Bir zamanlar Timbuktu’da

TAHA KILINÇ
Abone Ol

1200’lerden itibaren Mali İmparatorluğu’nda İslâm’ın ve Arapçanın baskın hale gelmesiyle birlikte, Batı Afrika bölgesindeki bütün kabileler ortak dil olarak Arapçayı benimseyip kullanmaya başladılar. Bu, Timbuktu için de yükselişin başlangıcıydı. Timbuktu’yu emsal İslâm şehirlerinden ayıran en önemli özellik, kitap yazım endüstrisinin kaydettiği muazzam ilerlemeydi. Seyahatnamelerde ve dönem tarihlerinde aktarıldığı kadarıyla, İslâm dünyasının dört bir yanında yazılan kitaplar ulaklar eliyle Timbuktu’ya ulaştırılıyor, burada görevli binlerce yazıcı tarafından kısa sürede çoğaltılan bu nüshalar, yine ulaklarla önemli ilim merkezlerine dağıtılıyordu.

MÖ 1100’lü yıllarda kurulduğu kabul edilen Mali’nin Timbuktu şehri sahra, tropikal bölgeler ve Akdeniz arasında bir kavşak noktasında yer aldığı için, kısa zaman içinde önemli bir ticaret merkezi haline geldi. Tekstil, çay ve sonraları da tütün, Timbuktu’da el değiştiren başlıca ürünlerdi.

Timbuktu'nun şaşalı günlerini tasvir eden bir çizim.

Ancak Timbuktu asıl ününü, el yazması kitapçılığın merkezi haline gelmesiyle kazandı. 1200’lerden itibaren Mali İmparatorluğu’nda İslâm’ın ve Arapçanın baskın hale gelmesiyle birlikte, Batı Afrika bölgesindeki bütün kabileler ortak dil olarak Arapçayı benimseyip kullanmaya başladılar. Bu, Timbuktu için de yükselişin başlangıcıydı. 1326’da Timbuktu Ulu Camii inşa edildi.

Timbuktu Ulu Camii (Djinguereber Camii)

Timbuktu, Mali İmparatorluğu’nun gücünü kaybetmesiyle, 1468’de Songay İmparatorluğu’nun kontrolüne girdi. Siyasî sarsıntı dönemlerinden etkilenen, hatta iki kez yakılan Timbuktu, yine de yükselişini sürdürdü. 1500’lü yılların başında Timbuktu, Batı Afrika’nın o dönemdeki en önemli iki kültür merkezi olarak bilinen Velâta (bugün Moritanya’da) ve Cenne (bugün Mali’de) şehirlerini geride bırakmıştı.

  • Bugünkü Fas’ın Fes kentindeki geleneksel okullarla ve ayrıca Kahire ve Mekke’yle Timbuktu arasında akademik işbirliği ve iletişim de en üst düzeye çıkmıştı.

Timbuktu asıl ününü, el yazması kitapçılığın merkezi haline gelmesiyle kazandı.

Timbuktu’yu dönemin emsal İslâm şehirlerinden ayıran en önemli özellik, kitap yazım endüstrisinin kaydettiği muazzam ilerlemeydi.

Seyahatnamelerde ve dönem tarihlerinde aktarıldığı kadarıyla, İslâm dünyasının dört bir yanında yazılan kitaplar ulaklar eliyle Timbuktu’ya ulaştırılıyor, burada görevli binlerce yazıcı tarafından kısa sürede çoğaltılan bu nüshalar, yine ulaklarla önemli ilim merkezlerine dağıtılıyordu.

İslâm dünyasının dört bir yanında yazılan kitaplar Timbuktu’ya ulaştırılıyor ve buradaki yazıcılar tarafından çoğaltılıyordu.

O dönemde iyi bir kâtip (müstensih), günde 140 satır yazı yazıyor; yazılanların son okumasını yapan musahhihler her gün 170 satırlık okuma yapıyordu. Musahhihlerin cilt başına aldıkları ücret yarım miskal (günümüzün hesabıyla 2,5 gram) altın iken, kâtipler cilt başına bir miskal (yaklaşık 5 gram) altınla ödüllendiriliyordu.

Zengin Afrika'nın cömert sultanı: Mensa Musa
Mecra

İyi bir kâtip (müstensih), günde 140 satır yazı yazıyordu.

  • Songay İmparatorluğunun en güçlü döneminde (1520-1580), Timbuktu, İslâm dünyasının dört bir yanından gelen 25 bin öğrenciyi ağırlıyordu.

Bir yandan şehirdeki atölyelerde çalışan bu öğrenciler, diğer yandan matematikten botaniğe, İslâm hukukundan astronomiye geniş bir çerçevede eğitim alıyordu. Hicaz’dan gelip Timbuktu medreselerinde hoca olmak isteyen bir âlimin, öğrencilerin seviyesini gördükten sonra ders almak için onların arasına karışması, verilen eğitimin seviyesine işaret eden ünlü bir misal olarak hep anlatılır.

Timbuktu, İslâm dünyasının dört bir yanından gelen 25 bin öğrenciyi ağırlıyordu.

Mali'nin kanaat önderi: İmam Mahmud Diko
Mecra

Timbuktu’nun altın çağı, İngiltere Kraliçesi 1’inci Elizabeth’in desteğini kazanan Fas Sultanı Ahmed el-Mansûr’un 1591’de Mali’yi işgal etmesiyle sona erdi. Fas ordusunu ateşli silahlarla ve eğitmenlerle donatan İngilizler, Timbuktu’nun alt üst edilmesine de destek verdiler. Geriye sadece yıkıntılar, yanmış eserler ve küçük parçalara bölünmüş bir coğrafya kaldı.