanya dili 1950 seçimlerindeki Demokrat Parti kampanyasına belli noktalarda benziyordu. Ancak o kampanyadaki DP’nin yapıcı eleştirilerine karşı, CHP’nin dili son derece sert ve saldırgandı. DP’nin ülkeyi partizanca yönettiğine vurgu yapan CHP’nin talepleri sloganlarında kendini gösteriyordu. Kampanyanın en göze çarpan sloganları şu şekildeydi; “Partizan idareye son”, “Hukuk devleti düzenini kurmak”, “Bağımsız mahkeme, hakim güvencesi”, “Tarafsız radyo”, “Memurlara grev hakkı”, “Seçimlerde nispi temsil usulü”…

Milliyet gazetesine ait kupür.

  • Bu sloganların bir çoğu aynı zamanda vaat niteliği taşıyordu. DP’nin 1954 sonrası muhalefete karşı baskılarını artırdığını savunan CHP’nin en önemli argümanları; Menderes’in kendisine oy vermeyen Kırşehir’i ilçe yaparak cezalandırması, kendisini eleştiren basına sansür uygulaması, 1950’den beri seçim kampanyalarında kullanılan radyo üzerinden propaganda yapma imkanını sadece iktidara yönelik bir imtiyaz haline dönüştürmesiydi. İsmet Paşa’nın bu dönemde tüm yurtta, her alanda topyekün muhalefet şeklinde ortaya attığı bu muhalefet biçimine göre DP’ye her taraftan saldırılacaktı. Daha önceki seçimlerde siyasal iletişim aracı olarak kullanılan gazeteler ise yeni muhalefet tarzına uygun hale getirilmişti. Örneğin CHP’yi destekleyen bir gazete o gün tüm sayfaları boş bir şekilde çıkıyor ve bu şekilde DP’nin basına yönelik sansür politikaları yeni bir tarzda geliştirilen eleştirilerin muhatabı olabiliyordu.

CHP’nin demokrasi ve özgürlük talepleri üzerine kurduğu 1957 seçim kampanyasında göze çarpan bir diğer söylemi tüm muhalefeti kapsayıcı bir dil kullanmasıydı. Muhalefetteki diğer partilerin CHP çatısı altında birleştirilmesi istenirken, bu şekilde ülke tam anlamıyla ikiye bölünüyordu. CHP, HP ve CMP’den oluşan DP karşıtı ittifak, yayınladıkları bildiride; ‘Parlamento'nun kurucular meclisi olarak çalışması, altı ay içinde rejimin temellerini kurması ve işçiye grev hakkının verilmesi’ talepleri yer alıyordu. Bu bildirideki taleplerin bir çoğu 1959’da CHP Kurultayında kabul edilen ‘İlk Hedefler Beyannamesine’ girecek, daha sonra yaşanan 27 Mayıs darbesinden sonra da talepler hayata geçirilecekti.

Cumhuriyet gazetesine ait kupür.

Demirkırat’ın son direnişi; Nurlu Ufuklara Doğru

CHP önderliğinde birleşen yeni cepheye karşı Menderes’in sarıldığı can simidi daha önceki seçimde ortaya atılan kutlu idealdi. İktidardaki DP, seçim kampanyasını bütünüyle ekonomik kalkınma teması üzerine kurdu. Büyük kentlerde başlatmış olduğu “imar hamlesi” DP propagandasının temelini oluşturuyordu. Seçim kampanyasında köylerin refahı ve sanayideki kalkınmaya dikkat çeken DP özellikle İnönü'yü eleştirerek nispi temsil sisteminin ülke için zararlı olacağının propagandasını yaptı. DP’nin 1957 seçimlerindeki sloganlarının temelinde yatan vurgu ‘istikrar’dı. Büyük Türkiye idealini hayata geçirmek için seçmenden zaman ve destek isteyen DP’nin seçim sloganı ise 'Nurlu ufuklara doğru' idi.

Başbakan Menderes oy kullanıyor.

  • Nurlu ufuk, daha önce bahsettiğimiz her anlamda kalkınmış, dünyada sözü geçen bir Türkiye’nin gerçeğe dönüşmesiydi. DP bu ideal uğruna savaşırken, CHP’yi bozguncu bir muhalafetle, yapılanlara mani olmaya çalışmakla suçluyordu. O güne kadar Türkiye’nin daha önce görmediği bir gerilimde geçen 1957 seçimlerinin siyasi kampanyalar tarihine en büyük katkısı ise büyük mitingleri ortaya çıkarmasıydı. DP lideri Menderes, kendisine yönelik yürütülen yıkıcı muhalafete karşı mitingleri bir gövde gösteresi olarak kullanma formülünü geliştirmişti. Halkın DP’den desteğini çektiğini iddia eden muhalafete karşı art arda yapılan mitinglerin fotoğrafları afişler haline getirilerek, köylere götürülüyordu. Bu şekilde köylülere de bir mesaj veriliyordu. Bu mesaj toplumun genelinin güçlünün yanında durma iç güdüsüne yönelik atılmış bir adımdı aynı zamanda.

Ulus gazetesine ait bir kupür.

1957 seçimlerinin kampanyalar tarihi bağlamındaki bir diğer özelliği de lider kültünün tam manasıyla ortaya çıktığı seçim olmasıydı. DP bu dönemde Başbakan Adnan Menderes’in kişisel karizmasını sonuna kadar kullanmayı tercih etti. Menderes’in fotoğraflarıyla süslenen afişler ‘desteğinizi istiyorum’ sloganıyla bütünleşmiş ve halkın Menderes’e yönelik kişisel teveccühü siyasal bir propaganda faaliyetinin en temel argümanlarından biri haline gelmişti. Menderes’in liderlik karizması, miting meydanlarında ve radyodaki hitaplarında doruk noktasına ulaşırken, Türk sağında kalıplaşacak liderlik profilini de inşaa ediyordu. Bu dönemde başlayan inşaa süreci bugünlere kadar uzanan ‘milletin adamları’ silsilesinin de yapı taşıydı. Menderes’le birlikte ortaya çıkan ‘milletin adamı’ figürü, Türk siyasal hayatında daima güçlü liderlik arayışını da beraberinde getirirken, sağ siyasetin lider ortaya çıkarma noktasında tarihsel bir birikime sahip olmasının da önünü açacaktı.

1 Temmuz 1953'de Başbakan Adnan Menderes, Ege gezisinde kumaş fabrikasını gezdi.

Silah ve üniformaların gölgesinde

Demokrat Parti, 1957 seçimlerinde yaşadığı %10’luk oy kaybına rağmen iktidarda kalmayı başardı. CHP ise yükselişe geçmişti. 1957 seçim sonuçlarından güç alan CHP daha sonraki yıllarda muhalefetin dozajını da günden güne artırırken, 27 Mayıs’la birlikte bir dönem kapanacaktı. 1950-60 arasında yapılan seçimler yeni kampanya tekniklerinin kullanımı ve kalıplaşmış siyasi söylemlerin ortaya çıkması itibarıyla Türkiye demokrasi tarihi bağlamında kritik bir eşik anlamına geliyordu. 27 Mayıs’la birlikte bir dönem kapanırken, yeni dönemde yürütülecek seçim kampanyaları silahların ve haki renk üniformaların gölgesi altında ortaya çıkacaktı. Bu durum zorluklarla birlikte daha yaratıcı tekniklerin gün yüzüne çıkmasını da sağlayacaktı.

Bir milleti yeniden ayağa kaldıran kurşun!
Gündem