Karadağ Müslümanlarının şehri: Bar

BURAK ÇETİK
Abone Ol

Karadağ’a doğru giderken masal gibi yollardan geçiyorduk. Yemyeşil doğayla yağmurun beraberliği kendimizi Karadeniz yaylalarında hissettiriyordu. Bu keyifli seyahatteki ahengi bozan tek şey yolların kötülüğüydü. Tek şerit gidiş gelişli yolların asfaltının kötü olmasının yanında yağmurun etkili oluşu yolculuğu zorlaştırıyordu.

Karadağ’ın ilk gördüğümüz bölgesi Risan köyü oldu. Dağlardan aşağı inerken gördüğümüz manzara karşısında adeta mest olduk. Dağların arasında oluşan koy, havanın da kapalı olmasıyla enfes bir manzaraya sahipti. Kotor körfezine yaklaşık yarım saatlik mesafede olan bu köyün kökeni Kotor’un en eski yerleşim yerlerinden birisi olan Rhizon yerleşimine kadar dayanıyordu. Risan bakımlı ve kalabalık olmayan bir köydü. Bu yönüyle bana eski Boğaziçi’ni hatırlattı. Abdülhak Şinasi Hisar’ın tasvir ettiği Boğaziçi’ne benziyordu.

Karadağ'ın Kotor Körfezi'ndeki Risan kasabasının kökeni, Kotor Körfezi'ndeki en eski yerleşim yeri olan antik Rhizon'a kadar uzanmakta.

Kotor’a geldiğimizde ilk, kaleyle karşılaştık. Kale tüm şehirden görünebilecek yükseklikteydi. 1300 küsür basamakla çıkılan kaleye arabayla çıkış yoktu. Gittiğimiz gün yağmurun da etkisini göstermesi üzerine kaleye çıkamadık. Kendimizi hemen eski Kotor denilen tarihî sokaklara attık. Turizmin etkisiyle eski şehrin sokakları ticaret merkezine dönüşmüş olsa da sokaklarda gezmek keyifliydi.

Kotor’dan Budva’ya doğru yola çıktık. Sahil boyunca keyifli bir yolculuk yaptık. Budva, Kotor’a nazaran daha yaz tatili beldesi havası veriyordu. Eski Budva’nın sokakları da eski Kotor’a benziyordu. Fakat Kotor kadar kalabalık değildi.

Budva, Kotor’a nazaran daha yaz tatili beldesi havası veriyordu.

Kotor’da öğle namazını kılmak için cami yoktu. Budva’da ise merdiven altı küçük bir mescit bulduk.

Yoğun yağmurun etkisiyle mescidi su basmıştı. İçeride yoğun bir rutubet kokusu vardı.

Namazı kıldıktan sonra mescidin kütüphanesindeki kitapları incelemeye başladım. Mehmed Niyazi, Selman el-Avde, Yusuf el-Karadavî gibi isimlerin ülke diline tercüme edilmiş kitaplarının yanında, Diyanet’e ait eserlerin çevirisini de gördük. İçeride Türkçe kitaplar da vardı. Mescidin bölgede yaşayan Türkler tarafından kullanıldığı belli oluyordu. Karadağ’da sık sık Türklerle karşılaşacaktık. Kotor’daki esnafların önemli bir kısmı da Türk’tü.

Kotor ve Budva güzel olsa da şehirlerde cami olmayışı, ezan sesinin duyulmaması ruhumuzu mustarip ediyordu. Aynı zamanda helal gıda bulamıyor oluşumuz da büyük problemdi. Karadağ’da yaşayan Müslümanların genelinin Bar şehrinde ikamet ettiğini, orada camiler olduğunu ve helal gıda noktasında rahat olabileceğimizi öğrendik. Budva’dan yaklaşık bir saat sürecek Bar yolculuğuna koyulduk.

Bar şehri, Karadağ'daki en çok farklı dinin ve milletin yaşadığı şehirlerden biri. Aynı zamanda Karadağ’da yaşayan yüzde 20’lik Müslüman nüfusun çoğu Bar’da yaşıyor.

  • Karadağ’da yaşayan yüzde 20’lik Müslüman kesimin çoğu Bar’da yaşıyormuş. Bar aynı zamanda tarihî cami ve tekkeleriyle ünlüydü.

Yaklaşık beş saattir yolda olduğumuz için iyice acıkmıştık. Yemek yiyecek bir yer ararken şehrin en büyük camisi olan Selimiye Külliyesi’nin lokantasının olduğunu gördük. Gönül rahatlığıyla karnımızı doyurduk.

Selimiye Külliyesi, Karadağlı Müslümanların can damarı olmuş adeta.

Selimiye Camii, Bar’ın en büyük camisi konumunda.

Külliye içerisinde cami, lokanta, eğitim merkezi gibi alanlar barındırıyor. Külliyenin alt kısmında bulunan dükkânlardan elde edilen kazançla caminin giderleri karşılanıyor. 2002 senesinde Bar İslâm Birliği tarafından yapımına başlanan cami, 2014 yılında TİKA’nın destekleriyle tamamlanmış ve açılmış. Şu anda Karadağ İslâm Birliği Bar yönetimi tarafından yönetiliyor. Külliyenin başimamı ise Muiddin Milaimi.

Külliyenin mimarisi tipik Osmanlı yapısıydı. İki minareli olan caminin iç kısmı da ona göre dizayn edilmiş. Bar’ın tepe noktalarından birisinde kalması, şehrin belli yerlerinden görünmesini sağlıyor. Bu yanıyla İstanbul’un tepesindeki şaheser camilerimize benziyor. Caminin sosyal hayatla irtibatlı olması, İslâm’ın toplumun her alanında söz sahibi bir din olduğunu göstermesi açısından kıymetli.

Selimiye Camii'nin içi.

İkindi vakti geldiğinde Selimiye’de ezan okunuyordu. Kotor ve Budva’dan sonra Bar’da ezan sesi duymak ve cemaatle namaz kılabilmek mutluluk vericiydi. İkindi namazını sanki İstanbul’da kılıyor gibiydik. Namaz sonrası tesbihatın sesli bir şekilde yapılması ve imamın ses tonu bize bu şekilde hissettirdi.

Namazın ardından yemeğe geçtik ve ucuz bir fiyata helal et yeme fırsatı bulduk. Lokanta aynı zamanda kafe olarak hizmet veriyordu. Bar şehrinde yaşayan Müslümanların önemli bir kısmı hem sosyal ortam açısından hem de tatil günlerini değerlendirmek açısından Selimiye Külliyesi’ni tercih ediyor.

İkindi namazının ardından Selimiye Külliyesi’nin daha yukarısında bulunan tarihî yapıları görmek için yola koyulduk. Daracık sokaklardan yukarı çıkarken kendimizi adeta Bursa’da hissediyorduk. Balkanlar’da çoğu şehir bize Bursa’yı hatırlatmıştı.

Bar şehrinde surlarla çevrili olan eski şehre girmek ücretli.

Bar’da, Kotor ve Budva’dan farklı olarak surlarla çevrili olan eski şehre girmek ücretliydi.

Ömer Paşa Camii, zamanında, eski çarşıdaki sur kapılarının namaz vakitlerinde kapanması üzerine akşam namazına geç kalan Ömer Paşa'nın iki oğluyla, 1662'de surun dışına yaptırdığı bir cami olarak ibadet edilmeye devam ediyor.

Caminin içine çocuklar için konulmuş sürprizler.

Eski şehrin sur kapısının karşısında bizi tarihî Ömer Paşa Camii karşıladı. Şehrin tepe noktalarından birisine yerleştirilmiş cami, kubbesiz şirin bir mescitti. İçeriye girip mescit namazı kıldığımızda arka tarafta çikolataların olduğunu gördük. Sonradan caminin altında bir kafede oturduğumuzda öğrendiğimize göre caminin cemaati bulunuyormuş. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu camide çocuklar için çikolatalar bırakılmış. Çok hoş bir düşünce.

Ömer Paşa Camii’nin alt tarafında bir kafe bulunuyor. Orada oturup hem soluklanmak hem de bir kahve içmek istedik. Garsonun Türkçe konuştuğunu gördüğümüzde hafif bir şaşkınlık yaşasak da bölgede bunun çok normal olduğunu biliyorduk. Kafe küçük ve şirindi. Aynı zamanda bulunduğu konum itibarıyla çok güzel bir manzaraya sahipti. Sol tarafta eski Bar şehri, arkada Ömer Paşa Camii, sağ tarafımızda ise Hasan Tekkesi vardı.

Hasan Tekkesi kapalıydı ama penceresinden baktığımızda içeride post olduğunu ve dayalı döşeli olduğunu gördük. Anladığım kadarıyla tekke kullanılıyordu. Balkanlar’da tasavvuf kültürünün yaygın olduğunu her gittiğimiz yerde görebiliyorduk. Bar’da yaşayan Müslümanların da tasavvufî düşünceye yakın olduğunu düşünüyorum.

Ömer Paşa Camii, Osmanlı mezar taşlarına ve Hasan Tekkesi’ne komşuluk ediyor.

Ömer Paşa Camii’nin ve Hasan Tekkesi’nin hazirelerine baktığımızda farklı tarikatlara mensup mezar başlıkları gördük. Aynı zamanda bazı mezarlar devlet yetkililerine aitti. Bar’da eskiden çok canlı bir dinî hayatın olduğunu düşündüm o kadar çeşitli mezarı görünce. Eski Bar’ın bulunduğu alandaki hayatı sonrasında Osmanlı fetihleri ile yerleşen Müslümanların hayatı üzerine tefekkür edince çok farklı âlemlere gittiğimi fark ettim. Dinamik olan hayat yapısı her seferinde bize bir şeyler öğretse de tarih insana her zaman gizemli geliyor.

Bar’ın limanına indiğimizde akşam üstüydü. Güneşin batışında ortaya çıkan görüntü çok güzeldi. Sahili düzenli ve temizdi. Sahilde gezerken birçok Türk’le karşılaştık. Çoğu gurbete çalışamaya gelmişti. Karadağ ile alakalı genelde olumlu konuştular. Sakin ve küçük olmasından ötürü çok sıkıntı yaşanmıyordu. Kalabalığa alışmış biz, Karadağ’ın sakinliğine tam uyum sağlayamamıştık.

Akşam namazı vakti geldiğinde tekrar Selimiye Külliyesi’ne çıktık. Namazı kıldıktan sonra caminin altındaki çarşıda biraz dolandık. Takıcıların yer aldığı ufak çarşıda Karadağ İslâm Birliği’ne ait hediyelik eşyaların satıldığını gördük. Sonrasında yolculuk için bir şeyler aldıktan sonra Bosna’ya kaldığımız yere doğru yola çıktık. Akşam vakti yollar tehlikeli olsa da iki farklı medeniyetin oluşturmuş olduğu şehirleri görmenin ve Saraybosna’ya dönüyor olmanın mutluluğu bize yetiyordu. Karadağ’a giderken mutlaka Bar’a gidin, oradaki Müslümanlarla tanışın ve bizim selamımızı iletin.