Fırtınadan önceki son sessizlik: Josip Broz Tito

İBRAHİM REŞİD
Abone Ol

Modern Yugoslavya'nın kurucusu Tito'nun Hırvatistan'ın bir köyünde başlayan; sosyalist fikirlerle şekillenen, savaşlar, esaret, yasa dışı faaliyetler, mahkumiyetler ve casuslukla devam eden, devlet başkanı olarak sona eren sıra dışı yaşamı.

Belgrad, 8 Mayıs 1980’de, tarihinin belki de en önemli günlerinden birini yaşıyordu. Dünyanın dört bir tarafından devlet başkanları, krallar, diktatörler modern Yugoslavya’nın kurucusu olan Tito’nun cenaze merasimi için bir araya gelmişti.

Margaret Thatcher, Saddam Hüseyin, Yaser Arafat ve Nikolay Çavuşesku gibi devrin birçok önemli simasının yanı sıra Yugoslavya vatandaşı yüz binlerce kişi de son kez ortak bir acıya gözyaşı dökmek için merasime katılmıştı. Zira Yugoslavyalılar tarafından, merasimin hemen ardından Belgrad’a 3 kilometre uzaklıktaki Dedinije mahallesinde bulunan Çiçekler Evi’nde

Tito’nun naaşı ile beraber, Yugoslavya’yı bir arada tutan ortak Yugoslav ruhu da toprağa verilecekti.


Tito'nun cenazesine, bütün dünyadan çok sayıda lider katıldı.

Josip Broz, on beş çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak, o gün Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunan Hırvatistan’ın Kumroves köyünde, 7 Mayıs 1892 tarihinde dünyaya geldi. Babası Hırvat, alkolik ve kumar düşkünü fakir bir çiftçi olan Josip’in annesi ise Sloven bir ev hanımıydı. Kardeşlerinin birçoğunu fakirlik ve bakımsızlık nedeniyle erken yaşlarda kaybetti. Köyünde gittiği ilkokulda başarısız bir öğrencilik hayatı geçiren Josip, ikinci sınıfı iki kez okudu, dördüncü sınıfa geldiğinde ise okuldan ayrıldı. Bundan sonra o, kumar borçlarını ödeyemeyen babası tarafından çalışmaya, zaman zaman da dilenmeye zorlanacaktı.

Köle pazarından Mısır sultanlığına...
Mecra

Tito'nun doğduğu ev, bugün müze olarak ziyaret edilebilmektedir.

Josip, 1907 yılında köyündeki çalışma imkânları kısıtlı olduğu için 97 kilometre uzaklıktaki Sisak kasabasına giderek, bir tornacı-anahtarcının yanında çırak oldu. Çıraklığı sırasında sattığı Hür Söz (Slobodna Rec) isimli sosyalist gazeteden, ilk sosyalist fikirlerini edindi. 1910 yılında çıraklığını bitiren Josip, Zagrep’te metal-çelik sektöründe bir iş buldu. İşi vasıtasıyla metal işçileri sendikasına ve bu sendika vasıtasıyla da Hırvat-Sloven Sosyalist Partisi’ne katıldı. Doğu Avrupa’nın farklı şehirlerinde çalışma fırsatı bulan Broz, iş hayatı esnasında Almanca ve orta düzeyde Çekce öğrendi.

Josip Broz, gençlik yıllarından itibaren siyasî çalışmalara katılmış, hatta hapis yatmıştı.

1913 yılında Josip, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından askere alındı. Çalışkanlığı, karakterinde bulunan liderliği ve disiplini sayesinde kısa bir sürede imparatorluk ordusunun en genç astsubayı oldu.

Askerliğinin birinci senesinin sonuna geldiğinde, Saraybosna’da, veliahtı Sırp milliyetçilerce öldürülen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun, Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle, kendini savaşın tam ortasında buldu. Bir cihan harbine dönüşecek bu savaş ilanı, milyonlarca kişi gibi onun hayatında da büyük değişmelere ve kalıcı izlere neden olacaktı.


Hilal, haç ve heykellerin gölgesinde; Taşköprü
Mecra

Avusturya Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand'ın Saraybosna'da öldürülmesi, Birinci Dünya Savaşı'nın da işaret fişeğiydi.

Önce Sırbistan cephesine giden, ardından da Galiçya cephesine sevk edilen Josip, burada ortaya koyduğu başarıları nedeniyle cesaret madalyasına aday gösterildi. 1915 yılında ağır bir şekilde yaralandı ve Rusya saflarında savaşan bir Tatar tarafından esir edildi. Bu Tatar askerin Kazan’a götürdüğü Broz, civardaki bir hastanede tedavi altına alındı. Burada Tolstoy, Turgenyev gibi önemli Rus yazarlarını okudu ve iyi derecede Rusça öğrendi. Rusya’da Bolşevik Devrimi'nin başlamasıyla oluşan kargaşadan yararlanarak firar etti. Bolşevikleri destekleyerek çeşitli eylemlere katıldı.

Josip Broz, Rusya'da gerçekleşen Bolşevik Devrimi'nin karmaşasından istifade ederek, esir tutulduğu Kazan'dan ülkesine döndü.

1918 yılında Pelagija Belousova isimli bir köylü kızıyla tanıştı ve onun evine yerleşti. Bir yıl sonra onunla evlendi. 1920 yılında ailesiyle beraber, Birinci Dünya Savaşı sonucunda ortaya çıkan Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’na, yani kendi memleketine geri döndü. Bu krallık, Kral Birinci Petar tarafından, bugünkü Makedonya, Kosova, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Karadağ'ın tamamı ile Slovenya ve Hırvatistan'ın büyük bir kısmını kapsayacak şekilde kurulmuştu. Ülkede yasama genellikle etnik kökenli partilerin oluşturduğu bir meclis yoluyla yürütülüyordu.

Kral Birinci Petar (1844-1921), Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı'nın kurucu ismidir.

Zagreb’de bir garson olarak işe başlayan Josip, Rusya’nın desteği ile kurulan Komünist Partisi’ne üye oldu. Komünizmin yoğun işçi vurgusu taşıyan görüşlerine, kendi de bir işçi olduğu için sıkı sıkıya bağlandı. 1921 yılında bir komünistin, içişleri bakanını suikast yoluyla öldürmesiyle, Komünizm ülkede yasa dışı ilan edildi ve bu fikri destekleyenler gözaltına alınmaya başladı.

Fırtınadan önceki son sessizlik: Josip Broz Tito
Modern Yugoslavya'nın kurucusu Tito'nun Hırvatistan'ın bir köyünde başlayan; sosyalist fikirlerle şekillenen, savaşlar, esaret, yasa dışı faaliyetler, mahkumiyetler ve casuslukla devam eden, devlet başkanı olarak sona eren sıra dışı yaşamı...

Josip de nispeten bu durumdan nasibini alarak işinden kovuldu ve mesaisini tamamen yasa dışı çalışmalara harcamaya başladı. Komünist partide ve Komünizm temelli sendikalarda üye olarak birçok faaliyette bulunan Josip tutuklanarak bir süre hapiste kaldı.

Kral Birinci Aleksandar (1888-1934), Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’nın ismini, 1929 yılında Yugoslavya Krallığı'na çevirdi.

Babası Kral Birinci Petar’ın yerine tahta geçen Kral Birinci Aleksandar, sekiz yıllık krallığının sonunda, 1929 yılında ülke içindeki etnik kavgalara son vermek ve siyasetteki kargaşaya engel olmak için, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’nın ismini Yugoslavya Krallığı'na çevirecekti. Yugoslavya kelimesi “Güney Slavları” demek olduğu için, bu ismin daha kapsayıcı olacağı düşünülmüştü. Kral, içerisinde silahlı çatışmalara kadar varacak gerilimlerin yaşandığı meclisi kapatacak ve diktatörlüğünü ilân edecekti.

Diktatörlükle beraber Yugoslavya’da Josip’i ve komünistleri zor günler bekliyordu. Yasa dışı çalışmalarına devam eden Josip kısa bir süre sonra tutuklandı. Çıkarıldığı mahkemede, 5 yıl hapisle cezalandırıldı. Ağzına kadar insanlarla dolu olan mahkeme salonunda hapse girmeden önceki son sözleri ise şunlardı:

Çok yaşa Komünist Parti! Çok yaşa dünya devrimi!

Tito ve hapiste tanıştığı Yahudi arkadaşı Moşa Pijde.

Hapishanede hayatı boyunca etkisinde kalacağı Yahudi Marksçı Moşa Pijde ile tanışan Josip, Komünizme daha çok inanmış bir militan olarak 1934’ te tahliye edildi. O hapisteyken eşi, çocukları ile beraber Rusya’ya dönmüştü. Komünizme olan sıkı tutkunluğundan dolayı bu durumdan hiç etkilenmeyen Broz, dışarı çıkar çıkmaz yasa dışı faaliyetlerine kaldığı yerden devam etti.

  • Dikkat çekmemek için diğer komünistler gibi o da bir takma isme ihtiyaç duyuyordu. Tercihi halk arasında yaygın olarak kullanılan "Tito" ismi oldu. Tito Hırvatçada "sen-yap" emrini ifade ediyordu. Bu isim aynı zamanda onun emir vermeye alışık liderliği ile de örtüşüyordu.

1935 yılında Sovyetler Birliği’ne giden Tito, orada Komünizm ajanlığı ile görevlendirildi. Bu görevi ile birlikte düzinelerce sahte pasaport kullanarak birçok Avrupa ülkesinde yeraltı faaliyetleri yürüttü. Bir süre sonra başarıları ile dikkat çekerek Stalin tarafından Yugoslavya Komünist Partisi’nin genel sekreterliğine atandı.

Kral İkinci Petar (1923-1970), Mihver Devletler'in işgali sonunda maiyeti ile beraber İngiltere’ye sığındı.

1941 yılında Adolf Hitler, İkinci Dünya Savaşı kapsamında, Yugoslavya’ya ittifak teklif etti. Yugoslavya Krallığı bu teklifi reddetti. Bunun üzerine aynı yıl 6 Mayıs’ta Naziler Belgrad’ı bombaladı. Yerle bir olan Belgrad, bir süre sonra Mihver Devletler’in (Almanya, İtalya, Japonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Finlandiya, Hırvatistan, Vichy Fransa’sı, Arnavutluk, Habeşistan, Tayland, Burmanya, Hindistan, Filipinler ve Irak’tan oluşan blok) karadan saldırılarına da uğrayacaktı.

Birinci Aleksandar’ın Fransa’da bir Bulgar devrimci tarafından öldürülmesinden sonra Yugoslav tahtına oturmuş olan oğlu İkinci Petar işgal sonunda maiyeti ile beraber İngiltere’ye sığındı ve Londra’da bir sürgün hükümeti kurdu. Geride kalan yöneticilerin tamamı ise Mihver Devletler’e teslim oldu.

Tito, Alp Dağları'ndaki bir sığınakta Partizanlar grubuyla birlikte.

İşgalden sonra Yugoslavya’da üç önemli askerî güç ortaya çıkmıştı. Bunlardan ilki Bosna, Slovenya ve Hırvatistan topraklarında kurulan, İtalya, Almanya ve Vatikan tarafından hemen tanınan Bağımsız Hırvat Devleti’nin askerî gücü Ustaşalar'dı.

Ustaşalar, Nazilerin kontrolünde hareket edecek, Nazilerden ilhamla toplama kampları kuracak ve Nazileri bile rahatsız edecek şekilde sivil Sırplara, Yahudilere, Çingenelere karşı soykırıma girişeceklerdi.

İkinci önemli kuvvet Albay Dıraja Mihayloviç komutanlığındaki, kralcı, Sırp yoğunluklu Çetniklerdi. Mihayloviç sürgündeki kral tarafından başkomutan ve savunma bakanı olarak tayin edilmişti. Geriye kalan üçüncü önemli askerî güç ise Tito komutanlığındaki Partizan ismi verilen komünistlerdi.

Çetnik lider Dıraja Mihayloviç, daha sonra Tito tarafından idam ettirildi.

Mihver Devletlere, Ustaşalara ve Çetniklerekarşı amansız bir savaşa giren Tito, işgalden kurtardığı bölgelerde komünist idareler teşkil ederek yeni bir cumhuriyet kurma hazırlığına girişti. Etkili propaganda ile halkın desteğini alan partizanlar, bir süre sonra Yugoslavya’nın meşru gücü olarak Müttefik devletler tarafından da tanındı. Tito, 25 Mayıs 1944’te savaşın en kritik noktasında Bosna’daki dağlık alanda bulunan karargâhında, Nazi Hava Kuvvetleri’nin saldırısından İngilizlerin desteği ile ancak kurtulabildi.

Josip Broz Tito, kazandığı savaş ve yürüttüğü mücadele ile Mareşal ünvanını aldı.

Yugoslavya’dan kaçırılan Tito, 14 Ağustos 1944 günü Napoli’de Winston Churchil ile görüştürüldü. Bu görüşmeden sonra müttefiklerin askerî ve lojistik gücüyle, sürgündeki kralın İngiltere baskılı mecburi desteğini de arkasına alan Partizanlar nihai taarruzla işgale son verdiler. Teslim olan işgal birliklerini kurşuna dizen Partizanların elleri, savaş boyunca en az Ustaşalar, Naziler ve Çetnikler kadar masum kanlarıyla kirlenmişti. Daha sonra Çetnik lider Mihayloviç, Tito’nun emriyle idam edildi.

Partizanların kontrolünde, baskıcı bir seçim yapan Tito, 29 Kasım 1945’te kraliyeti resmen sonlandırdı ve Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti’ni kurdu.

Yeni kurulan federal devlet altı cumhuriyet ve iki özerk bölgeden oluşuyordu.

  • İlk iki yıl Sovyetler’e bağlı bir siyaset takip eden Tito, klasik Komünizme uygun olarak istihbarat teşkilatları kurdurdu. UDBA (Devlet Güvenlik Teşkilâtı) ve OZNA (Halk ve Ordu Güvenlik Teşkilâtı) ismindeki bu teşkilatlar vasıtasıyla birçok muhalif kurşuna dizdirildi, mallarına el konuldu. Dinî kurumlar kapatıldı ve din adamları hapse attırıldı. Vatandaşların ellerindeki özel mülkiyetlere el konuldu.

Tito, Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnâsır'la oldukça yakın bir dostluk kurdu.

Yugoslavya 1948 yılında Tito’nun takip ettiği Balkan siyaseti ve bu siyasetin Sovyetler Birliği tarafından tepkiyle karşılanması üzerine Moskova’dan uzaklaştı. Bağımsız bir ekonomik düzen isteyen Tito, Stalin tarafından Komünizme ihanet ile suçlandı, hatta Sovyet taraftarlarının düzenlediği birkaç suikast girişimine maruz kaldı. Bundan sonra Tito Yugoslavya’yı Komünizm ile yönetmeye devam etse de yönünü batıya dönecekti. Bir ara Bulgaristan ve Yunanistan’ı da Yugoslavya’ya dahil etmek için uğraştıysa da bunda başarılı olamadı.

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnâsır, Hindistan Başbakanı Cavaharlal Nehru ve Tito, Belgrad'da, 1961.

Kazandığı savaş ve yürüttüğü mücadele ile Mareşal rütbesini de alan Tito’ya halkı çok saygı duyuyordu. Diğer komünist devletlerin aksine yurt dışına çıkış yasağı yoktu. Her ne kadar söylem düzeyinde kalsa da tüm inançlara eşit olma sözü anayasada vardı. Kendisi ateist olan Tito, halkın dinî inançlarında göreceli bir rahatlık sağlamıştı. Stalin’in 1953’te ölümüyle Sovyetler Birliği ile ilişkilerini normalleştiren Tito, bundan sonra iki blok arasında taraf tutmaktansa bir üçüncü yol arayışına girişecekti.

Panarabizm uğruna: Cemal Abdünnasır
Mecra

Afrika'da, Tito'nun dış politikasında önemli bir yer işgal ediyordu.

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnâsır ile beraber harekete geçen Tito, 100 civarında ülkenin bir araya gelmesi ile oluşan Bağlantısızlar Hareketi’nin kurulmasına öncülük etti. Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasında tercih yapmak istemeyenlerin oluşturduğu bu hareketin, ilk genel sekreteri olarak da Tito seçildi.

Bağlantısızlar Hareketi’ni güçlendirmek için çeşitli ülkeleri ziyaret eden Tito birçok liderle dostluk kurdu. Afrika ile de özel olarak ilgilendi. Afrika’daki ulusal bağımsızlık hareketlerini destekledi. Birçok ülkeye lojistik ve askerî yardımda bulundu. 25 dünya ülkesini bir araya getirerek Bandung Konferansı’nın icra edilmesini sağladı ve bu ülkeleri Sovyetler’in uydusu olmaktan kurtardı. Takip ettiği siyaset ile Titoizm ismi altında yeni bir sosyalizm yorumu ortaya koyan Tito ülkesi içinde ve dışında çok sevildi. Ülkesinin küçüklüğüne ve zayıflığına rağmen Soğuk Savaş döneminde üstlendiği kritik rolle dünya siyasetinin gidişatını değiştirdi.

Tito, dördüncü ve son eşi Yovanka ile birlikte.

Türkiye ile imzaladığı bir anlaşmayla Makedonya’daki birçok Türk, onun zamanında Türkiye’ye göç etti. 1971 yılında Ömür Boyu Devlet Başkanı olarak seçildi. Ölümüne kadar magazinsel dedikodulara sık sık malzeme veren Tito’nun kadınlara karşı zaafı vardı. En son dördüncü kez Yovanka adında bir Partizan ile evlenmişti.

Tito, 1980 yılında ağır bir rahatsızlık geçirdi. Önce kangren olan bacağı kesildi. Daha sonra birçok iç organı iflas ettiği için 4 Mayıs 1980’de 88 yaşında, (bugün Slovenya’nın başkenti olan) Lubyana’daki bir hastanede öldü. Onun ölümüyle beraber kesilen dış yardımlar, yükselen milliyetçilik ve artan fanatizm kısa bir süre sonra Yugoslavya’nın sonunu getirecekti.

2013'te yaşamını yitiren Yovanka Broz, Tito'nun mezarı başında, 2001.

Ölümünü Yugoslavya ulusal kanalında yayında olan haber spikeri yutkunarak ancak şöyle anons edebilmişti: Yoldaş Tito’nun o büyük ve güzel kalbi bugün 15.05’de son kez attı. Yoldaş Tito öldü!