Alev Alatlı: Önemli olan dil değil, o dille varmak istediğiniz hedeftir !

ZELİHA ELİAÇIK
Abone Ol

Yeni Dünya Düzeni’nin bir diğer adı da “Anglo-Sphere”dir. İngilizce konuşan dünya yani. 1900’lü yılların başından itibaren gündemde olan bir projedir

Yabancı dil ile ana dil arasındaki ilişkiden yola çıkacak olursak, Türkiye’de üzerine yabancı dilin inşa edilebileceği iyi bir Türkçe öğrenimi verildiğini düşünüyor musunuz?

Yeni Dünya Düzeni’nin bir diğer adı da “Anglo-Sphere”dir. İngilizce konuşan dünya.

Önce şunu söyleyeyim: hiçbir ana dil, bir başka yabancı dilin öğrenimini kolaylaştıracak şekilde öğretilmez çünkü öğretilemez. Çünkü dillerin “kroki”leri, yani sentaksları, morgemleri vb. öğeleri farklı kurallara tabi olurlar.

Nasıl ki bir cami planından yola çıkarak mesela gökdelen inşa edemezseniz, Türkçeden yola çıkıp İngilizce de öğretemezsiniz. Hele de farklı dil ailelerinden geliyorlarsa, yabancı dil ile ana dil arasında irtibattan bile söz edilemez.

Bu bakımdan ana dil veya bir başkası, kendi bütünlüğü içinde ele alınır ve öğrenilir/öğretilir. Öğretimde ortak nokta, uygulanan metodolojidir.

Metodoloji birliği varsa örneğin Türkçede sentaks böyledir de İngilizcede şöyledir diyebilirsiniz. Türkçeye gelince, her dil gibi bizimki de ülkenin genel düşünce seviyesini yansıtır; genel düşünce seviyesi ne kadar yüksekse dil de o kadar zengin olur.

Yıllarca dil öğrenimi görüp İngilizce öğrenemememizde dilin gündelik hayatla bağını ve gündelik hayatın ihtiyaçlarıyla ilişkisini ıskalamamızın bir payı var mı? Nerede yanlış yapıyoruz?

Bakın, marifet iltifata tabidir diye bir söz vardır, müşterisiz meta zayidir. Bu tespit İngilizce öğreniminde de geçerlidir.

Her şeyden önce öğrencinin İngilizce öğrenmeyi istemesi gerekir. İstemesi için İngilizcenin hayatını bir biçimde zenginleştirdiğini deneyimlemesi lazım.

Eğer İngilizce öğrenimi öncesi ve sonrası yaşamında kayda değer bir değişim gözlemlemiyorsa, öğrenim de öğretim de aksayacaktır.

Siz de Türklerin yabancı dil macerasına bir katkı olarak Bizim English dergisini yayımladınız. Bu dergiyi çıkarırken temel hedef neydi? Günümüzde de böyle bir çalışmaya ihtiyaç yok mu, ne dersiniz?

İlhan İlkılıç: Teknoloji üreten ahlakı da belirler
Nihayet

Bizim English, Türk öğrencilerin İngilizce ya da başka bir yabancı dilde her şeyden önce kendilerini, kendi kültürlerini ifade edebilmeleri gerektiği esası üzerine kuruluydu.

Üç aylık bir öğrenimden sonra daha halâ “Ben falanca, filan köyde kerpiç bir evde doğdum. Babam … caminin imamıydı. Annem emekli coğrafya öğretmenidir.

Dedem çiftçiydi, patlıcan yetiştirirdi” diyemiyorsa, bunun yerine Mr. & Mrs. bilmemkimin noel ağacını ezberlemeye zorlanıyorsa İngiliz diline karşı yabancılaşma yerleşmiş demektir. Kerhen öğrenilen yabancı dilden de bu kadar hayır çıkar.

Hasılı, Türk kültürünü temel alan yabancı dil öğreniminden yanayım. Bugün her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

Bizim English’i Kapadokya Üniversitesi’nde yeniden ihya etmek üzereyiz.

Batı ülkeleri neden İngilizce öğrenim kitaplarında bu kitapların okutulacağı ülkenin kültürünü dikkate almıyor. “Nasılsa satıyor” türünden bir kolaycılık mı, yetersizlik mi yoksa bilinçli olarak bir kültürü ihraç etme çabası mı?

Her ikisi de. İngilizce öğretiminin UK’nin iki numaralı ihracat kalemi olduğunu söylerler. Metotları pazarda tekeldir. Niye bozsunlar ki?

Ürdün-Alman Üniversitesi’nde görev yaparken Arap öğrencilerimin (Ahmet’le Muhammet’in) birbirleriyle ders dışında da İngilizce konuşmalarını hayretle izlemiş ve onlara neden Arapça değil de İngilizce konuştuklarını sorduğumda “Prestij meselesi hocam” cevabını almıştım. Sömürgecilikle Doğu toplumlarının kendi dillerine ve diğer Batı dillerine yönelik tutumları arasında bir bağ olduğunu düşünür müsünüz?

Elbette. Yeni Dünya Düzeni’nin bir diğer adı da “Anglo-Sphere”dir. İngilizce konuşan dünya yani. 1900’lü yılların başından itibaren gündemde olan bir projedir. Hayli yol aldı.

Dil ve düşünce arasındaki bağ dikkate alındığında üretme süreçlerinin yaratıcılığa ihtiyacı olduğu muhakkak. Yaratıcı zihin çağrışımlar yoluyla düşünüyor ve bu da duygularımızla yakından ilgili. Bu açıdan bakıldığında bir yıllık hazırlık sınıfında öğrenilmiş bir İngilizce ile bilim yapmak (üretmek) mümkün görünmüyor. Peki, bu konuda yapılan bunca uyarılara rağmen bu ısrar neden?

İki temel nedenin birisi rant, diğeri aymazlık. Rant derken sadece UK’nin veya ABD’nin global çıkarlarından bahsetmiyorum. Türkiye’deki yerleşik düzenden bahsediyorum. Bu işten geçinen yüz binler hatta milyonlarca öğretmen, öğretim üyesi, dernek, okul vb. ilaveten kitap, yöntem, ilaveten fevkalade hevesli öğrenci velileri var. Konu üzerinde en ufak bir değişiklik önce bunlara çatar. İngilizce eğitim yapmayı (İngilizce öğretimini değil!) bırakmaya kalkın, bakın ne oluyor!

Yabancı dil öğrenmenin beyin üzerindeki etkileri bir yana öğrenilen her yabancı dille dünyaya yeni bir bakış kazanmış oluyor muyuz? Yabancı dil öğrenmenin dünyaya bakışımızı değiştirdiğini düşünür müsünüz?

Düşünürüm tabii. Başını kuma gömmenin âlemi yoktur. Şu şerhle ki, dünyayı doğru okumak için her şeyden önce doğru okuyabilecek, gelişmiş zihinler gerekir ki, bu da ana dilin hakkıyla bilinmesinden geçer. Bu nedenle Türkçe her şeyden önemlidir.

Almanya’da Sprachlehrforchung (Dil Öğretim Araştırmaları) diye bir dal var. Bizde de bu yönde bir bölüme ihtiyaç olduğunu düşünür müsünüz? Türkiye kendi İngilizce öğretim araç gereçlerini üretmeli mi?

Türkiye, kendi kafasıyla, kendisi için, en yararlı olan yöntemi saptamalı ve uygulamaya koymalıdır. Bu söylediğim sadece yabancı dil değil, fen bilimlerinden sosyal bilimlere kadar her alanda geçerlidir. Kendi öğretim araç gereçlerimizi mutlaka üretmeliyiz.

Yabancı dil öğrenimi dediğimiz zaman aklımıza nerdeyse sadece İngilizce geliyor. İngilizce dışındaki diğer dilleri ihmal ettiğimizi düşüyor musunuz? Kültürel ve coğrafi olarak bize daha yakın olan belki “komşu diller” diyebileceğimiz Yunanca, Rusça, Arapça dillerini öğrenmek daha mı az “itibarlı” yoksa daha mı az “gerekli”?

“Anglo-Sphere” dedim ya, İngilizce diller savaşını kazandı gibi duruyor. Şakır şakır İngilizce konuşan bir Arap’la niye Arapça konuşmak için uğraşılsın? Diğer diller gerek duyulduğu kadarıyla öğrenilecektir. Marifet ve iltifat meselesi.

Kendi yabancı dil öğrenme tecrübenizden yola çıkarak yabancı dil meraklılarına bir tavsiyeniz var mı?

Ben öğrendim çünkü öğrenmesem Tokyo’daki Amerikan Lisesi’ni bitiremeyecektim. Keza, Almancayı felsefe kürsüsünde şart olduğu için okudum. Ancak, hedefim her zaman önce geldi. Niçin öğreniyorum sorusunu hiç ihmal etmedim. Heidegger’i Almanca öğrenmeden boylayabilseydim, Almanca ile uğraşmazdım. Nitekim Japonca gibi, olmak/yapmak istediklerimi doğrudan etkilemeyen dillere rağbet etmedim. Önemli olan dil değil, o dille varmak istediğiniz hedeftir. Dil nihayet bir araçtır, amaç değil.

BİZİM ENGLISH

Alev Hanım yaptığı çalışmalar neticesinde Türkiye’nin yabancı dil öğretimindeki sorunları aşabilmesi için öncelikle öğretiminde kendine uygun araç gereçleri üretmesi gerektiği sonucuna varır.

Bu düşüncesini uygulamaya geçirir ve 1981-84 yılları arasında Cumhuriyet gazetesi bünyesinde Bizim English dergisini çıkarır. Yıllardır okullarda “öğretilemeyen” İngilizceyi yerlileştirme ve “bizim” yapma gayretiyle çıkarılan dergi geniş ilgi görür ve tirajı kısa sürede dönemin gazetelerinin önüne geçer. Alev Hanım’la bu kısa söyleşi çerçevesinde Türkiye’de yabancı dil öğrenimine dair görüşlerini ve kendi dil öğrenme tecrübesini konuştuk. Alatlı, Bizim English dergisinin kurucusu olduğu Kapodakya Üniversitesi bünyesinde yeniden okuyucuyla buluşacağı müjdesini de verdi. İlgilileri Bizim English dergisinin eski sayılarını www.alevalatli.com.tr adresinden indirip inceleyebilirler.

  • Bizim English sorunlarının çözümünde Türk öğrencisine yardımcı olmak üzere hazırlanmıştır. English olmasına English’tir ama Türkiye toplumunun yani “Bizim” English’tir. Amaç Türkiyeli öğrencilerin geleneksel eğitim gereçlerinde bulamadıklarını sunmak ve öğrencilere tamamıyla kendi kültürümüzün İngilizcesini öğrenmekte yardımcı olmaktır. Bu nedenledir ki Dergi’deki çizgi romanlardan, ilkokul 5. sınıf tarih kitabının İngilizcesine, Nasreddin Hoca’dan tarihî hakikatlere, Sirkeci’den Taksim’e yürüyen bir kişinin serüvenine kadar, Türkiye kökenli bir İngilizce sunulmuştur.
  • İngilizceyi geleneksel metotlarla öğrenenler, Türkçe çıkışlı bu yöntemi kuşkusuz yadırgayacaklardır. Ancak özellikle çizgi romanlarda izleyeceğiniz gibi ünlemlerin dahi Türkçe olmasının arkasında yatan anlayış, bir Türk’ün elini kestiği zaman ne kadar iyi İngilizce bilirse bilsin “ouch!” değil, “ah!” diyeceğidir.
  • Orta öğrenimin süresince haftada en az iki saat alan İngilizce ders programında öğretilmesi amaçlanan iki bini aşkın İngilizce sözcük içinde, bir tek kere Osmanlı İmparatorluğu, Müslümanlık, Türkiye Cumhuriyeti, Ay-Yıldız gibi, Türkiyeli bir öğrencinin kendi kültürünü anlatmaya kalkıştığında vazgeçemeyeceği sözcüklere rastlanılmamasına karşılık, omelette (omlet), Model-T (Ford motor şirketinin ürettiği ilk arabanın modeli), mono-rail (tek raylı tren), bull-figh (İspanyol boğa güreşi), aqualung (dalgıç tüpü), Victoria Falls (Kanada’da bir şelale), Pele gibi, Türkiye kültürü ve kendi yaşantısıyla bağlantısız sözcüklere sık sık rastlanılmaktadır. Sonuçta, bir yabancı ile karşılaşan Türk İngilizce biliri, bu yabancıya kendisine ait olan ve üzerinde konuşabileceği konuları aktarmaktan acizdir.

Biz öğrencinin yabancılaşmasını ve giderek artan bir bıkkınlıkla “yabancı dil emeklileri” ordusuna katılmasını önleyecek yabancı dil öğretimi sorununun çözümünü, her şeyden önce, Türk eğitim kurumlarında Türkiye’den kaynaklanan öğretim gereçlerinin kullanılmasında buluyoruz.

Yurt dışından ithal edilen, İngiltere ve Amerika kökenli İngilizce öğrenim gereçleri bir yana, yıllarca Türkiye’de kalmış olsalar dahi, yabancı uzmanların Türk öğrencilerinin düşünsel yapısı ve dil öğrenim “dram”larını Türk öğretmenler kadar iyi bilmeyecekleri kanısındayız. Türk öğrencilerinin kültür farkından doğan yaşam ve anlayış biçimini kavramayacakları içindir ki uzmanlar tarafından hazırlanan öğretim gereçlerinin, Türk öğrencilerinin “yaşantılarından” yola çıkmakta başarılı olmayacağı inancındayız.

Türk öğrencilerinin kültür farkından doğan yaşam ve anlayış biçimini kavramayacakları içindir ki uzmanlar tarafından hazırlanan öğretim gereçlerinin, Türk öğrencilerinin “yaşantılarından” yola çıkmakta başarılı olmayacağı inancındayız.

Bugün, İngilizce ile yıllar yılı şu veya bu biçimde haşır neşir olmuş bir öğrenci, hâlen Türkiyemizde geçerliliğini koruyan geleneksek öğrenim sonucunda, kendi yaşantısına, eğitimine, özgeçmişine ya da yalanlarına ait iki sözü bir araya getirememektedir. Öyle ki, eğitimini kolejlerde tamamlama şansına sahip olan İngilizce bilirler dâhil, örneğin, bir Üsküdar İskelesi, Babıali Yokuşu, kerpiç, tespih gibi, Türkiye yaşantısının parçası olan sözcükleri bilememekte, buna karşılık, İngiltere’nin Birmingham şehrindeki Mr. ve Mrs. Brown’ın noel ağaçlı yaşantılarına ait ayrıntıları anlatabilmektedirler.

Yine geleneksel öğretim metoduyla İngilizce öğrenmeye çabalayan bir öğrenci, işletme fakültesi, okul müdürlüğü, mezuniyet belgesi, ücret, devlet dairesi, harç vb. gibi kendisini yakından ilgilendirebilecek kelimelerin yerine, hayatında hiç görmemiş olduğu ve görebilme şansının belki de hiç olmadığı zürafa, domuz ya da Big Ben saat kulesi, yaşamında asla birinci derecede rol oynamayacak kelimeleri öğrenmeye zorlanmaktadır.

Bir yabancı dil kavramanın tek yolunun kişinin ana dilini bilmesinden geçtiği inancı içinde hazırlanan bölümde, Türkçe dil bilgisi ile İngiliz grameri arasında bağlantı kurulmuş ve öğrencinin İngilizce dersinden bir saat önce Türkçe dersinde gördüğü, örneğin bir Şimdiki Zamanın Hikâyesi adlı haber kipinin İngilizce karşılığının Past Continious olduğu belirtilmiştir. Bu suretle ana dil ile yabancı dil arasında kurulan bağlantı, İngilizcenin hatim indirir gibi ezberlenecek bir ses yığını olmadığını belletmeyi amaçlamaktadır.

Örnek olarak kullanılan, Millî Eğitim Bakanlığınca kabul edilmiş ve hâlen okullarımızda okutulan kitaplardan alınmış ve tanımlamaların alındığı eserler de dip notlarda ayrıca belirtilmiştir. Tamamı 12 bölümde verilecek olan ve İngilizcenin yanı sıra Türkçeye de berraklık getireceğine inandığımız bu bölümün, ileride ciltleneceğinden saklanmasını özellikle salık veririz.