Antiqui Orbis- Derviş ve kedi

ABDULLAH UĞUR
Abone Ol

İstif hat: Siyah kedi durdu, kuyruğunu salladı, kayboldu. (İstif, Kristiyan Sarkis’e ait olup kendi sitesinden alınmıştır.)

Rivayet odur ki zaman içinde bir zaman Dımışk içre bir derviş, şeyhinden Allah’ı nasıl, ne ile bileyim diye sual eyler. Şeyh efendi sükût edip dervişe cevap vermez. Derviş baş keser, huzurdan çıkar. Hücresine döner. Sabah namazından sonra şeyh efendi bir kedi yavrusu alıp dervişe teslim eder. “Tekkenin kedisi yavrulamış, al buna da sen bak” diye emanet eder. Derviş bu siyah kedi yavrusunu yanından ayırmaz. Bir hafta sonra bir kedi, bir kedi daha derken, dört kedi emanet edilmiş olur dervişe. Bir tekir, bir sarman, bir gri, bir de siyah kedi…

Ayırmadan sevmek

Derviş, kedileri ciğerle, etle besler. Bir tahtadan kap yontup hücrenin bir köşesine koyar. Kediler buradan su içerler. Gel zaman git zaman derviş kedilere iyice alışır. Geceleri soğuk olduğunda derviş kedileri hücresine buyur eder. Yanında yatırır. Böyle bir gecede derviş, hücresinde birbirine sokulmuş uyuyan kedilere bakarken tefekküre dalar. “Demek ki” der, “Rabbin kula bakışı da böyledir. Ben nasıl ki bu kedileri besler, onlara su verir, onlarla oynar, onları mutlu edersem Allah da kullarını yaramaz, uslu, günahkâr, tövbekâr ayırt etmeden besler, mutlu eder.”

Severek kayırmak

Bir zaman sonra derviş, şeyh efendinin kendisine emanet ettiği ilk kediyi diğerlerinden ayırdığını fark eder. Demek ki Allah’ın yarattığına sevgisi budur, ilk yarattığını hepsinden fazla sever. “Oysa” der derviş, “bu siyah kedi bana kolay kolay sokulmaz. Şu sarman ise her gün ayaklarımın arasında dolaşır, beni görünce miyavlar, çağırsam hemen gelir, ayaklarıma yatar, türlü oyunlar oynar.” “O zaman” der derviş, “Allah’ın sevdiği kullar ile Allah’ı seven kullar arasındaki fark böyle olsa gerektir.” Derviş, Hz. Hızır’ın hamamda sırtını keselediği yaşlı adamın hikâyesini hatırlar, el hak böyledir der. Bazı kullar vardır ki Allah onları sevmeyi ezelde murat etmiştir.

Israrla çalmak

Antiqui Orbis- Yanlış Okumalar
Nihayet

Gün gelir, gün geçer. Bir gece derviş hücre kapısının önünde kedilerin miyavladıklarını, patileri ile kapıya vurduklarını duyar. Kalkar kapıyı açar, kedileri içeri alır. Kediler dervişin sıcak yatağına çıkar, küçük adımlarla kendi etraflarında döner, yatar uyurlar. Derviş, yatağının içinde uyuyan kedilere bakar. “Bu soğuk gecede bu kediler kapıma geldi miyavladı, ben açtım onları içeri aldım. Ben aciz bir kul iken bu kedileri kapımdan çevirmedim. Hiç ganî padişah olan Allah beni kapısından çevirir mi?” der. Varıp ol ulu sultanın kapısına durmak, gözyaşı dökmek gerektir, diyerek çıkar; abdest alıp hücresine döner. Diz üstü edep ile oturur. Kediler bir bir kalkıp dervişin kucağına, sağına soluna sokulurlar. Herkes kendi dilince Allah’ı zikreder.

Nihayet saadet

Sabah olunca derviş, şeyh efendinin huzuruna çıkar. Şeyh efendi “Evladım” der, “sorduğun sorunun cevabını almış gibisin. Şimdilik cevabı bu kadardır, aradan nice perdeler kalkar da daha fazlasını dahi temaşa edersin inşallah.” Derviş uzanır, şeyh efendinin avucunun içini öper. Şeyh efendi “Al” der, “bu mektubu Rûmili’ndeki halifeme götürmeyi seni memur kıldım.” Derviş baş keser, huzurdan çıkar. Hücresine döner. Kedilerin patisinden öper, çıkar gider. Rivayet odur ki, Dımışk’tan Rûmili’ne halifenin tekkesine vardıkta kediler dervişi istikbale çıkarlar.