Beklenen oldu. Peki, sırada ne var?

HABER MASASI
Abone Ol

İran yönetiminin ve müttefiklerinin bundan sonra atacağı adımların, Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilme kararının sahadaki sonuçları üzerinde esas belirleyici olacağı değerlendirilebilir.

ABD Başkanı Donald Trump, beklendiği gibi İran’la yapılan nükleer anlaşmadan ülkesini çektiğini duyurdu. Bir anda bütün dünya basınında yeniden manşetlere çıkan meselenin can alıcı noktalarını derledik:

1. Nükleer anlaşma nedir?

İran ile ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa, Almanya arasında 17 günlük uzun bir müzakere maratonunun ardından, 14 Temmuz 2015’te dünyaya ilân edilen anlaşmadır.

Nükleer anlaşma, 14 Temmuz 2015'de Viyana'da tamamlandı. Heyettekiler (Soldan): Hailong Wu (Çin), Laurent Fabius (Fransa), Frank-Walter Steinmeier (Almanya), Federica Mogherin (AB), Javad Zarif (İran), an unidentified official of Russia, Philip Hammond (İngiltere) ve John Kerry (ABD)

AB adına, birliğin dış ilişkilerden sorumlu yüksek komiseri Federica Mogherini’nin de müzakerelerine iştirak ettiği anlaşmaya göre, İran, elindeki zenginleştirilmiş uranyumun yüzde 98’ini ülke dışına göndermeyi ve uranyum zenginleştirmede kullandığı santrifüj sayısını üçte iki oranında azaltmayı kabul etti.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Lozan'da yapılan görüşmelerin ardından oldukça mutluydu. Zarif'in elinde nükleer anlaşmanın taslak metni görülüyor.

Beş ek kısmıyla birlikte, toplam 109 sayfadan oluşan anlaşma metni, İran’ın nükleer faaliyetlerini dünyanın denetimine açmasını öngörürken, bunun karşılığında Tahran yönetimine uygulanan yaptırımların kademeli olarak kaldırılacağını belirtiyordu.

2. İran’ın nükleer faaliyetlerinin arka planında ne var?

İran’ın nükleer faaliyetleri, 1979’da devrilen Muhammed Rıza Pehlevi döneminde başlatıldı. 1967’nin kasım ayında, İran’ın başkenti Tahran yakınlarında ilk nükleer reaktör devreye girdi. ABD’nin de altyapı ve teknik destek sağladığı İran’daki nükleer çalışmalar, Şah’la Washington arasındaki sıkı işbirliğinin yansımalarından biriydi.

İran'ın ilk nükleer reaktörü, Şah Muhammed Rıza Pehlevi (Ortada) ve ABD Başkanı Lyndon B. Johnson (Sağda) döneminde devreye girdi.

1974’de Şah, ülkesinin ilk atom enerjisi kurumunun tesis edildiğini açıkladı. Şah, sonraki 20 yıl içinde İran’da en az 23 nükleer santralin devreye gireceğini de duyurdu. Şah devrildiği zaman, ‘İslâm Devrimi’yle iş başına gelen yeni kadrolar, ABD’nin desteğiyle kurulan nükleer enerji sistemini de hazır halde buldular. Sonraki süreçte, Şah döneminden miras kalan bu altyapı, bilimsel araştırma ve çalışmalarla zenginleştirildi.

3. Obama yönetimi, neden anlaşmayı böylesine önemsiyor?

2008-2016 yılları arasında iki kez üst üste başkan seçilen Barack H. Obama, tarihe İran nükleer anlaşmasını kotaran isim olarak geçti. Başkan Obama ve dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İran’la imzalanacak bir anlaşmanın Ortadoğu’yu çok daha güvenli bir yer haline getireceğini savundular.

ABD eski Başkanı Barack H. Obama ve dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton

Obama’nın “İran’la mücadele doktrini”, Tahran’ı mümkün olduğunca dünya sistemine entegre etmeye çalışmak üzerine kuruluydu. İran’ın nükleer faaliyetlerini azaltma sözü vermesi karşılığında yaptırımların kaldırılması, İran halkının dışarıyla bağlantısını güçlendirecek, böylece rejim de daha kontrol edilebilir hale gelecekti.

Obama, İran'ı dünya sistemine entegre etmek üzerine kurulu bir ''İran'la mücadele doktrini'' hazırlamıştı.

Söz konusu doktrinin en somut sonuçlarından biri, İran’ın Ortadoğu’da güçlü bir aktör olarak sahadaki varlığını ve etkisini artırması oldu. İran’la ABD arasındaki bu yakın paslaşma, Washington’ın bölgedeki geleneksel müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan’ı ciddi şekilde kızdırdı.

4. Avrupa ülkeleri, neden anlaşmadan yana tavır alıyor?

Avrupa ülkelerinin anlaşmadan yana tavır almasının en önemli sebebi, İran’la yakın ilişkiler tesis ederek, ekonomik ve siyasi kazanımlar elde etme hedefi. İran pazarının sağlayacağı kabarık kâr bir yana, İran üzerinden Ortadoğu ve Asya’ya yeni fırsat kapıları açabilme umudu da, Avrupa ülkelerinin anlaşmaya taraf olmalarında etken.

dış ilişkilerden sorumlu yüksek komiseri Federica Mogherini ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif.

ABD’ye kıyasla, Ortadoğu’da daha uzun vadeli ve soğukkanlı politikalar peşinde koşan İngiltere, Fransa ve Almanya, imzalanacak bir anlaşma üzerinden kendi bölge politikalarını daha rahat uygulamaya koyabileceklerini hesapladı.

5. Trump ve ekibi, anlaşmaya neden karşı?

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la imzalanan anlaşmayı “korkunç ve kabul edilemez” olarak nitelemesinin arka planında, kendisinin Ortadoğu ve İslâm dünyasına yaklaşımındaki temel önyargı, birinci derecede rol oynuyor. Bizatihi İslâm’ın kendisini de tehlike olarak gören ve bunu çeşitli defalar ifade eden Trump, Ortadoğu’da sadece İran konusunda değil, Mısır ve Filistin başta olmak üzere birçok temel meselede aynı çizgiyi takip ediyor: “İslâmcı” aktörleri zayıflatmak.

Trump, İran’la imzalanan anlaşmanın “korkunç ve kabul edilemez” olduğunu seçim döneminde de sıkça dile getirmişti. (Andrew Kelly / Reuters)

Trump’ı yönlendiren diğer etkenler ise, İran’la anlaşma imzalamak suretiyle ABD’nin Ortadoğu’da mevzi kaybettiğini düşünmesi, İsrail yanlısı lobilerin kendisine İran’a karşı yaptığı baskı, Ortadoğu’da ABD’nin eski geleneksel müttefiklerini (İsrail, Suudi Arabistan, Mısır) yeniden kazanma stratejisi, Rusya’nın sahadaki etkisini azaltma girişimi vb. olarak sıralanabilir.

Obama, nükleer anlaşma sonrası ''Yahudi düşmanı'' ilan edilmişti.

Öte yandan, Donald Trump’ın, sırf siyahi olduğu için, Obama’dan ve aldığı bütün kararlardan nefret ettiği şeklinde yorum yapan ABD’li analistler de mevcut.

6. Trump’ın kararı sonrasında kazananlar ve kaybedenler kimler?

Ortadoğu’daki mevcut durum, herhangi bir aktörün gidişatı tek başına belirleyemeyeceği kadar karmaşık ve çok denklemli. Üstelik ABD de 1990’larda olduğu gibi “bölgenin tek hâkimi” görüntüsüne sahip değil. Bu açıdan bakıldığında, Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilerek İran’ı etkisiz hale getirme düşüncesi, ayakları yere basmayan bir hayal olarak değerlendirilebilir.

Trump, nükleer anlaşmadan çekilmeye dair kararını da içeren kararnameyi imzaladı. (Jonathan Ernst / Reuters)

ABD’yi Avrupalı müttefiklerinin nazarında “sözüne güvenilmez ülke” haline getiren son adım, Washington-Avrupa ilişkileri açısından da ciddi bir kırılma yaratacak gibi görünüyor. Avrupa ülkeleri, Trump’ın kararının kaybedenleri olarak görünse de, İran’la zaten devam eden siyasi ve ekonomik ilişkileri nedeniyle, Ortadoğu’da yer kapma mücadelesini sürdüreceklerdir. Trump’ın anlaşmadan çekilme açıklaması sonrası ABD’yi tebrik yarışına giren İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, yeni dönemde Ortadoğu’da oluşan yeni bir ittifakın görüntüsünü oluşturdu. İran karşıtı cephenin resmi üyeleri de, parmaklarını bir kez daha kaldırmış oldular.

7. Bundan sonra ne olacak?

Obama döneminde kendisine açılan geniş alandan faydalanan İran, Ortadoğu’da büyük bir etkinliğe kavuştu. Yaptırımların devam ettiği süreçte bile en az 4 ülkede (Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan) savaş finanse eden Tahran, kendi dış politika projeksiyonu çerçevesinde faaliyetlerine devam edecektir.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani

Trump yönetiminin, yaptırımlar vb. yoluyla İran’ı kontrol altına alabilmesi mümkün görünmüyor. İran’a açıktan savaş açmak ve askeri müdahalede bulunmak ise, Ortadoğu’da mevcut problemleri daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Dahası, Rusya’nın İran’a desteği ve Avrupa ülkelerinin İran’la çeşitli boyutlarda geliştirdiği ilişkiler de, böylesi tek taraflı bir kararın uygulanmasını zorlaştıracaktır.

İran yönetiminin ve müttefiklerinin bundan sonra atacağı adımların, Trump’ın kararının sahadaki sonuçları üzerinde esas belirleyici olacağı değerlendirilebilir. Özellikle, anlaşmaya mesafeli durduğunu gizlemeyen ve Trump’ın kararını kendi pozisyonlarının teyidi olarak gören İranlı muhafazakâr kanadın tavrı, dikkatle izlenmeli.